Aygün hâlâ bir rehine

İnsanların nasıl bu kadar acımasız olabildiğine şaşırıyorum. Ve nasıl olup da bu kadar net olan bir durumu görememelerine…

Hüseyin Aygün’ün kaçırılış ve bırakılış sebepleri de, bırakıldıktan sonra söylediklerinin nedeni de benim gözümde o kadar apaçık ki…

Kaçırılış sebebini zaten kendi aralarındaki telsiz konuşmasında da veciz bir biçimde ifade etmişler: “Evet, planladığımız gibi Türkiye Cumhuriyeti hükümeti istifa etmek zorunda kalacak” diyorlar. Her zamanki hayalcilikleriyle böyle sansasyonel bir eylemle Şemdinli’de yapamadıkları güç gösterisini yapabileceklerini; bu eylemle “milletvekilinin güvenliğini bile sağlayamayan bir hükümetin” zorda kalacağını, hatta istifaya kadar gidebileceğini sanıyorlar. Böylece, akıllarınca Şemdinli fiyaskosunun da üstünü kapatmış olacaklar. Neden başka bir milletvekili değil de Hüseyin Aygün derseniz, sebebi bir taşla iki kuş vurma sevdası…Böylece, bir yandan hükümeti zor duruma düşürürken, bir yandan da bir türlü dize getiremedikleri Dersim’e ve Dersim’de kendilerini yenen dik başlı bir siyasetçiye de haddini bildirmiş ve Alevi-sol seçmene “balans ayarı” yapmış olacak; “kendi nüfuz alanlarında” başka bir güce izin vermeyecekleri mesajını iletmiş olacaklar.

Ama işte, önceki diğer hesaplar gibi bu hesapları da tutmuyor. Zaten cinnet halinde sağa sola saldıran hasta bir ruhun ve zihnin doğru dürüst hesap yapması beklenebilir mi?.. Hiç beklemedikleri yoğun bir kamuoyu tepkisiyle karşı karşıya kaldıkları anda, giriştikleri eylemin zaten iyice azalan kitle desteklerini dibe vurduracağını; bu eylemin altından kalkamayacaklarını anlıyorlar ve yaptıklarından bin pişman, “bu işi nasıl temizleriz” derdine düşüyorlar.

Biraz empati…

İşte o noktadan itibaren, yapabilecekleri tek şey Hüseyin Aygün’ü bir an önce bırakmak ve Aygün kanalıyla kamuoyuna, eylemin yarattığı büyük tepkiyi söndürmeye yarayacak “olumlu” mesajlar iletebilmek…

Eylemi merkezin haberi olmadan, birtakım yerel unsurların yapmış olduğu masalı vermek istedikleri mesajlardan biri… Tabii bir de bu yerel “savaşçıların” aslında barış isteyen, evine dönmek için can atan körpecik delikanlılar olduğu imajı da yaratılabilirse yükselen öfke bir nebze düşürülebilir.

Peki Hüseyin Aygün bu oyuna neden alet oluyor?

Bu sorunun cevabını bilmek için ne politikacı ne istihbaratçı ne de stratejist olmaya gerek var.

Birazcık insan olmak yeter.

Biraz empati yeteneği olan her insan, şu anda karşımızda konuşan kişinin tanıdığımız Hüseyin Aygün değil, bir rehine olduğunu anlar.

Her zaman açık bir hedef

Bugün Aygün’ü PKK propagandası yapmakla suçlayanlar, El Kaide’nin rehin aldığı Batılı askerlerin ya da gazetecilerin video görüntülerini hiç mi izlemediler? Ben, onların korku ve çaresizlik dolu gözlerini kameraya dikip “Bana çok iyi muamele ediyorlar; haklı davalarına ben de inandım” diye konuşmalarını dinlerken ne hissediyorsam, bugün Aygün’ü dinlerken de aynı şeyleri hissediyorum.

Evet, Aygün şu anda bir rehine. Bırakılmış olsa da rehine. Çoluğu çocuğuyla birlikte her zaman açık bir hedef olarak bu topraklarda yaşamaya devam etmek zorunda olan bir baba, bir eş, bir insan… O bize bunu söyleyemez, ima bile edemez. Biz anlamak zorundayız. Anlamak ve anlayışla karşılamak…
Bizse onu çarmıha gerdik bile…

Tek tek cümlelerinin hesabını soruyor; partisinden attırmaya çalışıyor; hain muamelesi yapıyor; hatta PKK’yla danışıklı dövüş yapmakla, terör işbirlikçiliği ile suçluyoruz.

İşte ben buna şaşıyorum. İnsanların bu kadar acımasız olabilmesini, böyle zalimleşebilmesini; partilerarası rekabetin, siyasi hasımlığın insana özgü empati yapma yeteneğini bu kadar rahatça ezip geçmesini aklım almıyor.

Bugün, 17.08.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et