<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Harun Kaban, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/harunkaban/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Sat, 21 Feb 2026 09:54:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
	<item>
		<title>LDT’nin Son Dönemi Tartışmasına Dair Notlarım</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ldtnin-son-donemi-tartismasina-dair-notlarim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 09:44:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208694</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdulkadir Pekel’in HürFikirler’de yayınlanan, Liberal Düşünce Topluluğu’nun son yıllardaki durumunu değerlendirdiği, eleştirilerini dile getirdiği yazı ve sonrasında Atilla Yayla’nın bu eleştirilerde katıldığı ve katılmadığı noktaları belirttiği yazıyla bir tartışma başlamış oldu. Benim de hem Abdulkadir’in hem de Atilla hocanın yazılarında katıldığım ve eleştirdiğim noktalar var; bunun yanı sıra LDT’nin pozisyonuna dair de elbette söyleyeceklerim var. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ldtnin-son-donemi-tartismasina-dair-notlarim/">LDT’nin Son Dönemi Tartışmasına Dair Notlarım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Abdulkadir Pekel’in HürFikirler’de yayınlanan, <a href="https://hurfikirler.com/34-yilinda-liberal-dusunce-toplulugu-son-doneme-elestirel-bir-bakis/">Liberal Düşünce Topluluğu’nun son yıllardaki durumunu değerlendirdiği, eleştirilerini dile getirdiği yazı</a> ve sonrasında A<a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-topluluguna-elestirel-bir-bakis-hakkinda/">tilla Yayla’nın bu eleştirilerde katıldığı ve katılmadığı noktaları belirttiği yazıyla</a> bir tartışma başlamış oldu. Benim de hem Abdulkadir’in hem de Atilla hocanın yazılarında katıldığım ve eleştirdiğim noktalar var; bunun yanı sıra LDT’nin pozisyonuna dair de elbette söyleyeceklerim var. O nedenle Abdulkadir’in başlattığı bu tartışmayı kıymetli buluyorum ve LDT’nin fikir yolculuğunda kaydedilmesi gereken bir merhaleyi bu tartışmayla bir nevi kayıt altına almayı önemsiyorum.</p>
<p>LDT’ye yönelik ilk tespitim ve eleştirim faaliyetlerinin eskiye oranla azalmış olması. Şimdi burada bunu bir eleştiri olarak yöneltemiyorum, zira aynı zamanda Topluluğun yönetim kurulu üyesi olarak, haliyle, neden faaliyetlerimizin eskiye nazaran daha seyrek olduğunu biliyorum. Fakat burada daha önemli bir nokta var, asıl dikkat çekmek istediğim yer burası.</p>
<p>LDT’de arkadaşlarla zaman zaman kendi aramızda sohbetlerimizde dile getirdiğim, bir nevi hayıflandığım bir durum var, son on yılda Türkiye’de sivil toplum çöktü. Bunun yanına medyayı da ekleyebiliriz ama bağlamı farklı olduğu için ben burada sivil toplum üzerinden söyleyeceklerimi not düşeceğim.</p>
<p>Evet, “sivil toplum çöktü”; bunu yumuşatmanın, başka bir noktadan bakmanın, bakış açısını değiştirmenin filan hiçbir anlamı yok, tam manasıyla bir çöküş içerisinde sivil toplum. “Her şeyi FETÖ’ye atıp kolaycılığa kaçıyorsunuz” diyenler için üzgünüm ama bunun temel nedeni FETÖ’nün giriştiği alçak darbe girişimi oldu. 15 Temmuz sonrası neredeyse bütün sivil toplum yapıları, FETÖ’nün ziftiyle ortalığa saçılan şüphe ve endişeden nasibini aldı.</p>
<p>Kendi adıma, 15 Temmuz öncesindeki aktivist tavrımı tamamen askıya aldım ve doğrudan içinde yer almadığım hiçbir sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerine katılmadım, hâlâ da çekiniyorum. Üyesi ve gönüllüsü olduğum üç dernek var, aidat ödemediğim, kimin kim olduğuna emin olmadığım, cemâziyelevvelini bilmediğim ve daha kötüsü yeni kurulan hiçbir derneğe yaklaşmıyorum.</p>
<p>Sivil toplumdaki yaşanan bu çöküş nedeniyle LDT’nin önceki yıllardaki performansıyla sahada olmasını artık çok anlamlı bulmuyorum; bu sahada artık yapılabilecek işlerin kıymeti düştü, etkisi azaldı ve eskisi gibi karşılığı yok. Azalan faaliyetler konusunda LDT’den bağımsız, ülkede sivil toplum açısından konuşulması gereken böyle bir durum var ve bu durum LDT’yi de etkiliyor.</p>
<p>Tartışma özeline dönersek, Abdulkadir’in yazısının temelinde bence LDT’nin zaman zaman maruz kaldığı, periyodik olarak tekrarlanan bir eleştiri var; Abdulkadir her ne kadar bu şekilde ifade etmese de, LDT’nin belli partilere angaje olduğu, hadi adını da koyalım, AK Parti ile yakın olduğu meselesi. Şimdi bu yazıya taşımak istemediğim üsluplardan daha mutedil ve iyi niyetle yapılan eleştirilere kadar, her tonda ve her dönemde bu eleştiri veya tespit LDT’nin önüne çıkıyor; her dönem de cevap veriliyor, fakat zamanın ruhunu hesaba kattığımızda, her seferinde sakince yeniden cevap vermek gerekiyor.</p>
<p>Abdulkadir’in yazısında bahsettiği, Liberal Düşünce Kongresi’ne AK Partili Bakanların gelmesi meselesinde Atilla hocanın cevabına katılıyorum. Şu an Milli Eğitim Bakanı olan Prof. Dr. Yusuf Tekin hoca önceki yıllarda da kongrenin müdavimlerindendi. Nitekim kongrede yaptığı konuşmanın önemli bir kısmında Bekir Berat Özipek hocaya sataştı; kongrenin müdavimleri bu sataşmaları hatırlayacaktır, Bekir Berat hoca ve bordo kazağına sataşmak adettendir.</p>
<p>Siyasi kariyerinde bir noktaya gelen ve belli anlamlarda temsiliyeti farklılaşan insanlara mesafe koymak bir tercih olabilir fakat LDT bunu yapmıyor ve bence bu durum meşru bir tercih olsa da yanlış bir tercih olur. Entelektüel kamuyu ve siyaseti fikirsel bazda etkilemeyi amaçlayan bir kuruluşun siyasete mesafe koyması anlamsız bir durum. Pratik bazı tercihler önemsenebilir, LDT bu minvalde aktif siyasetin doğrudan içinde olmama ve mesafe noktasında bence her zaman makul bir noktada durdu.</p>
<p>Hem Abdulkadir’in hem de Atilla Yayla’nın yazılarında bu noktalarda LDT’nin hakkı teslim ediliyor. LDT camiasından olup, ileride siyasi kariyerinde bir partide başka bir noktaya gelen birisi olduğunda da Topluluğun faaliyetlerine katılma konusunda bir angajman güdülmemeli.</p>
