Devletin burnu

İşte, devletin burnunu üstüne vazife olmayan işlere sokmasına yeni bir örnek daha:
“Başbakanlık boşanmalara çare bulacak.”
Önceki gün bir gazetede yer alan haberin başlığı buydu.
Nasıl çare bulacak diye merak edip okuyorsunuz ve öğreniyorsunuz ki, eğitimle bulacakmış.
Malum, her şeyin başı eğitim ya; Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü de  “artan boşanmalarla ailelerin parçalanmasını önlemek ve sağlıklı bir aile yapısı oluşturmak amacıyla önemli bir proje” başlatmış. Projenin adı “Aile 2009″muş. Bu projeyle evlilik öncesi ve evliliğin devamında verilecek eğitimle çiftlerin evlilik içi iletişim, evlilik ilişkileri ve sorun çözme biçimleri, ailelerarası ilişkiler, aile sağlığı, aile ekonomisi/tüketim kültürü, aile ve iletişim araçları, ailede madde kullanımı gibi konularda bilinçlendirilmesi amaçlanıyormuş.

Özellikle boşanmaların önemli nedenlerinden olan “müsrif eş” sorununu çözmek üzere doğru tüketim bilinci verilmesi projenin baş hedeflerinden biriymiş.

Haklarını yemeyelim; sorun tespitinde son derece çağdaş bir tutum benimsemiş genel müdürlük. Öyle gelin-kaynana anlaşmazlığı, kuma sorunu gibi geleneksel problemlerden çok, modern evliliklerde daha çok ortaya çıkan eşlerden birinin sigara veya alkol gibi zararlı madde kullanması ya da tüketim toplumunun esiri olmak gibi zamane sorunlarını gündeme almış. Üstelik aile eğitimleri yine geleneksel olarak yapıldığı gibi “çocuk odaklı” da değilmiş. Hedef kitle sadece ebeveyn olmaktan çıkarılarak başta evlilik hazırlığı yapanlar olmak üzere toplumun tüm kesimleri olarak tespit edilmiş ve müfredat da buna göre geliştirilecekmiş.

Aranızda birçoğunun, “şimdi ne var bütün bunlarda karşı çıkılacak,  sana da yaranılmıyor” dediğini duyar gibiyim.

Kusura bakmayın ama ben, bizi yönetenlerin bize öğretmenlik tasladığı, bizi “eğitmeye”, adam etmeye, bizim adımıza neyin doğru olduğuna karar verip bize öğretmeye kalktığı, yani o uzun burnunu bizim yaşam alanımıza soktuğu her olayda böyle “kadir bilmez bir şekilde” karşı çıkmaya devam edeceğim.

Düşünüyorum da, bu projede mesela “aile içinde kadının eşine saygılı davranmasının öğretileceği” gibi ayrımcı ve erkek egemen bir söylem kullanılsaydı, yer yerinden oynar, bütün kadın örgütleri ayağa kalkardı.

Oysa mesele, verilen eğitimin kalitesi ya da yönelimi değil… Mesele verilen eğitimin geleneksel ya da çağdaş olması da değil… Mesele, devletin bize evlilik içi ilişkilerimizi nasıl kuracağımızı, evliliklerimizi nasıl koruyup güçlendireceğimizi öğretmeye kalkması… Öğretmeye kalkması için doğrunun ne olduğunu bildiğini iddia etmesi gerekiyor. Üstelik de tek bir doğru olduğuna inanması gerekiyor.

O zaman ne oluyor?

Devlet, evliliklerin korunması konusunda kendi doğrusunu, yani resmi doğruyu bize dayatmış; eğitim yoluyla bizi endoktrine etmiş olmuyor mu?

Devletin “doğrusu” sizin doğrunuzla örtüştüğünde yapılan müdahaleden hoşnut olup sizin doğrunuza ters düştüğünde karşı çıkmak… İşte ideolojik devletin kökünün bir türlü kazınamamasının temel sebebi de bu…

Aslında, uzun yıllardır dillerimize pelesenk ettiğimiz “hizmetkâr devlet” “ideolojik olmayan devlet” hedefini biraz ciddiye alan herkesin bu tip projelere karşı çıkması gerekiyor ama projeler böyle “çağdaş” ambalajlarla sunulduğunda taşıdığı ideolojik muhteva, hedeflediği “endoktrinasyon çabası” kolayca göz ardı edilebiliyor.

Sonra bir gün bir bakıyorsunuz, bir hakim karısına kötü davranan bir adama, eşine çiçek alma cezası verebiliyor.

Bugün, 12.08.2009
 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et