Bu Komisyon Neyi Araştırıyor?

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu diye bir komisyon faaliyet gösteriyor. Komisyonun ismi çok iddialı, herhangi bir darbeyi de değil, bütün darbeleri, muhtıraları ve askeri müdahaleleri araştırma iddiasında…

Komisyon eski darbelerin, müdahalelerin ve muhtıraların içinde adı geçmiş bazı insanları çağırarak onların anlattığı hikâyeleri dinliyor. Komisyon sorguladığı insanlara da doğrusu aşırı kibar davranıyor. Bazılarının sorgu için ayağına gidiyor, bazılarına gönderdikleri davetlerin de sabırla cevabını bekliyor. Komisyon üyeleri sorguladıkları eski devlet büyüklerine karşı pek kibarlar, öğrenmek istediklerini sormuyor, onların anlattıklarını sözlerini kesmeden dinliyorlar.

Komisyona çağrılan darbe zanlıları da darbelerin ve muhtıraların hesabını verme yerine bizlere demokrasi dersleri vererek işin içinden çıkıyorlar. Komisyonda ifade veren Süleyman Demirel ve Hüsamettin Cindoruk da 28 Şubat’ın hesabını vermediler, bizlere demokrasi dersi verdiler. Şimdi sıra Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz’da…

Zaten darbe komisyonu üyelerinin bir kısmı da düne kadar darbelere çağrı yapan, askerî muhtıraları ve bildirileri destekleyen partilerin üyeleri. Mesela 27 Mayıs’ı destekleyen, 12 Eylül’ün meyvelerini toplayan, 28 Şubat’ı destekleyen, 27 Nisan bildirisine sahip çıkan CHP’nin komisyondaki üyeleri hangi darbeciden, neyin hesabını soracak. 28 Şubat’a karşı çıkmayan, 28 Şubat’ın yarattığı ortamda iktidar olan, 27 Nisan’a destek veren MHP’li üyeler kimden neyin hesabını soracaklar.

Sincan’da Tankların Yürümesi Rutin Bir Olaymış

Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun 28 Şubat’ı araştıran alt komisyonu dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’yı dinliyor.

Karadayı, Batı Çalışma Grubu’ndan haberinin olmadığını, 28 Şubat’ın da darbe ya da postmodern darbe olmadığını,   “postmodern” darbe diyenlerin “dangalak” olduğunu söylüyor. Sincan’da tankların yürümesini “NATO kapsamında rutin bir olay” olarak niteleyen Karadayı, “Sabah erkenden birkaç tank arıza yapınca halk tesadüfen gördü. Her kurumda olduğu gibi bizde de boşboğazlar var. ‘Balans ayarı yaptık.’ diyerek 28 Şubat’la durumu ilişkilendirdiler. Tankların 28 Şubat’la ilgisi yoktu” diyor.

Komisyon Karadayı’nın sözlerine inanıyor ki, hakkında suç duyurusu yapmıyor.

Komisyon üyelerinden hiçbiri, İsmail Hakkı Karadayı’ya, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki lakabı “çift beyinli” olan, Sincan’da tankları kendinin yürüttüğünü söyleyerek övünen İzzettin İyigün Paşa’yı tanıyıp tanımadığını sormuyor.

Komisyon üyelerinden biri Karadayı’ya, görevdeyken emrindeki askerlerin kendini atlayarak siyasî beyanatlar vermekten çekinmediğini, bir kolordu komutanının basın toplantısı yaparak Başbakana sövdüğünü, o zaman bunlar hakkında hiçbir işlem yapılmazken şimdi onları dangalaklıkla suçlamanın yakışık alıp almadığını da sormalıydı.