<p>Abdulkadir’in yazısında buna dair bir vurgu yok ama kategorik olarak burada tartışılması gereken bir diğer nokta daha var. LDT’nin bir partiye angaje olduğunu iddia edenlerin aslında LDT’nin bir partiye angaje olmasını değil “the parti”ye angaje olmasını, yani AK Parti ile zaman zaman aynı noktaya düşüyor olmasını eleştiriyorlar. Geçmişte bu “bir parti” ve “the parti” meselesinin çok dramatik örneklerini yaşadık; LDT’nin “the parti”ye angaje olduğu eleştirisinde bulunanların bir kısmı başka partilerde görev almakta, başka partileri desteklemekte, hatta bu eleştirileri yöneltenlerin bir kısmının tabiriyle söyleyeyim başka partilerin “bayrağını sallamak”ta hiçbir beis görmediler. Bence de hiçbir beis yok, fakat bunu yaparken konuştuğumuz şey “kurumsal” bir pozisyonun oluşup oluşmadığı.</p>
<p>Çok farklı partilerden LDT üyeleri fikir beyan etmekten, seçim çalışmalarına katılmaktan geri durmadılar, fakat bunun kurumsal temsil noktasında bir karşılığı hiçbir zaman olmadı, olmamalı. Bu durum LDT’yi eleştirenler için olduğu kadar LDT üyeleri için de bir haktır diye düşünüyorum, LDT üyelerinin partilerde görev alması, siyasî kariyerlerini devam ettirirken LDT ile bağlarını sürdürmelerinde bir sakınca yok; tıpkı LDT ile bağını kesip başka kurumlarla bağını devam ettirirken siyasi pozisyon alanlar gibi LDT çevresi için de bu meşru ve makul bir tavır diye düşünüyorum.</p>
<p>Bir noktaya daha temas etmek istiyorum. Her ne kadar Atilla Hoca tersini iddia edecek olsa da LDT’nin temsiliyetinin en görünür şekilde Atilla Hocanın şahsında güçlü bir karşılığı var. Atilla Hoca her zaman LDT’de farklı isimleri öne çıkaracak çabalara girişiyor, bugün ben dahil kamusal entelektüel mecralarda görünen birçok ismin üzerinde Atilla hocanın emeği çoktur. Hocaya haksızlık etme pahasına söylemeliyim ki, bazen bu çabanın gereksiz sonuçlarıyla da yüzleşiyoruz.</p>
<p>Atilla Hocanın üzerinde hak etmediği bir baskı oluşturuyor bu durum; hükumeti yeterince eleştirmediği yönündeki tarizler nedeniyle zaman zaman kendini hükumeti eleştirmek zorunda hissettiği kanaatindeyim; eleştirilerinin neredeyse hemen hepsine katılmakla birlikte, bunun saikinin bu tarizler olduğunu düşünüyorum ve dediğim gibi, Atilla Hocaya haksızlık etmek pahasına bu tespiti yapmayı da önemli görüyorum. Atilla Hoca bu eleştiriye dair zaman zaman yazdı fakat bu konuda fikirlerini yeniden serdederse tekraren kayda geçirmiş oluruz.</p>
<p>Tartışmanın bir diğer boyutuyla yazımı sonlandırmak istiyorum, zira <a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-toplulugunun-son-donemi-uzerine-bir-muzakere/">Abdulkadir’in ikinci yazısında</a> meramını biraz daha açtığını görüyoruz; LDT’nin, ki burada bireysel olarak LDT çevresindeki insanların demek daha doğru olur, bazı konularda, özellikle 19 Mart ve sonrası, yargının siyasallaşması gibi konularda yeterince ses çıkmadığı şeklinde. Burada da kendi adıma cevap vermek isterim, çok basit bir nedeni var bu durumun: Abdulkadir’le bu konuda aynı düşünmüyorum!</p>
<p>Bu sürece ve Abdulkadir’in dikkat çektiği noktalara eleştirisi olan başka isimler de var LDT çevresinde; onlarla da aynı düşünmüyorum. Bu seçici bir bakış, bunun nedeni de başta söylediğim sivil toplumun çöküşü gibi fikrî tartışmaların yapılabildiği entelektüel mecralar ve ortamların da çökmüş olması.</p>
<p>15 yıl öncesinde birçok konuda fikir beyan ederken artık buna o kadar istekli değilim, zira bir karşılığı olduğunu düşünmüyorum. Fakat bu durum kimsenin fikir beyan etmesinin önünde bir engel teşkil etmiyor, bu konular yine yazılıp çizilebilir. Bu minvalde yazılan, söylenenlere de LDT’nin platformlarında bir angajman olduğunu düşünmüyorum.</p>
<p>Nihayetinde, tartışmayı başlattığı ve bunları kaydetme imkânı sağladığı için Abdulkadir’e teşekkür ediyorum. Her ne kadar entelektüel platformların çöktüğü kanaatinde olsam da bunun geçici bir dönem olduğunu düşünüyorum; bu tartışma vesilesiyle belki yeniden bir hareketlenme olur umudundayım.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ldtnin-son-donemi-tartismasina-dair-notlarim/">LDT’nin Son Dönemi Tartışmasına Dair Notlarım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Irkçı Hasip Kaplan ve Siyasetin Kayıkçı Kavgası</title>
		<link>https://hurfikirler.com/irkci-hasip-kaplan-ve-siyasetin-kayikci-kavgasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 04:29:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/irkci-hasip-kaplan-ve-siyasetin-kayikci-kavgasi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>9 Ocak 2018 günü Türkiye siyaseti en hızlı gelişen kayıkçı kavgalarından birine sahne oldu. Olay şöyle gelişti. HDP Milletvekili Hasip Kaplan twitter’da “Selahattin Demirtaş’ın yerine sakın ha bir Türk göz dikmesin.” diye bir dizi tweet attı. Hasip Kaplan’ın Irkçı Tweetleri Gelen “ırkçılık yaptığı” yönündeki eleştirilere de cevaben el yükseltti. Tabii tepkiler dinmedi ve bir süre sonra [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/irkci-hasip-kaplan-ve-siyasetin-kayikci-kavgasi/">Irkçı Hasip Kaplan ve Siyasetin Kayıkçı Kavgası</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>9 Ocak 2018 günü Türkiye siyaseti en hızlı gelişen kayıkçı kavgalarından birine sahne oldu.</p>
<p>Olay şöyle gelişti.</p>
<p>HDP Milletvekili Hasip Kaplan twitter’da “Selahattin Demirtaş’ın yerine sakın ha bir Türk göz dikmesin.” diye bir dizi <a href="http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-42625587" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tweet attı</a>.</p>
<figure id="attachment_2899" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.36.59-min.png"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-2899 size-medium" src="http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.36.59-min-300x190.png" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" srcset="http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.36.59-min-300x190.png 300w, http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.36.59-min-768x486.png 768w, http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.36.59-min.png 1002w" alt="hasip-kaplan" width="300" height="190" /></a><figcaption class="wp-caption-text">Hasip Kaplan’ın Irkçı Tweetleri</figcaption></figure>
<p>Gelen “ırkçılık yaptığı” yönündeki eleştirilere de cevaben el yükseltti. Tabii tepkiler dinmedi ve bir süre sonra HDP, parti hesabından Kaplan’ın ırkçı açıklamalarını kabullenmediklerini belirten bir tweet attı.</p>
