Devlet fetişizmi

Bir gazete yazarı veya bilim adamı serbest piyasa ekonomisini savunduğunda hemen karşılaşacağı suçlama, “piyasaya tapmak” ve “piyasa fetişizmi yapmak”tır.

Bununla ekonomik özgürlüğe öncelik verenlerin piyasa ekonomisinin iktisadî özlü her problemi halledeceğine inandıkları, devletin yararlı olabilecek icraatlarını ve mecburen bazı toplumsal roller üstlenmesi gerektiğini görmezden geldikleri ve insan ilişkilerinin bütünüyle ekonomik mübadele ilişkilerine dayandığını sanıp toplumsal hayatın diğer yönlerini ihmal ettikleri kastedilir.

Bu eleştiriler, şüphe yok ki, yanlış ve haksızdır. Piyasa ekonomisi taraftarlarının çoğu onun en âdil ve en etkin iktisadî model olduğunu söylerler, ama mükemmel olduğunu iddia etmezler. Piyasa ekonomisinin üstünlüğü alternatifleri olan müdahaleci ekonomiye ve komuta ekonomisine nispetledir. Bu çerçevede piyasa ekonomisi sadece kaynak dağıtımında ve üretkenlikte etkinlik bakımından değil aynı zamanda adaletli olmak bakımından da müdahaleci ve komutaya dayalı ekonomilerden daha başarılıdır. Mükemmel olmayan ekonomik modeller arasında bir tercih yapmak mecburiyetinde kaldığımızda, piyasa ekonomisine yönelmenin daha doğru ve yararlı olacağını akıl ve tecrübe ispatlamaktadır. Piyasa mükemmel çalışmayabilir, ama gönüllülüğe değil zora dayanan modellerden daha iyi çalışmakta olduğu açıktır. Piyasaların çalışmadığı durumların çoğunda boşluk gönüllü hayırseverlik faaliyetleri ile doldurulabilir. Ancak, burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta vardır: Hayırseverlik faaliyetleri, yani insan kardeşlerimizle empati kurarak onların acılarını şahsi maddi fedakârlık ve yardımlarla dindirme arayışları, piyasa ekonomisinin alternatifi değil sonucu ve uzantısıdır.

Altını tekrar çizmek gerekir ki, hayırseverlik bir iktisadî faaliyet türü değildir. Hayırseverlik faaliyetlerinin artması iktisadî faaliyetin hacmini genişletmez. O daha ziyade tek taraflı, gönüllü bir veriştir. Bu veriş elbette sadece verilene maddî bir rahatlama sağlamakla kalmaz, verene de bir huzur ve tatmin kazandırır. Ancak, hayır faaliyetlerinin varlığı ve genişliği ekonomik üretkenlikle ve dolayısıyla zenginlikle oranlıdır. Olmayan şey verilemez. Bu yüzden, hiçbir ekonomik model özüne, merkezine hayırseverliği alamaz. Hayırseverlik ekonomik üretkenliğin yan sonucudur. Daha üretken ekonomilerde hayırseverlik faaliyetlerinin genişlemesi beklenir, zira zenginlik arttıkça hayır işlerine katılabilecek insanların sayısı ve bu kimselerin hayır faaliyetlerine ayırabileceği kaynak miktarı artar. Bunu göremeyen bazı kimseler, Batılı “kapitalist” ülkelerin insanlarını kolayca egoizmle ve zor durumdaki insanlara yardım kültürüne sahip olmamakla suçlamaktadır. Bunlara göre serbest piyasa ekonomisi bir taraftan zenginliği artırırken diğer taraftan da “bencilliği” yaymaktadır. Hem zenginlerin fakirlerin aleyhine zengin olmasına hem de zenginleşenlerin açlık ve yoksulluğa kayıtsız kalmasına sebep olmaktadır. Elimizdeki tarihî ve güncel veriler bu iddiayı doğrulamamaktadır. En büyük hayırseverler, hem bireysel hem kurumsal olarak, zengin ülkelerden çıkmaktadır. Bu ülkelerde hayırseverlik mahallî boyutları aşarak uluslararası boyutlar kazanmaktadır. Bunu mümkün kılan, zengin ülkelerin hayırseverlerinin fakir ülkelerdeki insanlardan daha üstün insanî nitelikler taşıması değil, daha iyi hayat şartlarına ve hayır faaliyetlerine tahsis edilebilecek daha fazla kaynağa sahip olmasıdır.

