CHP’deki Değişim Ve Muhtemel Sonuçları

Deniz Baykal’ın CHP genel başkanlığından istifa etmesinden sonra bu göreve Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmesiyle başlayan sürecin yol açması muhtemel sonuçlar tartışılıyor. Tabii ki, sadece CHP’nin değil, genel olarak Türkiye siyasetinin geleceği bakımından da…

En başta, böyle bir değişikliğin seçmen desteğinin genişlemesini sağlamak suretiyle CHP’yi sahici bir iktidar alternatifi haline getirmesi ihtimali akla geliyor. Konuşulan ikinci ihtimal ise, bununla ilişkili olarak, siyasi sitemin bundan böyle iktidarın AKP ile CHP arasında gidip geldiği iki-partili bir işleyişe kavuşabileceği. Nihayet, CHP’de meydana gelen yönetim değişikliğinin “arkasındaki” iradenin sadece iç dinamiklerle açıklanamayacağı, bunun aslında AKP’yi etkisizleştirme amaçlı daha büyük bir kurgunun ilk aşaması olduğu ileri sürülüyor.

Sonuncusundan başlarsak: Epey bir süredir Türkiye’deki değişimi durdurmak isteyen statükocu odakların AKP’yi iktidardan düşürmek için neredeyse her yolu denemeye hazır olduklarını biliyoruz. “Ergenekon” adıyla maruf komitacı örgütlenmenin bu arayışın bir ürünü olduğu açık. Ne var ki, tam da bu soruşturmanın gösterdiği gibi, Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu şartlar ve uluslararası konjonktür bu yolun çıkmaz olduğunu heveslilerine göstermiş bulunuyor. Onun için, ister-istemez “sistem-içi” yolları denemek zorunda kalan çevrelerin bu sefer iktidar partisi karşısında yegâne güçlü siyasi aktör olan CHP’nin performansının iyileştirilmesine umut bağlamış oldukları tahmin edilebilir.

Eğer öyleyse, aynı iradenin, Baykal’ın başında bulunduğu bir CHP ile “bu işin gitmediği”ne karar vererek malum “kaset darbesi”ni planlamış olmaları akla yakın bir ihtimaldir. Ne var ki, bu varsayımın iki zayıf yanı var: Birincisi, böyle bir senaryoyu hazırlamış olan bir “irade”nin varlığına inanmak zor. İkinci olarak, AKP karşıtı iç ve dış odakların koordineli bir biçimde hareket etmiş oldukları varsayımı da yeterince ikna edici değil. Çünkü, “dış odaklar” her neyseler, bunların hepsinin AKP karşıtı oldukları söylenemez. Evet ABD’de İsrail’le uyumlu –hatta onunla işbirliği halinde- çalışan AKP karşıtı bir “neo-konservatif” odak var. Ama öte yandan, Avrupa Birliği Türkiye’deki değişim politikasının yegâne aktörü olarak gördüğü AKP’ye karşı böyle bir tezgâhın içinde yer alacağı da gerçekçi bir ihtimal değil.

Bu durumda başa dönerek, CHP’nin güçlü bir iktidar alternatifi haline gelmesi ve buna bağlı olarak iki-partili bir sisteme doğru gidiş ihtimalini ele alabiliriz. Gerçekçi olmak gerekirse, CHP’deki yönetim değişikliğinin bu partinin popularitesini bir ölçüde artıracağı kesin görünüyor. Kılıçdaroğlu’nun çizdiği nispeten “halka yakın” lider imajı ve partinin eskisinden çok daha fazla demokrasi konusunda duyarlı olacağına ilişkin bazı işaretler bu beklentiyi gerçekçi kılıyor. Ne var ki, medyanın bir kesiminin abartılı tahminlerine rağmen, CHP’deki yükselme eğiliminin onu iktidara taşıyacak bir boyuta ulaşması en azından yakın vadede zor görünüyor.

Çünkü, CHP’nin şöyle bir açmazı var: Kılıçdaroğlu yönetiminin partinin iktidar şansını ciddi olarak artırabilmesi önemli ölçüde onun partinin söylemini daha demokratik ve özgürlükçü yönde değiştirmeyi ve bunu istikrarlı olarak sürdürmeyi başarmasına bağlıdır. Bu ise sadece “sosyal mesele”de partinin daha duyarlı hale getirilmesiyle sağlanabilecek bir şey değildir. Bunun için partinin hem Kürt meselesinde hem de lâiklik meselesinde “eksen kayması” gibi bir riski göze alması gerekiyor. Bunun CHP açısından bir “risk” olması, böyle bir durumda, “lâikçi-Cumhuriyetçi” geleneksel tabanının partiden uzaklaşması ihtimalinden kaynaklanıyor. Kaldı ki, Kılıçdaroğlu’nun kendisi ve belki bir-iki arkadaşı bu yönde kararlı bir irade gösterse bile, eski yönetimle aşağı yukarı aynı zihniyet dünyasını paylaşan yeni yönetimin böyle bir değişimi taşıyabileceği şüphe götürür.

CHP’nin güçlenmesiyle Türkiye siyasetinin iki-partili bir yapıya doğru evrilme yoluna girme ihtimaline gelince, bunu konuşmak için şimdilik vakit erken. Bu, büyük ölçüde CHP’nin sözünü ettiğim “eksen kayması”nı başarılı bir şekilde gerçekleştirmesine bağlıdır. Oysa bundan emin olamıyoruz. Çünkü, hiç belli olmaz, bakarsınız, Kılıçdaroğlu’nun partiyi yeni bir rotaya sokma çabası bir şekilde durdurulur ve “eski düzen”i restore etme amacı güden bir irade yeniden partide inisiyatifi ele alır.

Taka Gazetesi, 01.06.2010

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et