<figure id="attachment_2901" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.37.15-min.png"><img decoding="async" class="wp-image-2901 size-medium" src="http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.37.15-min-300x125.png" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" srcset="http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.37.15-min-300x125.png 300w, http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.37.15-min-768x319.png 768w, http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.37.15-min.png 1002w" alt="hasip-kaplan-hdp" width="300" height="125" /></a><figcaption class="wp-caption-text">HDP Hasip Kaplan’ın Irkçılığını kabul etti.</figcaption></figure>
<p>Hasip Kaplan HDP’ye son bir uyarı yaptı, o arada twitter’da Sırrı Süreyya Önder’i etiketleyen bir takipçisinin paylaşımına “Sırrı gitsin film çeksin.” diyerek karşılık verdi.</p>
<figure id="attachment_2902" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.47.23-min.png"><img decoding="async" class="wp-image-2902 size-medium" src="http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.47.23-min-300x122.png" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" srcset="http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.47.23-min-300x122.png 300w, http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.47.23-min-768x312.png 768w, http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.47.23-min-1024x416.png 1024w, http://harunkaban.com/wp-content/uploads/2018/01/Ekran-Resmi-2018-01-10-11.47.23-min.png 1222w" alt="hasip-kaplan-sirri-sureyya-onder" width="300" height="122" /></a><figcaption class="wp-caption-text">Hasip Kaplan, Sırrı Süreyya Önder’e film çekme tavsiyesinde bulundu.</figcaption></figure>
<p>Sırrı Süreyya Önder ise çok isabetli bir değerlendirme yaptı ve “Hasip zihniyeti ancak tükürülecek değersizliktedir.” <a href="http://www.ensonhaber.com/sirri-sureyya-hasip-kaplani-tukurulesi-buluyor.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">dedi.</a></p>
<p>Günün sonunda, Hasip Kaplan siyaseti bıraktığını <a href="http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/hasip-kaplan-hdpden-istifa-edip-siyaseti-birakti-2167475/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">açıkladı</a>.</p>
<p>Olay ve kavga baştan sona iki yüzlülüklerle dolu. Fakat kamuoyu açısından en azından şunun netleşmesi iyi oldu ki, Hasip Kaplan’ın ırkçılığının, yıllardır siyaset yaptığı partisi tarafından kabulü ve tescili önemli bir adımdır kendi adlarına. Fark etmedikleri, sadece Hasip Kaplan değil, HDP bizatihi ırkçı bir parti, belki bir kavga da onu açığa çıkarır, bakalım.</p>
<p>Meseledeki iki yüzlüklere gelirsek…</p>
<p>Sırrı Süreyya Önder’e siyaseti bırakıp film çekmesi tavsiyesi daha önce AK Parti milletvekili ve çözüm sürecinde elini taşın altına koyan birkaç isimden biri olan Yalçın Akdoğan tarafından da <a href="http://www.hurriyet.com.tr/yalcin-akdogan-hdp-bundan-sonra-cozum-surecinin-ancak-filmini-yapar-29227700" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yapıldı</a>. O zaman Hasip Kaplan dahil Akdoğan’ın bu isabetli tavsiyesine tepki gösterdiler.</p>
<p>Sivas civarında bir söz vardır: Gurkun cücüğü güzün sayılır. “Gurk” tavuğun kuluçkaya yatmasına denir, “cücük” de civciv’in Sivas civarında söylenen ismi. Kıssanın hissesi şudur, baharda kuluçka sonrası yumurtadan çıkan civcivlerin hepsini saymamak lazım, zira bunların bir kısmı sıcağa, bir kısmı soğuğa, bir kısmı zayıflığa dayanamayacak ve ölecek, son bahar geldiğinde, yumurtadan çıkan civciv sayısı ile kümesteki tavuk sayısı aynı olmayacak. Hesabı yumurtadan çıkan civciv sayısına göre yaparsanız yanılırsınız.</p>
<p>Çözüm süreci çöktüğünde, bunun en büyük nedeni PKK’nın yeniden savaş kararı alması ve HDP’nin bu karara direk tekmil verip gereğini yapması ve mesela Handek terörünü sahiplenmesi, çukur siyaseti izlemesiydi. Çözüm sürecini çökerten, tüm paydaşlarını satan PKK/HDP siyasetiydi. Süreç çöktüğünde Yalçın Akdoğan’ın HDP’ye artık filmini çekersiniz tavsiyesinde bulunması üzerinden “cücük”leri sayıp kendi ırkçı ve faşist siyasetlerini saklayabileceklerini sandılar. Fakat güz gelince, HDP Hasip Kaplan’ın ırkçı olduğunu anladı, Hasip Kaplan da Sırrı Süreyya’nın film çekmesi gerektiğini anladı. Gurkun cücük sayısı ile güzün tavuk sayısı eşleşmedi.</p>
<p>Bu kavganın diğer bir önemli çıktısına gelirsek, HDP açısından bir şey daha netleşti. Türk solu denen ucube zihniyet, kendileri bir devrimi beceremedikleri için akıllarınca daha ihtimal dahilinde gördükleri “Kürt Devrimi”ne çöreklendiler. Hasip Kaplan’ın isyanı haksız değil yani, Türk Devrimcisi denen bir grup faşist, Kürt faşistlerinin emeğine çökmeye kalktı ve son kavga da gösteriyor ki bunu önemli oranda başardı. İyi kötü, seversiniz sevmezsiniz ama Hasip Kaplan’ın onlarca yıllık hapis hayatının, onca kavgasının, onca emeğinin ve acısının üzerine Sırrı Süreyya Önder geldi çöreklendi.</p>
<p>Bu gasp, ahlaken ne kadar sorunlu olsa da, Hasip Kaplan’ın da Sırrı Süreyya’nın da inandıkları ideoloji açısından meşru zira ikisinin de idollerinden olan katil ve büyük devrimci Che Guevara’nın bir vecizesi devrimci ahlakı özetliyor: “Problemi beyninin sağ tarafına dayadığım 32 kalibre bir tabancayla bitirdim. … Kişisel eşyaları artık benimdi.”</p>
<p>Sonuç olarak, HDP Hasip Kaplan’ın ırkçı olduğunu, Hasip Kaplan da Türk solunun Kürt solunun emeğine çöreklendiğini fark etti. Umarım bu farkındalık ileri aşamalara geçer ve HDP ırkçı bir parti olduğunu ve onca emeğini Türk faşistlerine peşkeş çektiğini fark eder.</p>
