Bir cep telefonu bir darbeyi önleyebilir mi?

Teknolojinin gelişmesi ve yayılması ile birlikte demokrasi bilincinin daha geniş toplum kesimlerinde yerleşmesi, hem üzerine çalışmalar yapılan hem de tartışmalara konu olan bir durum. Türkiye’de 15 Temmuz gecesi yaşananlar bu tartışmalara ayrı bir bakış açısı katacak nitelikte.

Teknolojinin hayatımızın birçok alanında var olduğu, hayatımızın birçok alanına dokunduğu su götürmez bir gerçek. Fakat kanımca hayatımıza kattığı en önemli şey, bireysel ve toplu iletişim yollarını bundan on yıllar öncesine göre bile inanılmaz derecede çeşitlendirmesi ve hızlandırması.

TSK içindeki FETÖ mensubu bir azınlığın darbe girişiminde bulunduğu 2016 Temmuz’unun 15. gecesini,  şimdiye kadar Türkiye’de askerî darbelerin gerçekleştiği gecelerden ayıran birçok farklı nokta var. En büyük farklılık, elbette ki darbe girişiminin başarıya ulaşmamış olması. Türkiye tarihinde bunun bir örneği mevcut değil.

Sosyal hayatta her zaman sebepler sonuçlardan önce oluşur/ortaya çıkar. O karanlık gecenin sonunda darbenin başarıya ulaşmamış olmasının da birçok sebebi var. Bunların en başında sivil halkın, seçilmiş Cumhurbaşkanı tarafından meydanlara çağrılması geliyor. Fakat Cumhurbaşkanı’nın canlı yayına bağlandığı saate  kadar (00.37)  yaşanan süreçte gerçekleşen pek çok olay darbe girişimin başarısızlığa uğramasında etkili oldu, gidişatı değiştirdi.

Elimize geçen yeni bilgilerden öğreniyoruz ki, 16 Temmuz gecesi 03’te yapılması planlanan askerî darbe,  MİT tarafından istihbarat alınması üzerine 15 Temmuz gecesi akşam 21’e yani erkene alınmış.

Bir araştırma yapılsa, öyle tahmin ediyorum ki o gece saat 22 sularında, ülkenin bir gün içindeki telefon görüşmesi rekoru bir saat içinde kırılmıştır. İstanbul’da askerlerin köprüleri kapattığı haberini alır almaz herkes telefona sarılıp “Neler oluyor?” sorusunu sordu birbirine. O esnada telefonlara, Whatsapp’ta sohbet gruplarından mesajlar akmaya başladı.

Darbe ihtimali insanlara çok uzak geliyordu. Daha doğrusu uzak bir ihtimal olarak görmek o an için daha rahatlatıcıydı. Uzun süredir ülkede gerçekleşen bombalı saldırı eylemlerinin bir benzerinin istihbaratının alındığı ve bu sebeple köprülerin asker tarafından kapatıldığı ihtimali hem vicdanları rahatlatıyor hem de 2016 Türkiye’si için daha büyük bir olasılık olarak gözüküyordu.

Henüz televizyonlarda köprülerin kapatıldığı ile ilgili sadece son dakika altyazıları geçiyordu. Vatandaşın biri köprüde karşılaştığı askere “Hayırdır komutanım, istihbarat mı var?” diye sorup “Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koydu, evinize gidin, şaka değil!” cevabını alırken elindeki telefon ile -büyük bir ihtimalle gizli şekilde- video kaydı yapıyordu. Ardından bu videoyu twitter üzerinden servis etti ve video elden ele yayıldı. Bu video sayesinde artık insanlar bir darbe girişimi ile karşı karşıya kaldıkları gerçeği ile bir şekilde yüzleşmeye başladı. Bunun şoku bir süre devam etti. Bu esnada televizyonlarda yorumcular bir açıklama bekliyor, o yüzden ağızlarıyla top çevirip duruyorlardı.

Dakikalar ilerledikçe İstanbul’da ve Ankara’da F-16 jetlerinin alçak uçuş yaptığı bilgisi yayıldı. Bu bilgi sadece resim ve yazı ile değil, aynı zamanda Ankara’da yaşayanlar tarafından facebook ve periscope üzerinden yapılan canlı yayınlarla geldi. Aynı şekilde tankların kışlalardan çıkması da canlı olarak yayınlandı.

