Çirkin İşbirliği

Hükümet çevreleri bugünlerde çok mutlu. Sebebi, AB ile varılan anlaşma. Medyaya yansıyan haberlere göre anlaşmanın, ana hatlarıyla, birbiriyle bağlantılı iki ayağı var. İlki özellikle Suriyeli mültecilerle ilgili.  Türkiye mültecileri ağırlayacak ve Avrupa tarafından iade edilen mültecileri kabul edecek. Bunun karşılığında AB Türkiye’ye mülteci hizmetlerinde kullanılmak üzere 3 milyar Euro ödeyecek. İkinci ayakta AB’ye katılma müzakerelerinde uzun zamandır yaşanan tıkanma giderilecek ve birkaç fasıl açılacak. Ayrıca, bazı şartların yerine getirilmesini içeren bir plan dâhilinde TC vatandaşlarına Ekim 2016’da Avrupa’da serbest dolaşım hakkı verilecek.

Bu anlaşma hükümet tarafından bir zafer olarak sunulmakta. Sanırım AK Parti değil başka bir parti iktidarda olsaydı yine aynısı yapılırdı. Ancak, benim bu anlaşmaya itirazlarım var.

Bu anlaşma bana ahlâksız bir işbirliği gibi görünüyor. AB Türkiye’ye rüşvet veriyor ve Türkiye bunu memnuniyetle kabul ediyor. Yani iki taraf ta kirli bir işe ortak oluyor.

Mültecilere yardım hem bir insanlık görevi hem de uluslararası hukuk tarafından her ülkeye verilen bir görev. Türkiye bu bakımdan son yılların en iyi siciline sahip, Avrupa ise en kötü sicillerden birine. AB ülkeleri Suriye’ye müdahaleye hevesli ama Suriyeli mültecileri kabul etmede isteksiz. Çeşitli gerekçelerle kapıyı o mağdurlara kapalı tutmak istiyor. Türkiye mülteciler için önemli bir geçiş yolu olduğu için mülteci akınını Türkiye’de durdurmak arzusunda. Bu yüzden, Türkiye’ye son yıllarda hiç olmadığı kadar güleryüz gösteriyor. Türkiye de kuşatılmışlık hissini kırmak ve AB ile ilişkilerini iyileştirmek için bu işbirliğine istekli görünüyor.

Ancak, ortada yanlışlıklar var. Bir kere, mülteciler zorla bir yerde tutulamazlar. Bu insanlar istedikleri ülkeye gitmeyi denemekte özgür olmalı. Türkiye bunu yapmak isteyen mültecilere engel olmaya kalkarsa, ülkeyi mülteciler için açık hapishaneye çevirmek zorunda. Bu asla tasvip edilemez. Ayrıca, Türkiye ne yaparsa yapsın AB’ye mülteci akınını sıfırlayamaz, engelleyemez.

AB güvenilir bir ortak değil. Bugün bize güleryüz göstermesi gerçek duruşunun bu olduğunu göstermez. AB verdiği paraya dayanarak Türkiye’yi denetlemeye, sorgulamaya kalkışır ve ilticaların sorumluluğunu Türkiye ‘ye atar. AB tarafından vize konusunda verilen sözlere de güvenilemez. Bir kere, seyahat serbestisi şartlara bağlı ve zamanı geldiğinde AB bu şartların gerçekleştirilmediğini ileri sürebilir. İkincisi, takvim ilerlediğinde AB şartlar değişti bahanesiyle sözünden cayabilir ve Türkiye buna karşı hiçbir şey yapamaz.

Ne yapmalı? Sadece eleştirmiş olmamak için ne yapmak gerektiği hakkında bazı şeyler söyleyeyim. Türkiye AB’den mültecilere yardım isteme hakkına sahip. Göçmen dalgasının büyümemesi bir ölçüde buna bağlı. Ayrıca Almanya, Fransa, İngiltere, ABD gibi ülkeler Suriye’ye müdahilse ortaya çıkan sonuçtan da bir ölçüde sorumlu. Dolayısıyla, Türkiye bu ülkelere elinizi cebinize atın diyebilir. Ama 3 milyar Euro komik bir rakam. Türkiye çok daha fazlasını istemeli. İkinci olarak, Türkiye açık hapishaneye dönüşmeyi göze alamaz, almamalı. Hayatını kurtarmak için kaçan insanlara elbette kapılarını açık tutmalı, ama mültecileri topraklarında kalmaya zorlamamalı. Buna hakkı yok. Bu yola başvurursa insan hakları ihlâli yapmış olur.

AB ile ilişkilerde her zaman dikkatli ve kuşkucu olmakta fayda var!

Yeni Yüzyıl, 02.12.2015

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikYürekten vurulmak
Sonraki İçerikMüzenin İçi ve Dışı

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,724TakipçilerTakip Et