<p>www.harunkaban.com</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/irkci-hasip-kaplan-ve-siyasetin-kayikci-kavgasi/">Irkçı Hasip Kaplan ve Siyasetin Kayıkçı Kavgası</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/liberallerin-bu-ulkeyle-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2017 03:11:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/liberallerin-bu-ulkeyle-imtihani/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, 2008’den beridir katılıyorum; önceki on kongrede, kongrenin organizasyonunda görev alarak katıldım, bu yıl ilk defa LDT çalışanı olarak değil, katılımcı olarak bulundum kongrede. Benim için duygusal olarak da önemli olan bu kongre, Türkiye’nin fikir tarihi açısından da önemli bir kongreydi. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberallerin-bu-ulkeyle-imtihani/">Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, 2008’den beridir katılıyorum; önceki on kongrede, kongrenin organizasyonunda görev alarak katıldım, bu yıl ilk defa LDT çalışanı olarak değil, katılımcı olarak bulundum kongrede. Benim için duygusal olarak da önemli olan bu kongre, Türkiye’nin fikir tarihi açısından da önemli bir kongreydi. Kongrenin en güzel yanlarından birisi, birkaç yıldır zorlu bir süreç geçiren sevgili Gülay Göktürk’ün de aramızda olmasıydı, onu yeniden aramızda görmek hepimiz için büyük bir moral ve mutluluk kaynağı oldu.</p>
<p>Geçen yıl, benim de 15 Temmuz üzerine bir sunuşla katıldığım kongreden sonra, bu seneki kongrenin de ana temalarından birisi 15 Temmuz’du. Birçok başlıkta verimli tartışmaların yer aldığı kongrenin benim açımdan yine önemli konularından birisi 15 Temmuz’du. Ayrıca LDT’nin 25. Yılında yaptıklarımız ve yapamadıklarımızı da konuştuğumuz oturum, bu manada da önemli bir oturumdu, liberaller olarak mevcut durumumuzu tartıştığımız verimli bir oturumdu. Tuttuğum notlarım da daha çok bu oturum çerçevesinde oldu.</p>
<p><strong>Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı</strong></p>
<p>Rahmetli Cemil Meriç’in <em>Bu Ülke</em>’si ilk olarak üniversite yıllarımda okuduğum ve sonrasında defalarca dönüp baktığım, beni ilk sarsan ve düşünce serüvenimde kilometre taşları arasındaki kitaplardan birisi oldu. Meriç’in, ülke aydınına en ciddi eleştirileri yönelttiği ve bu ülkenin aydınının, bu ülkenin dertlerine ve geçmişine eğilmesi gereğinden hareketle kaleme aldığı, bu ülkeye dair kafa yoran herkesin bir şekilde uğrağı olan bir eser <em>Bu Ülke</em>. “LDT’nin 25. Yılı” oturumu, bu manada liberaller açısından önemli bir tartışmanın da başlangıcı oldu.</p>
<p>Başkanlığını Gülay Göktürk’ün yaptığı oturumda LDT Genel Koordinatörü Özlem Çağlar Yılmaz, LDT Kurucusu Prof. Dr. Atilla Yayla ve LDT Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Tanel Demirel’in birer tebliğ sundu.</p>
<p>Oturumda, Atilla Yayla’nın bir tespiti, Türkiye fikir tarihi açısından önemli bir tartışmanın başlangıcı oldu. Atilla Hoca, mealen, 15 Temmuz sonrasında Türkiyeli liberallerin, yerlilik, millilik ve vatanseverlik kavramları üzerine düşünmeleri gerektiğini söyledi. 15 Temmuz her manada Türkiye tarihi açısından önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Fakat benim de dahil olduğum, bir grup liberalin bir senedir üzerine kafa yorup, yazıp çizdiği “bu ülke”nin tarihiyle, kavramlarıyla ve dertleriyle hemhal olma sürecini tasnif eden bir kırılma oldu.</p>
<p><strong>Bilinen Dünya’nın Sonu: Batı’nın Evrensel Değerlere İhaneti</strong></p>
<p>Türkiye 1990’ları bir cehennem gibi yaşadı. İşkencenin, faili meçhullerin sıradanlaştığı, toplum kesimlerinden ayrıcalıklı bir sınıf haricinde herkesin devlet tarafından ezildiği o acı ve karanlık yıllardan “evrensel insani değerler”e tutunarak çıktık. Çoğunlukla Avrupa Birliği veya geniş anlamıyla Batı’nın ittirmesiyle, bir anlamda “zorlamasıyla” işkence meselesini çözdük. İşkence meselesi önemli, zira devletin sıradanlaştırıp, bir anlamda meşrulaştırdığı ve sorgulanmayan, toplum tarafından dahi (kendine uygulanmadığı sürece) kabul gören bu insan hakkı ihlalleri, ülkeyi zindana çeviren en sembolik şeydi. “İşkenceye sıfır tolerans” diye zihnimizde kalan düzenlemelerle bu mesele zaman içerisinde aşıldı. Tüm bu süreç boyunca, Avrupa bizim için bir “ideal”di. Sezar’ın hakkı Sezar’a, o dönemler haklı bir özenmeydi Avrupa’nın medeni değerleri içselleştirmesine özenmek.</p>
<p>Özellikle 2002’den sonra, AK Parti iktidarıyla hızlanan reformlar, insan hakları ihlalleri açısından da hızlı bir ivme kaydetti ve 2010’lara geldiğimizde, en ağır ve can yakıcı meselemiz olan Kürt Meselesi’nde, Trabzonlu bir şehit annesini ikna etmiş bir sürecin içindeydik; çözüm sürecinde Tayyip Erdoğan’ın aldığı inisiyatif, şehit asker annesiyle gerilla annesini bir araya getiriyordu. Trabzonlu bir şehit annesi “Çocuklar ölmeyecekse, APO’yu serbest bıraksınlar, gelsin benim evimde kalsın, ben razıyım!” noktasına kadar getirmişti. (Başka bir yazının mevzuu ama PKK ve HDP’nin ve onların dümen suyundaki “aydınların” sürece ihaneti bu fırsatı kaçırmamıza neden oldu.)</p>
<p>Fakat bizim evrensel değerleri içselleştirdiğimiz 2010’lu yıllar Avrupa için bir yalpalamanın başladığı yıllar oldu. Öncelikle Mısır Darbesi’nde takındıkları tavır, bir şeylerin ters gittiğini gösteriyordu. Avrupa “darbe”ye “darbe” diyememişti. Sonrasında da darbeci general ile hiçbir şey olmamış gibi ilişkiyi sürdürmüş, hatta darbeyi haklı görmüş, talep etmişti. Pek konduramasak da durum buydu.</p>
<p>Mısır Darbesi sonrası Türkiye’nin başına gelecek olan az çok anlaşılmıştı esasında. Batı öne sürdüğü “evrensel değerler”i bir araç olarak kullanmaktan çekinmiyor, hatta doğrudan bu değerleri çıkarları doğrultusunda bir propaganda aracı olarak kullanıyordu. Mısır’daki darbeyi bu değerlerle meşrulaştırdılar. Türkiye açısından da neredeyse birebir bahaneler aynı yalanlar üzerinden “yeniden şekillendirilen” evrensel değerleri propaganda aracı olarak kullanıyorlardı. 15 Temmuz’un ertesinde basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, özgürlük, insan hakları gibi kavramlar, Erdoğan’ın bir “diktatör” olarak tanımlanması için gereken araç gereçlerdi. Evrensel değerler, Batı açısından, Erdoğan’sız bir Türkiye’ye ulaşmak için içi boşaltılmış işlevsel kavramlar olmaktan öteye gidemiyordu. 15 Temmuz tüm bu teorik lafların gözümüzün içine baka baka pratiğe döküldüğü gece oldu. Batı bir darbeyi talep ettiğini belli etti, darbenin başarılı olması için elinden geleni yaptı, darbe başarısız olduktan sonra dahi kınayamadı ve zaman içinde belli belirsiz nedamet getirdi. 15 Temmuz aslında “bilinen dünyanın sonu” oldu bizim için: Batı evrensel değerlere ihanet etmişti ve yalnızdık.</p>
<p><strong><em>Bu Ülke</em>’ye Dönüş</strong></p>
