Daha ne kadar “idare” edilebilir?

Kamuda başörtüsü yasağının kaldırılmasına -birtakım marjinal grupları saymazsak- görünürde CHP’deki beş-altı ulusalcı isim dışında açıktan karşı çıkan olmadı.

Aslında bu normal bir tablo değil.

Normal değil, çünkü bundan beş-on yıl önce, tam bir tabu olan bir konuda yüzde 30’luk “endişeli” kitlenin sessiz sedasız bir şekilde “hidayete ermesi” gibi bir durumla karşı karşıyayız.

Hatırlayın, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılması tartışmaları sırasında, yasağı savunanlar, her sıkıştıklarında“İyi de bu kız öğrenciler üniversiteden mezun olunca, bu defa da kamuda çalışma hakkı isteyecek; onu da mı vereceğiz!” çıkışını yaparlardı. Bu argüman muarızlarının “gizli ajandalarının” deşifre olduğu; dolayısıyla tam olarak köşeye sıkıştıkları noktaydı onlara göre.

Doğrusu, haksız da değillerdi. Zira bu soruyla karşı karşıya kalan pek az insan dobra dobra“Elbette vereceğiz; hatta liselerde de vereceğiz” diyebilir, (bu sonuncusu hâlâ söylenemiyor) çoğunluk konuyu geçiştirmeye çalışırdı.

Peki sonra ne oldu? “Başörtülü memur” tablosunu hayal bile edilemez gören bu kitle, kendi kendine derin bir muhasebeye girdi, bunun ne büyük bir haksızlık olduğunu anladı, laiklik anlayışını değiştirdi, gizli gizli özeleştiri yaptı da mı bu noktaya geldik?

Hayır… Bu konuda ne fikirlerini ne de duygularını değiştirdiler.

Başörtüsüyle tahtada ders anlatan bir kadın öğretmenin ya da mahkeme salonunda başörtülü bir kadın yargıcın, birçoğuna hâlâ bir “hilkat garibesi” gibi göründüğünden eminim. Bu tabloyu asla içlerine sindiremediler; sadece pes ettiler, çaresizlikle boyun eğdiler, ama asla kabullenemediler.
 
CHP artık bir parti değil
 
CHP’nin şu anda içine düştüğü durum, bu “kabullenememe-karşı çıkamama” halinin tipik bir tezahürü…

Parti içindeki Ulusalcı Kanat kamuda başörtüsüne karşı bayrak açıyor; parti yönetimi ise ne onlara katılabiliyor ne de karşı çıkabiliyor.

Katılamıyor; çünkü halktan bu kadar kopmayı göze alamıyor.

Karşı da çıkamıyor çünkü için için onlar gibi düşünüyor ve hissediyor.

Bu çıkmazı gizlemek için söyleyebildiği tek şey ise, “Bizim partimizde demokrasi var, isteyen istediğini savunur” oluyor.

Tabii o zaman da “Parti nedir” sorusu geliyor gündeme… Ülkenin rejiminin niteliğine ilişkin bu kadar temel bir meselede farklı çizgi izleyen; hemen her konuda birinin ak dediğine diğeri kara diyen iki grup bir parti çatısı altında olabilir mi? Olursa bu yapıya “siyasi parti” denebilir mi?

Denilemeyeceğini aklı başında bütün CHP’liler biliyor ama kimse üç seçimin arka arkaya geleceği böyle bir dönemde bölünmeyi göze alamıyor. Önümüzdeki üç seçim atlatılana kadar CHP’nin bu yapısını değiştirmesini bekleyemeyiz. Ama ondan sonra bu partinin bölünmesi ve kendi unsurlarına ayrışması kaçınılmaz görünüyor…
 
Arınma için bölünme şart
 

Açıkçası ben böyle bir bölünmenin siyasi hayatımızın yaşadığı en hayırlı bölünmelerden biri olacağını düşünüyor ve dört gözle bekliyorum.

Sebebi de basit:

Fikir mücadelesi dinamik bir süreçtir. Mücadele veren her iki tarafı da değiştirir. Görüşler netleşir, sistemleşir, kristalize olur. Çoğu zaman, mücadele ettiğiniz fikrin sizin içinizdeki kalıntılarını fark etmenin ve onlardan kurtulmanın en iyi yoludur fikir mücadelesi. Bugün CHP içindeki Ulusalcı Kanat, bu partinin içinde yanlış olan, zararlı olan, anakronik olan ne varsa, hepsininyoğunlaşmış halini temsil ediyor.

CHP içindeki sağlıklı unsurlar Ulusalcı Kanat’la bir siyasi hesaplaşmaya girdiklerinde, bu aynı zamanda onların kendi içlerindeki “yanlış”la; kendi tarihleriyle, kendi tabularıyla hesaplaşmaları, Kemalist kalıntılardan arınmaları süreci olarak yaşanabilir.

Tabii yaklaşan hesaplaşma, kişilere endeksli bir kapışma haline getirilip bu fırsat harcanmazsa…

Bu yazı Bugün Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et