Eski Genelkurmay Başkanının bir endişesi de,    Erbakan “kanlı mı olacak kansız mı olacak” demesi ve pompalı tüfeklerin bazı yerlerde toplandığı bilgisi imiş. Yani Erbakan taraftarlarının pompalı tüfeklerle bir ihtilâl yapması ihtimali imiş…

Erdoğan Teziç Aslında Çok Özgürlükçü Bir İnsanmış

Komisyon 28 Şubat sonrası, YÖK başkanlığı yapan Prof. Dr. Erdoğan Teziç’i dinliyor. Komisyon Başkanı Şahin o dönemdeki hukukî süreçlerle alâkalı karşılıklı fikir alışverişinde bulunduklarını söylüyor. Teziç’ten o dönemde üniversitelerde olanların hesabının sorulması yerine, kendisine kurulan düzmece suikast girişimiyle ilgili bilgisi soruluyor.

Eski YÖK Başkanı, ” Aslında çok özgürlükçü bir insan olduğunu, idareci olarak kanunlara uygun hareket ettiğini” söylüyor. Komisyon üyelerinden hiç birisi Erdoğan Teziç’e hangi kanunun hangi maddesine göre başörtülüleri cezalandırdığını sormuyor.

Yine komisyon üyelerinden hiçbiri Erdoğan Teziç’e, Memur Kıyafet Yönetmeliğini kullanarak başörtülüleri cezalandırırken, bu yönetmeliğe uymayan memurlar ve öğretim üyeleri hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını da sormuyor.

Komisyon, YÖK Başkanlığı esnasında binlerce öğrenciyi üniversiteye sokmayan Teziç hakkında da bir suç duyurusunda bulunmuyor.

Meğer Müdahaleden Rahatsız Olan Bir Hükümet Üyesi de Varmış

Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vuran olayların yaşandığı Anayol ve Refahyol hükümetlerinin mimarı olarak bilinen eski bakanlardan Yalım Erez de 28 Şubat müdahalesinden rahatsız olanlar arasındaymış.
“İstifamı Başbakanlığa yolladığımda Erbakan davet etti. Görüşmede Fehim Adak ve şimdiki Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül vardı. Ben orada da kendisine, bu hükümetin bu şekilde gidemeyeceğini söyledim. ‘Erzurum’da bir paşa kalkıyor size küfrediyor, hâlen o paşa görevinde oturuyor, siz burada Ben Başbakanım diyorsunuz. Siz Başbakansanız o paşa Erzurum’da oturmamalı, o paşa Erzurum’da oturuyorsa siz burada Başbakan değilsiniz’ dedim. İki tane şahit ismi de veriyorum yani…”
“Tansu Hanım bir gün beni Dışişleri Konutu’na çağırdı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri İlhan Kılıç Paşa da orada. İçeri girdim. Elinde bir sarı zarf, ‘Al bak’ dedi. Baktım, MGK kararları ve Erbakan’ın imzası. Hiç unutmuyorum, ‘Bu imza sahte olmasın’ dedim.’ ‘Olur mu ya benim önümde imzaladı’ dedi.”

“Ben de Karadayı ile aynı görüşteyim, bu bir darbe değil 28 Şubat. MGK diye bir Anayasal kuruluş var. Asker kanadı toplantıya bazı sıkıntılarını, şikâyetlerini getiriyor. Karşısında, hükümet kanadı var. Mesele orada tartışılıyor ve Başbakan da, Başbakan Yardımcısı da, hükümetin iki bakanı da imza atmış. Başbakanın imzasıyla bütün bakanlara yollanmış yerine getirilmesi için…”

İşin gerçeği de Yalım Erez’in anlattığı gibi idi… Ortalıkta sivil irade yoktu, Hükümet askerlerin talimatlarına göre ülkeyi yönetmeye çoktan razı idi, ama askerler bununla yetinmek istemiyorlardı.

Kalemli de Askerin Müdahalesini Görmemiş, Duymamış

O zamanki TBMM Başkanı Mustafa Kalemli, Alt Komisyon’a verdiği ifadede, ANAP ve Refah Partisi’nin koalisyonunun gündemde olduğu sıra, merhum Alpaslan Türkeş’in kendisini ziyaret ederek, “Önemli bir yerden geliyorum. Bir görev yapmak istiyorum. Bana o önemli yerde bu koalisyonun kurulmamasının daha doğru olacağı söylendi. Bu koalisyon kurulursa memleket için hayırlı şeyler olmayacağı ifade edildi. Bunu size söylüyorum. Gereğini yapın” dediğini aktardı.