<p>15 Temmuz günü can havliyle sokağa çıktık ve değeri ileride daha net anlaşılacak olan, dünya tarihi açısından çok önemli bir “demokratik başarı” hikayesinin bir yerinde yer aldık, savaş uçakları, tanklar ve ağır silahlarla kendi ülkesini işgal etmeye kalkan “ele geçirilmiş bir işgal ordusu”nu yenilgiye uğrattık ve bir darbeyi önledik. Murat Belge gibi, lafla peynir gemisi yürüten “Batı demokratları”na sıradan insanlar olarak hayatları boyunca unutamayacakları bir ders verdik, müstemleke aydınlarından alacağımız bir ders olmadığını gösterdik. Bunu yaparken de müstemleke aydınlarının çok önemsediği “Batı değerleri” ve “Batı yöntemleri” ile değil, kendi değerlerimiz ve kendi toprağımızdan neşet eden saiklerle yaptık bunu. Cami minarelerinden okunan Selâlarla ve anonslarla haberleştik, parti ayrımı gütmeden, ülkücüsü, dindarı, liberaliyle Türk Bayrağı’ndan başka elimizde bir şey olmadan, ezik Marksist sloganlarla değil “Ya Allah, bismillah, Allah-u Ekber”lerle yaptık bunu.</p>
<p>Bir “seferberlik ilanı” ile mücadele ettik. Meclis bombalanırken meclis kürsüsünden “bunu yapanları yargı önüne çıkaracağız” diyerek, “halkın gücünden başka bir güç tanımıyoruz” diyerek yaptık. İğdiş edilmiş “basın özgürlüğü”, “hukukun üstünlüğü” gibi kavramlar için değil, “vatanımız” için çıktık, sonrasında meydanlarda “vatanı bekledik” gece gündüz. 7 Ağustos’ta, Yeni Kapı’da ağlayarak İstiklal Marşı okuduk. Önümüzde müstemleke aydınları yoktu, yanımızda Batı eziği “aydınlanmış kitleler” yoktu. Kayseri’den, Sivas’tan, Erzurum’dan otobüslere doluşup gelmiş “sıradan insanlar” olarak yaptık bunu.</p>
<p><strong>Batılı mı “kalacağız” yoksa “Yerli” mi olacağız?</strong></p>
<p>Hasıl-ı kelam, memleketin işgali için devşirilmiş Fetullahçılar bu topraklara ait değildi, nitekim tasmaları kimlerin elindeyse onların çiftliklerine gittiler, oralardan ihanetlerine devam ediyorlar.</p>
<p>Şimdi biz bizeyiz. Ve soru şu: Bize “dayattığı” evrensel değerlere ihanet etmiş bir Batı’nın diliyle, argümanlarıyla canımıza kastetmeye geldiklerinde, kendimizi onlara beğendirmeye, giyotine boynumuzu uzatmaya devam eden müstemleke aydını olarak mı “Batılı” olacağız, yoksa iki yüzlülüğünü suratına çarpıp, ancak bir eşiti olarak muhatap olmaya devam ederken; kendi insanımızla, toprağımızla, değerlerimizle barışıp, geçmişi yeniden düşünüp “yerli” mi olacağız?</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberallerin-bu-ulkeyle-imtihani/">Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP’de Kılıçdaroğlu’nun Yerine Kim Gelecek?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/chpde-kilicdaroglunun-yerine-kim-gelecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Aug 2017 09:32:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/chpde-kilicdaroglunun-yerine-kim-gelecek/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kılıçdaroğlu’nun ByLock’çu danışmanının deşifre olması, FETÖ’nün CHP’de nereye kadar sızdığının en somut göstergelerinden birisi oldu. Böylece, FETÖ’nün stratejisiyle ile neredeyse eşzamanlı giden bazı CHP politikaları, bazı CHP’lilerin söylemleri ve bizzat Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’nün argümanlarını siyasî platforma taşımasının arkasında yatan ilişki ağını az çok görmüş olduk. FETÖ ile mücadelede alınan mesafe, birçok alanda olduğu gibi CHP’de de [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chpde-kilicdaroglunun-yerine-kim-gelecek/">CHP’de Kılıçdaroğlu’nun Yerine Kim Gelecek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kılıçdaroğlu’nun ByLock’çu danışmanının deşifre olması, FETÖ’nün CHP’de nereye kadar sızdığının en somut göstergelerinden birisi oldu. Böylece, FETÖ’nün stratejisiyle ile neredeyse eşzamanlı giden bazı CHP politikaları, bazı CHP’lilerin söylemleri ve bizzat Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’nün argümanlarını siyasî platforma taşımasının arkasında yatan ilişki ağını az çok görmüş olduk.</p>
<p>FETÖ ile mücadelede alınan mesafe, birçok alanda olduğu gibi CHP’de de taşların yerinden oynamasına neden oldu. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra FETÖ’nün “vurucu tim” diyebileceğimiz, operasyonel kadrosunda önemli zayiat vermesi, siyaset dahil birçok alanda mevzi kaybetmesine neden oldu. FETÖ birçok alanda olduğu gibi, CHP’de de mevzi kaybediyor.</p>
<p><strong>FETÖ’nün Kaybettiği Mevziler</strong></p>
<p>Akın Atalay Cumhuriyet Gazetesi’nin sahibi olan vakfı yönetmeye başladıktan sonra, gazete hızla değişmeye başladı. Bir süre sonra, adeta kapatılan FETÖ gazetelerinden biri haline geldi, hatta onlardan daha radikal bir FETÖ yayını yapmaya başladı. Gazete Can Dündar yönetiminde bir dönüşüm geçirdi.</p>
<p>Cumhuriyet yazarlarının hapse girmesini ve FETÖ ile ilişkili olarak tutuklanmaları, gazetenin Kemalist okur kitlesinde açıkçası bir aydınlanmaya neden oldu, CUMOK denilen ve dindarların her türlüsü ile ilişkisine tepkisel olan “Cumhuriyet Okurları”, öyle veya böyle FETÖ ile birliktelikten rahatsız oldu. Bunun en net ortaya çıktığı olay Nuray Mert’in Cumhuriyet Gazetesi’nden kovulması oldu. Bu ayrılık, aslında her ne kadar Kemalistleri gülünç duruma düşürse de bir şeyi netleştirdi: Kemalistler Cumhuriyet Gazetesi’ni yeniden ele geçiriyor veya şöyle de diyebiliriz, FETÖ Cumhuriyet Gazetesi’nde de mevzi kaybediyor.</p>
<p>Peki aynı şey CHP’de de yaşanacak mı?</p>
<p><strong>CHP’de içindeki FETÖ Mücadelesi</strong></p>
<p>Aydınlık Gazetesi’nin “haber sınırları” içinde değerlendirilebilecek bir yayınla “MİT Tırlarının Durdurulması” meselesini daha önce yayınlaması bir kamuoyu oluşturmamışken, Can Dündar’ın haberi “casusluk” olarak yaptığı, görüntü ve ayrıntılarla “MİT Tırları” meselesinin tekrar yayınlanması olayın boyutunu değiştirmiştir. Dündar, Celal Kara gibi şimdi firari olan FETÖ’nün kamikaze yargı operasyonlarını gerçekleştiren savcıların iddialarına zemin yaptığı gazete, olayı bir adım ileriye taşıyarak, FETÖ’nün “Erdoğan’ı Lahey’de yargılatma” stratejisinin argümanlarını oluşturması ve sonrasında bu söylemin bizzat Kılıçdaroğlu eliyle siyasî tartışma platformlarına taşınması, FETÖ’nün CHP üzerindeki yönlendirmesini açık kanıtlarıyla ortaya dökmüştür.</p>
