Cumhuriyeti Koruma ve Kollama Görevi

Süleyman Demirel, iç hizmet kanununun 35. maddesine göre TSK’nın darbe yapma hakkı vardır diyor. İç Hizmet Kanunu 35. maddesinde, “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır” diye yazıyor.  Hangi devletin silahlı kuvvetlerinin vazifesi o ülkeyi ve o ülkenin Anayasa düzenini kollamak ve korumak değildir ki?

Yıllarca Başbakanlık yapan, Cumhurbaşkanlığı yapan, çok defa darbeciler tarafından görevinden alınan Süleyman Demirel, Silahlı Kuvvetlerin darbeleri yasa gereği yaptığını söylerken acaba ne demek istiyor?

28 Şubat’ın suç ortağı Süleyman Demirel, kendini temize çıkarmak için mi bütün darbeleri yasallaştırıyor? Ya da, darbe istemiyorsanız, bu yasayı değiştirin mi demek istiyor? Eğer bunu demek istiyorsa, insana, sen 4 defa iktidar oldun, bu yasaya değiştirme imkânına sahiptin, neden bu yasayı değiştirmeyi hiç düşünmedin diye sormazlar mı? Yaksa, Süleyman Demirel siz demokrasiyi ne yapacaksınız, asker vesayetinde yaşamaya devam edin mi demek istiyor.

Cibali Karakolu Başkomiseri de Cumhuriyeti Koruma ve Kollama İle  Görevlidir

Sayın Demirel’in akıl yürütmesinden gidersek, yalnız Silahlı Kuvvetler değil, bütün kamu görevlileri Cumhuriyeti korumak ve kollamak için yönetime el koyabilir. Bütün kamu görevlileri,  “… Atatürk inkılap ve ilkelerine … sadakatle bağlı kalacağıma … milli, demokratik, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim” diyerek göreve başlamaktadır.

Bu yemini eden bütün kamu görevlileri,  Cumhuriyeti koruma ve kollama konusunda ağır bir sorumluluk yüklenmişlerdir.  Hanımı resmi törenlere hiç gelmeyen, kaynanasının başını hiç açmadığı herkesçe bilinen Devlet Su İşleri Bölge Müdürünü, oranın çalışanları alaşağı edip, oraya Atatürkçülüğünden kimsenin şüphe etmediği bir arkadaşlarını getirebilirler.

Cibali Karakolu Baş komiseri Cafer’in de birinci vazifesi, iç hizmet kanununda yazsın yazmasın, “Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.” En azından, böyle bir tehlike gördüğünde Cibali’de durumu el koyabilir. Mesela Cibali’de kamusal alana başörtülülerin, sakallıların girmesini yasaklayabilir. Nitekim bazı mahkemelerde yargıçlar bu görevi yerine getirmekte, duruşmalara ister davacı olsun, ister davalı olsun, isterse avukat, isterse de şahit olsun başörtülü kadınları sokmamaktadır. Aynı şekilde bazı doktorlar da kan vermek isteyen başörtülülerden kan almamaktadır.

Türk Gençliği de İnkılapların ve Rejimin Sahibi ve Bekçisidir

Cumhuriyeti korumak ve kollamak için, silahlı kuvvetlerde ya da kamuda görevli olmaya da gerek yoktur. Bakın Atatürk Bursa nutkunda ne diyor:

 “Türk gençliği inkılapların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların, lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve inkılapları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve hareket duydumu; bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir; elle, taşla, sopa ve silahla… nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç ‘Polis henüz inkılap ve cumhuriyetin polisi değildir’ diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkûm edecektir. Yine düşünecek ‘Demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım’ diyecektir. Onu hapse atacaklar kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber bana, İsmet Paşa’ya telgraflar yağdırıp suçsuz olduğu için tahliyesini çalışmasını istemeyecektir. Diyecek ki, ‘Ben inanç ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri de düzeltmek benim vazifemdir.’ İşte benim anladığım Türk genci ve Türk geçliği.”

Atatürkçü Düşünce Toplulukları, Cumhuriyetçi Düşünce Toplulukları, Demokratik Düşünce Topluluğu, Atatürkçü Düşünce Kulüpleri, Atatürkçü Düşünce Dernekleri vs Atatürk’ün söylediğini iddia ettikleri bu sözlerle sürekli gençleri harekete geçirmeye çalışmaktadır.

Şimdiye kadar hiçbir savcı da bunlar hakkında dava açmadığına göre, Atatürk’ün adını kullanarak açıkça kanunsuzluğa çağrı yapmak serbesttir, ya da Atatürk’ün söylev ve demeçleri kanunların üzerinde sayılmaktadır.

 
Cumhuriyeti Koruyup Kollarken Köşeyi Dönmek

Adam Cumhuriyet mitinglerinde ve televizyonlarda Cumhuriyeti korumak ve kollamak için yırtınıyor; herkese saldırıyor, darbe yapmayan Genelkurmay Başkanına hakaretler yağdırıyor; adeta bir meczubu oynuyor. Gerçekte ise hesabı kitabı sağlam… Cumhuriyeti korumak hikâyesi ile Kuvvet Komutanları ile ilişki kuruyor, asıl amaç Kuracağı televizyona OYAK’tan reklam garantisi almak…

Adamın kurduğu televizyon eften püften programlarla bayağı reyting alıyor, Cumhuriyet mitinglerinde bilenen halk eve dönünce bu televizyonu seyrediyor. Adam keskin muhalefet yapıyor, 24 saat iktidara saldırıyor, muhalefeti övüyor. Cesaretinden dolayı adamı takdir edeceğiz, bir de öğreniyoruz ki, adam ana muhalefet partisinden 3,5 milyon dolar almış. Meğer CHP bu parayı bu televizyona, partiyle ilgili bir belgesel yapma karşılığı vermiş. Ortada belgesel yok, ama 3,5 milyon dolarlık bir fatura var. CHP Tuncay Özkan’ın televizyonuna kimsenin bilmediği ve seyretmediği bir belgesel için 3,5 milyon dolar ödemiş, bunun faturasını da gösterdi, kimsenin de bir şey diyeceği kalmadı. Partilerin hesaplarını inceleyen savcı da, bilirkişiler tespit etsin bakalım, Tuncay Özkan’ın yaptığı program kaç kuruş eder, demedi… Erbakan ne kadar safmış; kayıp trilyonlara böyle bir fatura uyduramamıştı.

Tuncay Özkan’ın televizyonunun en büyük serveti AB düşmanlığı idi, AB’den yana olan herkesi ulusa ihanetle suçluyordu… Meğer adam programlarından birini de AB desteği ile sürdürüyormuş. AB’den araştırma projesi alıp yürüten bilim adamlarını vatanı satmakla suçlayan Emin Çölaşan’ın dava arkadaşı meğer pek seyredeni olmayan Kiosk programını da  AB desteğiyle sürdürüyormuş.

Tuncay Özkan işler biraz ters gidince bu televizyonu çok iyi bir para ile sattı. Adam Cumhuriyeti koruma ve kollama derken servet yaptı…  Biz de, bir Atatürkçü derneğin adını kullanarak Örtülü Ödenekten 5.500 lira tırtıklayan Selçuk Parsadan’ı büyük dolandırıcı sanmıştık.
 

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikDarbeci generale serzeniş
Sonraki İçerikHangi İktisat?

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et