Çerçeveyi mıhlamak

‘Çerçeveyi mıhlamak’ (ya da belirlemek) iletişim teorisinde kullanılan bir kavram. Anlamı, bir olay vuku bulduğunda erken davranarak söz konusu olayla ilgili müteakip konuşma ve tartışmalarda kullanılacak kavramları ve çerçeveyi tayin etmek. Bunu başaran, tartışmaların kendi çizdiği çerçevede kalmasını sağlayabilir, söylem üstünlüğünü ele geçirebilir ve böylece alternatif yaklaşımları dezavantajlı konuma düşürebilir.

17-25 Aralık ve sonrasındaki bazı gelişmeleri bu çerçevede değerlendirebiliriz. Hem 17-25 Aralık’ın kendisi çok ilginçti hem de 17-25 Aralık’tan sonra en az onun kadar ilginç bir dizi olay gerçekleşti. Bu olayların hepsi aynı cinsten değildi. Aralarında büyük farklılıklar vardı. Hatırlatayım. 17 ve 25 Aralık görünüşte bir yolsuzluk operasyonu olarak zuhur etti. Bir yönüyle elbette öyleydi ama hiçbir surette sadece ondan ibaret değildi. Aynı zamanda bir otonom bürokratik yapılanmayla demokratik iktidar arasındaki kavgaydı. Sonra neler oldu, neler ortaya çıktı? MİT tırlarına yasa dışı operasyonlar yapıldı. Hem de iki defa. Bu operasyonlar üzerinden hükümet hem İrancılıkla suçlanmak hem de ve El-Kaide terörüyle ilişkilendirilmek istendi. Dinleme skandalları patlak verdi. Düzmece örgütler üzerinden yüzbinlerce insanın hukuk dışı yollarla izlendiği anlaşıldı. Dinleme devlet kademelerini de kapsadı. Başbakan, Cumhurbaşkanı ve başka siyasîler, hem de kriptolu telefonları üzerinden dinlendi. Daha da vahimi, bu telefonlar TÜBİTAK tarafından dinlenemez diye hazırlanıp ilgililere sunulmuş ve şifreleri aynı anda dinleyen mahfillere servis edilmişti. Başbakanın ve cumhurbaşkanının dinlenmesi yasalara da ahlâka da aykırıydı ama üzerinde duran az oldu. Daha da vahimi, bu olayın sembolik anlamıydı. Başbakan’ın bile güvenli telefon konuşması yapamadığı yerde biz sıradan insanların hâli ne olur acaba? Cumhurbaşkanı da utanç verici bir tavırla ‘dinlenmedim diyemem, ama bir korkum yok’ dedi. Yani, dinleyen illegal mahfillere ‘dinleyin dinleyebildiğiniz kadar, korkusu olan korksun’ mesajını verdi. Dinleme skandalı Dış İşleri’ndeki Suriye senaryoları tartışmalarının deşifre edilmesiyle zirve yaptı. Toplantı da esas itibariyle bir savaşı önleme arayışıyken savaş mizanseni hazırlama gibi topluma sunuldu.

Sağlıklı bir kafa bu tablo karşısında ne yapar? Her olayı dikkate alır. Her olay üzerinde değerlendirmeler yapar. Birini diğeriyle dengelemez. Birinin vehametini diğerinin vehametini gizlemek için kullanmaz. Biriyle diğerini örtmez. Ne var ki, Türkiye’de kimi çevrelerin yaptığı tam da bu.

Yolsuzluklar demokrasilerde istisnai değildir. Her demokraside yolsuzluklar zuhur eder. Yolsuzluklar siyasete ve siyasetçiye olan güveni sarsar. Toplumda öfke uyandırır. Ama sonuçta bir kısmı balon çıkar, bir kısmı ispatlanır. İspatlananların bir bölümü hukukî bir bölümü siyasî müeyyidelerle karşılaşır. Demokrasi böylece yoluna devam eder gider. Etyen Mahçupyan’ın da altını çizdiği gibi, yolsuzlukların varlığı demokrasiye engel olmaz. Buna karşılık, yukarda saydığım diğer olayların hepsi ağır skandallardır. Bunlar demokratik sistemi tahrip eder. Bu yüzden, sert mukabelelerle karşılaşmaları beklenir. Almanya’da Şansölye ve Cumhurbaşkanı ülke içinde oluşmuş bir çete tarafından dinlense bu çetenin mensuplarına dünya zindan edilir. Bu kişiler, eğer alenen yok edilmezlerse, ömür boyu hapiste çürütülürler. Zira bu olay Başbakanın ve Cumhurbaşkanının şahsına yönelik bir olay olmaktan ziyade ülkeye ve halka yönelik bir saldırı olarak görülür.

Türkiye’de ise birçok kimse bu olayları tınmıyor bile. Yasa dışı dinlemelerle ilgili ciddî işlem de yapılamıyor. Yapılan işlemlerde ise mesafe alınamıyor. Çünkü otonom yapılanmanın uzantıları engel oluyor. ‘Diktatör’ başbakanımız ise ‘cesur savcılar ve hâkimler, bu yapıyı tasfiye edin, casusluk yapanların yakasına yapışın’ diye çırpınıyor, adeta yalvarıyor. Ne diktatörlükmüş, ne diktatörmüş be!

Yanıltılmak ve yararlı budala muamelesine tâbi tutulmak istemeyen herkes, olaylara bakışının belli bir merkez tarafından yaratılmış kavramsal alana, onun tarafından çizilmiş bir çerçeveye mıhlanmasına izin vermemeli. Tüm olayları bütün boyutlarıyla görmeye çalışmalı. Yolsuzluk söylentilerinden olduğu kadar casusluktan, yasa dışı dinlemelerden, özel hayatlara tecavüzlerden, Türkiye’yi terörist devlet olarak yaftalama çabalarından, demokratik siyaseti bürokratik vesayete kurban etme çabalarından, devlet içinde devlet oluşturma niyetlerinden de rahatsızlık duymalı ve bunu alenen ifade etmeli.

Yeni Şafak, 24.04.2014

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et