<p>Yargıya intikal eden süreçte, Can Dündar bir itirafta bulunmak zorunda kaldı. Dündar tutuklu kaldığı süreçte yazdığı “<em>Tutuklandık</em>” isimli kitabında belgeleri CHP’li bir milletvekilinden aldığını yazdı. Bu vekilin Enis Berberoğlu olduğu anlaşılmasından sonra süreç Berberoğlu’na uzandı ve Berberoğlu casusluktan müebbet hapse mahkûm oldu.  Her meselede birkaç adım sonrasını hesaplayan FETÖ kendisi açısından kritik olan Can Dündar’ı Almanya himayesinde kaçırdı.  Berberoğlu ise tutuklanıp, 25 yıl hapis cezası ile cezaevine gönderildi. Bu olaydan sonra süreç biraz hızlandı ve tabiri caizse bir panik başladı. Kılıçdaroğlu apar topar Ankara’dan İstanbul’a kadar yürümeye karar verdi. Bu yürüyüş aslında FETÖ’nün CHP ve Kılıçdaroğlu özelinde kullandığı “son koz”du. Nitekim yürüyüşün formatı tam bir FETÖ stratejisini açık ediyordu. Kirletmediği kavram kalmayan FETÖ, bu yürüyüşteki “adalet” vurgusuyla “adalet” kelimesine de el atmış oldu. Yürüyüşü FETÖ kalemşörleri sosyal medyada sahiplendi, katılanlar FETÖ yönlendirmesindeki CHP’liler haricinde Kemalist çevreyi pek dahil edemedi, Kılıçdaroğlu’nun yanında “KHK Mağdurları” adı altında FETÖ mensuplarını gördük, Kemalist kesim çok steril ve temkinli bir katılım sağladı. Yürüyüş FETÖ’nün arzu ettiği “kaos ortamı”nı sağlamayınca CHP’nin FETÖ kanadında asıl panik başladı.</p>
<p><strong>FETÖ CHP’de de Mevzi Kaybedek mi?</strong></p>
<p>Melih Gökçek’in tweetleri sonrasında, Savcı Sayan’ın iddiaları ve CHP’nin “resmî” olarak olayı görmezden gelişi, Enis Berberoğlu’nun konuşacağı iddialarını güçlendirdi. Berberoğlu’nun eşinin kocasının Kılıçdaroğlu yüzünden tutuklandığını iddia etmesi, belgelerin Berberoğlu’na bizzat Kılıçdaroğlu tarafından verilmiş olduğu iddiaları ortaya dökülünce Kılıçdaroğlu iyiden iyiye panikledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında çeşitli haberler geldiğini söylemesi ve Kılıçdaroğlu’nun ”ön alma” çabaları, olayın ciddiyetini ortaya seriyor. Görünen o ki, kısa bir süre içerisinde Türkiye siyaseti ciddi anlamda ısınacak.</p>
<p>Kılıçdaroğlu “beni de tutuklayacaklar” şeklindeki açıklamaları şu anda arkaplanda devam eden FETÖ’nün son kozlarını oynadığının en önemli kanıtı. Zira anlaşılan o ki, CHP içinde Kemalist kanat, FETÖ birlikteliğinin sona erdirme konusunda bir çaba varolduğunu gösteriyor.</p>
<p>Kılıçdaroğlu, casusluk faaliyeti olarak yargı tarafından tescil edilen süreçte, olayın başlangıcı olan belgeleri Berberoğlu’na verdiği iddiasını reddetmedi, hedef saptırmakla meşgul. Tam da bir FETÖ taktiği olan “yapmakadık” demek yerine “ispatlayamazsınız” şeklinde bir kulağının üstüne yatma çabasında, Kılıçdaroğlu.</p>
<p>CHP’nin Kemalist kanadı da sessiz bir bekleme halinde. Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başında artık daha fazla kalamayacağı ortada, Kemalist kanat Kılıçdaroğlu sonrasına hazırlık yapıyor, süreçteki FETÖ gölgesi nedeniyle Kılıçdaroğlu’nun MİT Tırları tavrını sahiplenmiyor. Bir kongre ile doğal yollarla Kılıçdaroğlu ile yollarını ayırıp, Cumhuriyet Gazetesi’nde olduğu gibi “Kemalist kaygılar”la partiyi tekrar sahiplenmeyi istiyor. FETÖ kanadı ise Kılıçdaroğlu’nun tutuklanıp, bir infial yaratarak olaydaki “suç üstü hali”ni iktidara yıkıp aradan sıyrılmak istiyor, tıpkı 15 Temmuz darbe girişimini beceremeyince “kontrollü darbe” acuzeliğini ortaya attığı gibi.</p>
<p>Şimdi soru şu: Kılıçdaroğlu’nun yerine kim gelecek?</p>
<p>FETÖ’nün stratejisi işleyip, Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı iken tutuklanıp, yerine yine bir FETÖ kuklasının partinin başına geçirilmesi mi, yoksa Kemalist kanadın Kılıçdaroğlu’nu bir kongre ile yerinden edip, partiyi Kemalist bir figür ile yeniden alıp, Kılıçdaroğlu’nun emekli bir siyasetçi olarak tutuklanmasıyla ilgilenmemesi ile mi sonlanacak süreç?</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chpde-kilicdaroglunun-yerine-kim-gelecek/">CHP’de Kılıçdaroğlu’nun Yerine Kim Gelecek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçme Muhannet Köprüsünden, Ko’ Su Aparsın Seni</title>
		<link>https://hurfikirler.com/gecme-muhannet-koprusunden-ko-su-aparsin-seni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jul 2017 07:27:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/gecme-muhannet-koprusunden-ko-su-aparsin-seni/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dört yıl önce, “Suriyeliler geldikleri yere dönsün” caniliği ilk başladığında, Reyhanlı’da bir grup Suriyeli “geldikleri yer”e dönerken yazmıştım Hanzala’nın hikâyesini&#8230; Bir grup Suriyeli “Geçmem muhannet köprüsünden ko su aparsın beni / Yatmam bu çakal yatağanda aslanlar yesin beni” deyip sınırdan evlerine dönerken, minik bedeninin iki katı bir bavulu çekerek giden küçük bir bebenin fotoğrafını suratıma [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gecme-muhannet-koprusunden-ko-su-aparsin-seni/">Geçme Muhannet Köprüsünden, Ko’ Su Aparsın Seni</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dört yıl önce, “Suriyeliler geldikleri yere dönsün” caniliği ilk başladığında, Reyhanlı’da bir grup Suriyeli “geldikleri yer”e dönerken yazmıştım <a href="http://harunkaban.com/hanzala-yi-gordunuz-mu/" target="_blank" rel="noopener">Hanzala’nın hikâyesini</a>&#8230; Bir grup Suriyeli “Geçmem muhannet köprüsünden ko su aparsın beni / Yatmam bu çakal yatağanda aslanlar yesin beni” deyip sınırdan evlerine dönerken, minik bedeninin iki katı bir bavulu çekerek giden küçük bir bebenin fotoğrafını suratıma edilmiş ağır bir küfür olarak alıp yazmıştım o yazıyı can acısıyla.</p>
<p>Aradan çok zaman, köprünün altından çok su geçti. “Suriyeliler geldikleri yere dönsün” zalimliğiyle mücadele edemedik. En yakınlarımıza dahi kısmen sirayet eden bu zalimliğe mahcup cevaplar verdik, kimi zaman sert konuştuk kimi zaman alındık, kırıldık ama sonuç olarak “toplumun geneline mal edilemeyecek” bu zalimliği toplumun marjinal bir kesimine hapsedip, bu tavrı kamu vicdanında mahkûm edemedik.</p>
<p>Hiç kimse kalkıp “biz misafirperveriz, toplumun geneline bunu teşmil etmeyelim” demesin, bu zalimlik toplumda hâkim tavra dönüştü, bu tavra tepki vermek toplumun marjinal bir kesimine hapsoldu.</p>