TBMM Başkanı olarak koalisyon görüşmesi yapan iki partiden biri olan ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ‘a ulaşarak, Türkeş’in kendisine anlattıklarını ilettiğini söyledi.

O dönem, Kurban Bayramı sırasında GATA’yı ziyaret ettiğini ve bu sırada dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ile telefonla görüştüğünü dile getiren Kalemli, Karadayı’nın, “Efendim önemli olaylar cereyan ediyor. Lütfen Meclis Başkanı olarak görevinizi yapın” dediğini söylüyor.

“Sürecin içine dâhil olmak istemiyordum. Ama memlekette önemli görevler üstlenmiş, önemli siyasi sorumluluk almış kişiler, ikide bir bana geliyorlar. Bunları da cevapsız bırakmak pek düşünceme uygun düşmüyor. Başbakan Tansu Çiller’i ziyaret ettim. Dedim ki, ‘Siyasi ortam çok gergin. Bunu yumuşatmak lazım. Herkesin üstüne düşen belki bir takım görevler vardır. Size de bunu dolaylı olarak anlatmak için geldim. Türkeş ve Karadayı bir takım endişeler ifade ediyorlar. Siz başbakansınız, bunları size bildirmekte fayda görüyorum. Lütfen bir değerlendirin’. Sayın Çiller bu ziyaretimden çok fazla hoşnut olmadı. Ama çok büyük bir tepki de göstermedi…   Genelkurmay Başkanı Karadayı, Uludağ’a gitti Bayram tatilini geçirmek için. Ne hikmetse Sayın Çiller de Uludağ’a gitti. Tabii orada ne konuştuklarını bilmem mümkün değil.”

28 Şubat sürecinin TBMM Başkanı Mustafa Kalemli,  “Cumhurbaşkanına vekalet ettiğimde Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Karadayı bana ‘Cumhuriyeti tehlikede gördüğümüz her an her türlü görevi tereddütsüz yerine getiririz. Laiklik en hassas olduğumuz konulardan biri. Batı Çalışma Grubu ile ilgili olarak daha dikkatli cümleler kullanılmalı’ diyordu. Kalemli, Karadayı liderleri çok dikkatli olmaları ve koalisyon pazarlıkları konusunda uyarmamı da istedi” diyor.

Yukarıdaki olayları anlatan Kalemli, tam tersi bir kanaat belirtmekten de çekinmiyor: “Ben İsmail Hakkı Karadayı’nın hiçbir gün ne benim nezdimde, ne diğer siyasiler nezdinde, ne kendi makamında ne de başka bir makamda, ‘Bu iş siyaseten şöyle yapılmalıdır’ dediğine şahit oldum. … Hiçbir zaman siyasete direkt olarak girdiğini, siyasette direkt olarak rol kaptığını duymadım ve görmedim.”

Komisyon üyelerinden hiç biri de Kalemli’ye, bu anlattıklarından bu sonuca nasıl varıyorsun diye sormuyor.
Bu komisyonun bu sorgulama yöntemiyle bir şeyleri açığa çıkarması zor görünüyor. Komisyonun bir sorgu ve ikna odası yok. Sorgu odasında ikna aletleri, yüksek voltajlı aydınlatma aletleri, elektrikli aletler, Filistin askısı vs yok… Bu komisyon ifadeye çağırdığı insanlara yemin ettirmiyor, herkes kafasına göre olayları yorumluyor, herkes kafasına göre bize demokrasi dersi veriyor. Sorguladığı kimse hakkında da suç duyurusunda bulunmuyor.

Sonuçta bu komisyonun yaptığı soruşturmadan yine 3000 sayfalık bir rapor ortaya çıkacaktır. Ama belli ki, darbelerin iç yüzünü öğrenmemize, ya da darbelerden ders almamıza fazla bir katkısı olmayacaktır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et