Piyasa ekonomisini savunanların çoğu, bazı alanlarda devletin aktif olması gerektiğini düşünür. Bunun tipik örneği millî savunmadır. Bedavacılık problemi yüzünden, yani savunmaya piyasa şartlarında katkıda bulunmak için ödeme yapmayı reddedenlerin de bu hizmetten yararlanması önlenemeyeceği için, millî savunmanın devletler tarafından üstlenilmesi ve vergilerle finanse edilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Ancak, piyasadaki tüketici kontrolüne benzer bir kontrol olmadığı için devletlerin abartılı savunma harcaması yapmasına ve keyfî savaşlara girmesine de engel olunamamaktadır. Bazen silahlı güçlere verilen imkânların, savunma görevlileri tarafından, Türkiye’de sıklıkla şahit olduğumuz gibi, o imkânları temin edenlere karşı kumpas çevirmek için kullanıldığı da görülmektedir.

Piyasa fetişizminden söz edenlerin çoğu, çok zaman, gerçekten fetişizm olarak adlandırılabilecek bir pozisyonu benimsemektedir. Piyasa netice itibarıyla bir anonim süreçtir, bir özne, yapıp ettiklerinden sorumlu tutulabilecek bir fail değildir. Oysa devlet, politikacı ve bürokratlarıyla, ayrımcı karar ve uygulamalarıyla, kişisel ve kurumsal olarak teşhis ve takip edebileceğimiz bir öznedir. Bu yüzden asıl fetişistlik yapanın piyasa taraftarları değil devletçilik taraftarları olduğunun söylenmesi daha uygundur. Hatta böylelerine, kendi kelime hazinelerinden yararlanarak, “devlet fetişistleri” yanında, “devlet tapıcıları” denmesi de mümkündür. Devlet fetişistleri ne zaman nerede ekonomik veya gayri ekonomik bir toplumsal problem görülse, çözüm için hemen devlete çağrıda bulunmaktadır. Devletin ilgili problemi çözmesinin mümkün olup olmadığına bakmaksızın bir devletçi çözümün mümkün olacağını varsaymaktadır. Devlet müdahalelerinin başarısız olduğu durumlarda müdahalelerden vazgeçilmesi yerine daha fazla müdahale yapılmasını talep etmektedir. Sözüm ona piyasa başarısızlıklarından biteviye şikâyet ederken, devlet başarısızlıklarını görmezden gelmektedir. Devlet müdahalelerinin yarattığı birçok ekonomik problemi piyasaya atfetmektedir. Devlet fetişistleri, çoğu zaman, tam bir devletçilik talep eden sosyalistler hariç, çifte standartlı davranabilmektedir. Bir alanda devlet müdahalesine karşı çıkarken başka bir alanda devlet müdahalesi istemektedir. Mesela, iktisatta devletçi olanlar siyaset ve sanatta devletçi olmayabilmekte veya iktisatta serbestlik taraftarı olanlar dinî ve siyasi hayatta devlet kontrolü talep edebilmektedir.

Devletçiliğe tutarlı olarak ve her alanda karşı çıkmak gerekir. Devlet kontrolünde olan alanlara bir göz atın. Zorla içine tıkıldığınız sosyal güvenlik sistemi sizi tatmin edecek bir hizmet veriyor mu? Öğrenci veya öğrenci velisi olarak üzerinizde korkunç bir devlet tahakkümü kuran eğitim sisteminden memnun musunuz? Devletin dinî inançlarınıza ve dinî hayatınıza müdahalesi sizi mutlu ediyor mu? İfade özgürlüğünü kim kısıtlıyor? Aklınıza gelen bazı düşünceleri telaffuz edememenizden kim sorumlu? Kim sizi istemezseniz de evinizden alıp zorla askerlik yaptırıyor? Bir litre benzine ödediğiniz paranın % 70’inin vergi olması kimin marifeti? Niçin devlet kurumlarının, özellikle askeriyenin harcamalarını kontrol edemiyorsunuz? Kimin eli cebinizden çıkmıyor? Hangi organizasyon, insanların işsiz kalmamasına, işi olanları koruma adına sebep oluyor? Niye Türkiye’de otomobiller Avrupa’dakinin bir katı fiyatla satılıyor?

Devlet fetişizmi bütün dünyanın ve bu toprakların ciddi bir problemidir. Devleti tanrısallıktan çıkartıp dünyevileştirmedikçe; velinimetimiz olmaktan uzaklaştırıp hizmetkârımız kılmadıkça; yetki ve imkânlarını sınırlayıp nasıl kullanıldıklarını sıkı sıkı denetlemedikçe ve çözsün diye devlete koştuğumuz birçok problemin ana, asıl, esas kaynağının ve sorumlusunun devlet olduğunu idrak etmedikçe, medenî ve müreffeh bir ülke olamayız.

Zaman, 20.11.2009

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et