<p>Sakarya’daki vahşet göz göre göre geldi. Toplumda zehirlemedik tek bir alan dahi bırakmayan Fetullahçı fitne birkaç hafta içinde, hangi stratejinin ürünü olduğunu bilmediğimiz bir şekilde pompalandı ve sonuçta bu vahşet ile sarsıldık.</p>
<p>Yasemin Abayhan bu konuda söylenebilecek en can yakıcı şeyleri <a href="http://www.hurfikirler.com/emanet/">HürFikirler’deki yazısında</a> söyledi. O yazı sosyal medyada çokça paylaşıldı ve arkadaşlarımızın paylaşımları altına gelen yorumlarda gördük ki, bu vahşetin dahi vicdanını titretmediği insanlar var ve halen Fetullahçı fitnenin argümanlarını hiç akla gelmeyecek versiyonlarla çoğaltıp pişkin pişkin yazabildiler. Yine HürFikirler yazarı Arda Akçiçek, <a href="http://www.hurfikirler.com/eman-dileyin-allah-sizi-evsiz-birakmasin/">yazısında</a> “eman” dileyen insanlara nasıl zalimleştiğimizi gayet güzel özetledi.</p>
<p>Kendi vicdanımdan hasıl olan hassasiyetlerimin çevremde büyük oranda paylaşıldığını sanıyordum, bunun böyle olmadığını kısa sürelik memleket ziyaretinde anladım. En iyi niyetli insanların bile, benim canhıraş bir şekilde sıraladığım onlarca argümana karşı bir tane Fetullahçı fitne argümanıyla mukabele ettiğini görünce, ne yalan söyleyeyim, vicdan mücadelesinde çok büyük oranda kaybettiğimizi düşünmeye başladım.</p>
<p>Sosyal medyada artık daha az yazıp çizmeye başladım, daha doğrusu yazıp yazıp, sonra bir yere değmediğini gördüğümden yazdıklarımı silip paylaşmaktan vazgeçtim. Kabul edelim, Fetullahçı fitnenin ihanetini bertaraf edemedik, kabul edelim o efsane misafirperverliğimiz, o yüce “namus” anlayışımız, o sonsuz “Anadolu irfanı” Sakarya’da duvara tosladı.</p>
<p>Yakından bildiğim tanıdığım, canla başla Suriyeli kardeşlerimizin dertlerine koşan derman olan insanların kolu kanadı kırıldı.</p>
<p>Hasıl-ı kelam, Suriye’de bombadan, ölümden kaçan insanlar “gelelim mi?” dese, verecek cevabım artık yok. Kabul edelim, Muharrem Temiz’in güzel söylediği o güzel türküdeki “muhannet” biziz.</p>
<p>Kadir Mevlam senden bir dileğim var<br />
Beni muhannete muhtaç eyleme<br />
Eğer muhannete muhtaç eylersen<br />
Akan deryalara gark eyle beni</p>
<p>Muhannetin suyu dolayı akar<br />
Aktığı yerleri sel olur yıkar<br />
İyilik etmeden başına kakar<br />
İşte böylesine muhtaç eyleme</p>
<p>Muhannetin sözü zehirden oktur<br />
Lûtfuna kerem et insafı yoktur<br />
Sol gözün sağ göze faydası yoktur<br />
Sağ gözü sol göze muhtaç eyleme</p>
<p><a href="http://www.hurfikirler.com/wp-content/uploads/2017/07/emani.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-10404" src="http://www.hurfikirler.com/wp-content/uploads/2017/07/emani.jpg" alt="emani" width="960" height="720" /></a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gecme-muhannet-koprusunden-ko-su-aparsin-seni/">Geçme Muhannet Köprüsünden, Ko’ Su Aparsın Seni</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP Genel Başkanı Ne Yapıyor?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/chp-genel-baskani-ne-yapiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 May 2017 08:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/chp-genel-baskani-ne-yapiyor/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarih bir manada, eldeki verileri alt alta yazıp yekûn çizgisini çekince ortaya çıkan sonuç gibidir, durduğunuz yerden geriye doğru bakıp noktalar arasına çizgi çektiğinizde ortaya çıkan bir resim gibidir, ancak geriye doğru bakınca anlaşılır bazı şeyler. Bu manada hatırlamak için öncelikle elimizdeki verileri alt alta yazalım, yekûn çizgisini çekelim ve noktaları birleştirelim. Bir evde, gizli [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-genel-baskani-ne-yapiyor/">CHP Genel Başkanı Ne Yapıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih bir manada, eldeki verileri alt alta yazıp yekûn çizgisini çekince ortaya çıkan sonuç gibidir, durduğunuz yerden geriye doğru bakıp noktalar arasına çizgi çektiğinizde ortaya çıkan bir resim gibidir, ancak geriye doğru bakınca anlaşılır bazı şeyler. Bu manada hatırlamak için öncelikle elimizdeki verileri alt alta yazalım, yekûn çizgisini çekelim ve noktaları birleştirelim.</p>
<p>Bir evde, gizli kamera ile çekilmiş bir görüntü “Varan 1” olarak internete düştü. Görüntüde o zamanki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve CHP’li milletvekili Nesrin Baytok’un mahrem görüntüleri vardı.</p>
<p>Deniz Baykal bu skandal görüntüler sonrasında istifa etmek zorunda kaldı. Fakat o zaman kimsenin anlam veremediği bir şekilde “Pensilvanya”ya bir selam saldı, &#8220;ABD’den, Pensilvanya’dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da söylemek isterim.&#8221; <a href="https://www.youtube.com/watch?v=MbowUcpwOZM" target="_blank" rel="noopener noreferrer">dedi.</a></p>
<p>Zaman içerisinde kaset komplosunun bir FETÖ operasyonu olduğu ortaya çıktı, tafsilatı Sözcü Gazetesi’nin bir haberinde en ince ayrıntısına kadar <a href="http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/feto-deniz-baykala-kaset-komplosunu-boyle-kurmus-1373055/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">anlatılıyor.</a></p>
<p>Süreç sonunda, CHP’nin “dosyacı” milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu öne çıkarıldı ve adı Genel Başkanlık için geçti. Kılıçdaroğlu iddiaları yanıtladı ve 13 Mayıs 2010’da “aday olmayacağım” <a href="http://www.cnnturk.com/2010/turkiye/05/12/kilicdaroglu.aday.olmayacagim/575964.0/index.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">dedi.</a> 22-23 Mayıs 2010’da yapılan 33’ncü Olağan Kurultay’da Kemal Kılıçdaroğlu geçerli bin 189 oyun tamamını alarak genel başkan seçildi. Aslında Kılıçdaroğlu’nun nasıl bir siyaset izleyeceği az çok bu 10 gün içerisinde belli oldu, sonrası siyasi kariyeri önce söylediği şeyi “arkadaşlar” ile görüşerek veya bir şekilde fikrini değiştirerek tam tersini söylemek ve yapmak şeklinde devam etti.</p>