Gelen görüntü, haber ve bilgilerin üzerine karşı karşıya olunan durumun adı henüz resmî bir açıklama olmasa da konulmuş oldu: Askerî darbe girişimi. Ne yapacağımızı bilmiyorduk, ama ne yapmayacağımızı biliyorduk. Evlerimizde daha fazla duramazdık.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısından çok daha önce  sosyal medyada herkes birbirini sokağa çıkmaya davet ediyordu. Düşünmek için çok zaman yoktu. Evde kalıp kalmamaya karar verecek zaman da değildi. İnsanlar evde aileleri ile helalleşip yanlarına varsa telefonlarının powerbanklerini (mobil şarj aletlerini) ve bayraklarını alarak meydanlara koştular.

Meydanlara toplanan insanlar sürekli telefonlarıyla tanıdıklarını arayıp meydana gelmelerini söylüyordu. Ayrıca sosyal medya hesapları üzerinden de bu çağrıyı tekrarlayıp birçok kimseye ulaşma imkânı buluyorlardı. Kısa sürede İstanbul, Ankara, Sakarya, Kocaeli gibi iller başta olmak üzere insanların meydanlara akın ettiği haberleri sosyal medya ve geleneksel medyada ön plana çıktı. Bunu gören diğer şehirlerde yaşayan insanlar da tamamen kendiliğinden gelişerek örgütlendiler ve darbeye karşı “hayır” diyebilmek için meydanlara döküldüler.

Meydanlardaki, köprülerdeki, havaalanlarındaki, evlerdeki  insanların aklında bir soru vardı. “Devletin başı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan haber var mı?” O sıralarda Cumhurbaşkanı Erdoğan, otelden apar topar çıkmış ve bir eve gitmişti.  Götürüldüğü o evden, cep telefonundaki FaceTime uygulaması ile görüntülü şekilde bir televizyon kanalına bağlandı, bu yola kefenini giyerek çıktığını söyledi ve halkı meydanlara çağırdı. Bir kısım insanlar zaten meydanlardaydı, onlar Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamasından sosyal medya sayesinde haberdar oldular. Cumhurbaşkanı’nın bu açıklaması meydanlardaki insanlara cesaret verdi.  Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamasına kadar evinden çıkmayanlar da bu açıklamadan sonra sokaklara döküldü.

Herkes, bulunduğu ildeki ve konumdaki son durumu sosyal medya üzerinden paylaşıyor, bu sayede insanlar da diğer şehirlerdeki durum hakkında haberdar oluyordu. Ayrıca birçok kişi, elindeki telefonlarla yaşananları fotoğraflamaya ya da video olarak kaydetmeye devam ediyordu.

O gece görüntülü olarak yayına bağlananlar arasında 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de vardı. Ayrıca darbe girişiminin gidişatını etkileyen önemli faktörlerden biri de başta 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar olmak üzere darbeye katılmayan komutanların televizyonlara telefonla bağlanarak verdikleri mesajlar oldu.

Darbe girişiminin püskürtülmesinde twitter,facebook, whatsapp, periscope, facetime gibi sosyal medya araçları etkili oldu. Teknolojiye paralel olarak gelişen iletişim araçları sayesinde Cumhurbaşkanı halkı sokaklara çağırdı, halk sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlarla diğer şehirlere bilgi servis etti ve sonunda halk büyük bir destan yazdı. Bu destanda neredeyse her vatandaş bir gazeteci gibi, gazetecilik refleksi ile hareket etti; her anı fotoğrafladı ya da video kaydına aldı.

Her gün cebimizde taşıdığımız, çoğu zaman gözümüze basit gibi gözüken bu cihaz askerî bir darbenin halk tarafından önlenmesinde temel araç olarak kullanıldı. Böylece, iletişimin ve teknolojinin önemi bir kez daha anlaşılmış oldu. Teknolojinin, dolayısıyla da iletişim araçlarının gelişmesini sağlayan iki ana unsur olan  küreselleşmeye ve kapitalizme düşman olanlara bu gerçeği  göstermek gerektiğini düşünüyorum.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et