Azınlığın da Çoğunluğun da Mülkiyet Hakkı

Azınlıklara ait mal varlıklarının 2011 yılında yapılan bir düzenlemeyle iade edilmesinin önü açıldı. Konu pek dikkate alınmadı, azınlıkların kendilerine ait mülklerin iadesi kararı gecikmişti ve bu da Türkiye’nin sık sık başını ağrıtan bir durumdu. Azınlıklara ait mülklerin onlara geri verilmesi girişimi CHP’yi ve MHP’yi memnun etmedi. Konu başbakan yardımcısı Bülent Arınç’a bağlı kuruluşların 2013 yılı bütçesi TBMM’de görüşülürken gündeme geldi. MHP milletvekili Mustafa Erdem’in  ‘azınlık vakıflarının gayrimenkullerinin iadesi zûldür’ şeklindeki nitelemesine, Arınç “Bu bir zûl değil, hukukun, insanlığın gereğidir. Biz bunu yapmakla iftihar ediyoruz” diyerek yanıt verdi. Azınlıklara ait malvarlıklarının iadesi, gecikmeye rağmen olumlu bir adım; hukuk devletinin bir gereğidir.  Türkiye’de sadece azınlıkların değil, çoğunluğun yani, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yurttaşlarının da mülkiyet hakları gasp edilmiştir. Özellikle Cumhuriyet döneminde, toprakların devletleştirilmesi uygulamaları artmış, şahıslara ait gayrimenkuller hazineye devredilmiştir. Toprak reformu girişimi ile rızaya dayanmayan bir şekilde gayrimenkullerin el değiştirme girişimleri bilinmektedir. Hâlâ Toprak Reformu Genel Müdürlüğü faal bir kamu kurumu olarak faaliyet göstermektedir. Hükümete düşen görev söz konusu devletleştirme kurumunu kapatarak, “Mülkiyet Hakları Reformu Kurumu”nu faaliyete geçirmektir.

Mülkiyet hakkı devletin koruması gereken en önemli haktır. Modern devlet anlayışı kişi güvenliği ve mülkiyet hakkı ile karakterize edilir. İngiliz Filozof J. Locke “İnsanın kendi emeğiyle karışan her şeyi kapsadığı için onun bedensel ve zihinsel özgürlüğünden ayrılamaz; dolayısıyla mülkiyet hakkı, yaşam ve özgürlük hakkının bir parçasıdır” diyerek, liberal öğretice en önde sayılan “yaşam ve özgürlük” değerlerinin bir parçasının da “mülkiyet hakkı” olduğunu ifade etmektedir. Locke’un Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin ruhunu da oluşturduğu kabul edilen Two Treatises of Goverment, (Yönetim Üzerine İki İnceleme) adlı klasikleşmiş eserinde de devletin var oluş gerekçesini  “İnsanların devletlerde birleşmelerinin ve kendilerini yönetim altına koymalarının asıl ve ana amacı mülkiyetlerinin korunmasıdır”  şeklinde tayin etmiştir.  Liberal düşüncede mülkiyet kavramı ile insana ait tüm özellikler (fiziki yapısı, yetenekleri, menkul ve gayrimenkul kıymetleri, özgürlüğü vd.) ifade edilmektedir.

Türkiye Cumhuriyet’inin 1923’te bir toplumsal sözleşme ile kurulup kurulmadığı tartışmalı bir durumdur. Kurulan devletin otoriter yanlarının olduğu, değişik toplum kesimlerince kabul edilmekte.  Aradan geçen 80 küsur yılda mülkiyet hakları sık sık ihlâl edilmiştir. Özellikle 1923- 1950 yılları arasında gayrimenkullere devlet tarafından keyfî, gayri meşru sayılabilecek müdahaleler görülmektedir. Bu dönemdeki uygulamalarla Türkiye’deki gayrimenkullerin  %75’ine devlet el koymuştur. Mülkiyet hakkının korunması Anayasamızda da kuvvetli vurgulanan bir durum değildir. Buna mukabil kamulaştırma ile ilgili devlete birçok yetki verilmektedir. Örneğin, aileme ait yakındaki ormanlık arazinin, Osmanlılardan kalan bir tapusu var ancak güncel kadastro bilgilerine baktığınızda bu arazi hazineye ait görülüyor. Devlet bir gerekçe ile el koymuş nasıl olduğunu ne olduğunu kanıtlayacak, ne bir tanık ne de bir belge var. Uluslararası derecelendirme kuruluşu IPRI (Uluslararası Mülkiyet Hakları Endeksi) 2012 verilerine göre, Türkiye 5.3 puan ile 130 ülke arsında 65. Sırada. Mülkiyet hakkı bakımından durumumuzun pekiyi olmadığı görülüyor. Mülkiyet hakkının tanınması devletlerin gelişmişlik düzeylerini göstermek bakımından ve ekonomik gelişme potansiyelini kullanma fırsatı açısından çok önemli bir kriterdir.  Yeni anayasada mülkiyet haklarını koruyacak hükümler yer almalıdır. Geçici kurulacak bir kurum ile yurttaşlara ait gayrimenkuller yazılı belge sunmak kaydı ile sahiplerine iade edilmelidir. Gayrimenkulün, orman, göl, nehir, sulak arazi, bozkır olmasına bakılmaksızın sahiplerine iadesi gerekir. Mülkiyetin kamu veya özel şahıs tarafından kullanılıyor olması durumunda ise, söz konusu mülkiyet asıl maliklerine devredilmeli,  aradan geçen süre zarfında kullanım bedeli ayrıca geriye dönük olarak ödenmelidir.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et