Demirtaş’ın tencere-tava çağrısı

HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın insanları operasyonlara tepki olarak tencere-tava çalma eylemine davet ettiğini duyduğumda, Suriçi’nin sakinleri ile Sidar Basut’un yaptığı ve 21/23 Ocak 2016’da Radikal’de yayınlanan röportaj aklıma geldi.

Röportaj’da mahalleden canını kurtarmak için kaçan biri şöyle diyordu: “Her gün kapımızı çalıp diyorlardı bize ‘hepiniz dışarı çıkın tencere tava çalın.’ Kimseye rahatlık vermiyorlardı. Çıkmayanların tek tek kapısını çalıp dışarı çıkartıyordu. Yani düşün silahlar patlıyordu, o silahların arasında bize diyorlardı sokakta bekleyin.”

Demirtaş’ın tüm ülkeye yaptığı çağrısı karşılık bulmadı. Destek istediği insanlar ölüm tehlikesi altında da değillerdi üstelik! Bu tepkisizlik hiç şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan böyle bir çağrının yapılmış olmasıdır.

Zira, Parti’ye oy vermiş, Parti’nin sıkı destekçisi olan bölge halkından bile destek bulamayan bir girişime hangi akla hizmet veya hangi yüzle diğer kamuoylarından ve öteki partilerin seçmenlerinden destek istenir ki!

HDP, özyönetim ilan edilen bölgelerde yaşayan ve kendilerine sıkı sıkıya bağlı, hiçbir koşulda desteğini çekmeyecekmiş gibi görünen kor taraftarlarını bile Hendekli Özyönetim Savaşı’nın haklılığına ikna edemedi.

Röportaj’da başka biri Parti’yi normalde nasıl desteklediklerini şöyle anlatıyor: “Bak abla Diyarbakır halkı gururlu bir halktır. Düşün ki bu belediyelerden hiçbir hizmet verilmiyor halka. Ama yine de oy zamanı geldiğinde insanlar gidip oyunu HDP’ye veriyor, bak bu bir örnektir, yerlere baktığın zaman her yer çöplük içinde ama biz de gidip oyumuzu onlara verdik!”

Peki niye verdi bu insanlar oylarını HDP’ye? Açık ki, siyaseten elleri güçlensin, kendilerini iyi temsil edebilsinler ve demokrasi içinde kalarak barışı tesis etsinler diye verdiler. Seçmenleri, siyaset için verdikleri büyük desteğe rağmen HDP’nin şiddete karşı çıkmamasına, bunu da geçtik, üstüne bir de canhıraş savaşa destek vermesine ne anlam verebildi ne de hak.

Aynı HDP seçmeni şöyle devam ediyor: “Yani bu hendek iyi bir şey olsaydı, inanın burada konuşan herkes, şuan burada oturan 10 aile var, biz hepimiz oyumuzu HDP’ye verdik. Eğer ki yapmış oldukları bu hareket güzel bir şey olsaydı biz de Sur’dan çıkmazdık. Fakat biz 80 tane milletvekili çıkardık ki bizi savunsunlar, daha konuşmaya başlamadan hendekler kazılmaya başlandı.”

Yapılana bir türlü akıl erdiremeyen başka bir kişi de şöyle diyor: “Biz oylarımızla zaten onlara gereken desteği vermiştik, şimdi niye bunu yaptılar bir türlü anlayamıyorum. Çünkü bizi çok iyi bir şekilde temsil edebilirlerdi.”

HDP açıkça haksız, anti-demokratik ve irrasyonel olan bu girişimi hakim anti-Erdoğancı fanatikliğe, katı-kimliksel partizanlığa ve kara propagandaya rağmen başta kendi tabanı olmak üzere hiç kimseye izah edemedi. Üstelik, adı güya demokratik halk savaşı olan bu saçmalığın failleri bizzat halktan gelen en ufak bir eleştiriyi gözdağı ve tehditle bastırma yoluna gitti. Hayatları altüst edilen ve evleri barkları tarumar edilen bu insanlara yakınma imkânı bile tanımadılar.

Yine şöyle feryat ediyor biri: “Şimdi bir de öyle kötü bir dönemdeyiz ki halk korkudan doğruları da konuşamıyor. Gerçekler konuşulsa var ya yer yerinden oynar. Çünkü korkudan eleştiremiyoruz, eleştirdiğimiz an bize diyorlar ‘oğlum sen devletçisin.’ Halbuki doğru değil bunlar, biz diyoruz ki barışı getirin.”

Evet, kanayan yaralara ve kemikleşmiş kinlere basarak, önyargılara oynayarak, ırkçı ilkel duyguları köpürterek, gerçeği çarpıtarak veya kara propaganda yaparak kamuoyu desteği elde etmenin de bir sınırı var. PKK/HDP hendek savaşıyla bu sınırı artık iyice aştığını tecrübe etti. Ne var ki, bu tecrübenin ağır bedelini önce halka ödetti.

Yeni Yüzyıl, 08.02.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/demirtasin-tencere-tava-cagrisi-1218

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et