<p>Kılıçdaroğlu’nun siyasi kariyeri, Aziz Nesin’in romanından uyarlanan ve Kemal Sunal’ın oynadığı “Zübük” karakterini geride bırakacak bir performans sergiledi. Bu performansın zirvesi 15 Temmuz akşamı yaşandı. Kılıçdaroğlu bir radyo programında “kim darbe girişimi yaparsa o tankın önüne ilk ben çıkacağım.” <a href="http://www.radikal.com.tr/politika/kilicdaroglu-darbe-olursa-tankin-onune-ilk-ben-cikarim-1017131/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">dedi,</a> 15 Temmuz akşamı yaşanan hain darbe girişiminde, tankların giriş ve çıkışları kapattığı Atatürk Havalimanı’nda tankların üzerine <a href="https://www.youtube.com/watch?v=UHcFivNmN2I" target="_blank" rel="noopener noreferrer">çıkmadı.</a> Radyo programının sunucusu olayı daha önce söylediği sözü hatırlattığında ise “Hani tank nerdeydi, tank getirselerdi.” <a href="https://www.youtube.com/watch?v=Q6DW-ucD3Po" target="_blank" rel="noopener noreferrer">dedi.</a> Bu çağrısı karşılıksız kalmadı, İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu, Kılıçdaroğlu’nun açıklamasının ciddiyetine uygun bir çözüm <a href="http://www.milliyet.com.tr/bakan-soylu-kilicdaroglu-na-oyuncak-trabzon-yerelhaber-1976163/">önerdi.</a></p>
<p>Türkiye’nin “ana muhalefet partisi”, kendi deyimleriyle “Atatürk’ün partisi” siyaseten FETÖ’nün argümanlarını siyasi arenaya taşıyan bir siyasi enstrümana dönüştü.</p>
<p>FETÖ’nün stratejilerini açık ettiği, kapalı veya açık mesajlar verdiği hesaplardan yayılan bir iddia, darbenin bir tiyatro olduğu iddiası bizzat Kılıçdaroğlu tarafından dillendirildi. Daha da vahim örneği ise Adil Öksüz meselesinde yaşandı.</p>
<p>FETÖ’nün strateji hesapları zaman içerisinde “tiyatro darbe” söyleminin altını ördü, Adil Öksüz’ün Sakarya’dan Akıncı Havaüssü’ne getirildiği, burada yakalanması sağlanıp, sonrasında serbest bırakıldığı ve FETÖ’ye iftiraname olarak hazırlanan itirafnameyi imzalamadığı için “muhtemelen” infaz edildiğini yazmaya başladı. Bu tweetler Nisan ayı başında atıldı. Kısa bir süre sonra CHP Milletvekili Eren Erdem, 14 Temmuz’da Adil Öksüz’ün Sakarya’da Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’la görüştüğünü açıkladı, ellerinde görüntü olduğunu <a href="http://www.birgun.net/haber-detay/eren-erdem-den-flas-adil-oksuz-iddiasi-goruntuleri-var-156820.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">söyledi.</a> Bu iddia kamuoyuna ana muhalefet partisi tarafından kamuoyuna taşındı, gazeteci Fidel Okan iddianın kamuoyuna maledilmesi için gerekli “araştırmacı gazetecilik” faaliyetini yaptı ve Eren Erdem’e “görüntüler”i <a href="http://odatv.com/chpli-eren-erdemden-adil-oksuz-iddiasi-2504171200.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">sordu.</a> Bu “danışıklı dövüş”le biz gizlice kaydedilen görüntülerin silindiğini ve silen mühendislerin işlerine son verildiğini öğrenmiş olduk. Hiçbir somut kanıtı olmayan bu iddiaların dillendirilmesinin sakıncalar yaratacağını da ekleyen Okan “hassasiyetli gazetecilik” ilkelerini de yerine getirmiş oldu. Gereksiz bir hassasiyetti zira CHP’li vekillerin ve bizzat CHP Genel Başkanı’nın herhangi konuda kanıta ihtiyaç duyduğunu ben şimdiye kadar görmedim, zira söyledikleri yalanın hesabını kimse sormuyor kendilerinden.</p>
<p>Şahsen, sosyal medya hesaplarımda, henüz bu süreç yaşanmadan birebir olacakları 15 Nisan’da adım adım yazmıştım. Tek eksik bizzat CHP Genel Başkanı’nın bu iddiayı, hem de FETÖ’nün strateji hesaplarının birebir kullandığı cümlelerle dillendirmesi hariç hepsi gerçekleşti, ben şimdi Kılıçdaroğlu’nun bu iddiayı dillendirmesini bekliyorum, zira tecrübemiz bunu gösteriyor.</p>
<p>Noktaları geriye doğru birleştirdiğimizde ortaya çıkan tabloyu, başıma iş açmaması için ben dillendirmiyorum fakat bir FETÖ operasyonu sonrasında nasıl olduğunu “anlayamadığımız” bir biçimde, tam aksini söylemişken genel başkan olan Kılıçdaroğlu’nun, CHP’li milletvekillerinin FETÖ ile ne gibi bir ilgisi alakası olduğunu açıkçası merak ediyorum. Başından beri yaşananlara bakınca tablo pek iç açıcı değil fakat en azından izaha muhtaç olduğu ortada.</p>
<p>Türkiye’nin hak ettiği muhalefet, muhalif siyaset bu mu? Ben daha kaliteli ve şeffaf bir muhalif siyaset hak ettiğimizi düşünüyorum.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-genel-baskani-ne-yapiyor/">CHP Genel Başkanı Ne Yapıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kontrollü İç Savaş</title>
		<link>https://hurfikirler.com/kontrollu-ic-savas/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 May 2017 05:12:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[15 Temmuz Darbe Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/kontrollu-ic-savas/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pek kimsenin dikkatini çekmedi ama Ömer Laçiner Birikim Dergisi’nin Nisan 2017 sayısında “16 Nisan&#8217;dan Sonra?” başlıklı bir yazı yazdı. Yazı daha referanduma 15 gün varken sonuçlarını gayrimeşru ilan ediyor ve referandum sonucu ne olursa olsun bir “iç-kapışma”nın başlangıcı olacağını söylüyordu: “16 Nisan’da Türkiye, olağan bir referandumdaki gibi, bir –rejim– sorununu iki seçenekten birini tercih ederek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kontrollu-ic-savas/">Kontrollü İç Savaş</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pek kimsenin dikkatini çekmedi ama Ömer Laçiner Birikim Dergisi’nin Nisan 2017 sayısında <a href="http://www.birikimdergisi.com/haftalik/8240/16-nisan-dan-sonra#.WRIxDImLT3A" target="_blank" rel="noopener">“16 Nisan&#8217;dan Sonra?”</a> başlıklı bir yazı yazdı. Yazı daha referanduma 15 gün varken sonuçlarını gayrimeşru ilan ediyor ve referandum sonucu ne olursa olsun bir “iç-kapışma”nın başlangıcı olacağını söylüyordu: <em>“16 Nisan’da Türkiye, olağan bir referandumdaki gibi, bir –rejim– sorununu iki seçenekten birini tercih ederek çözüme kavuşturmuş olmayacak; şu anda –yani geçici olarak– o seçenekler üzerinden cepheleşmiş Türkiye toplumunda –en az yüzyıldır bastırılmış– iç hesaplaşmanın fitilini ateşleyecektir. Dolayısıyla 16 Nisan akşamı belli olacak olan sayılar bir nihaî sonucun ifadesi değil; bütün bir toplum olarak içine gireceğimiz çetin bir iç hesaplaşmanın başlangıç verileri olarak kaydedilmelidir. <strong>Bir başka deyişle; 16 Nisan’daki sonuçlar –nasıl olursa olsun– başlaması artık –neredeyse– kaçınılmaz ve ertelenemez hale gelmiş iç –kapışmaya dönüşme ihtimali de yüksek– hesaplaşmada tarafların hâlihazır yasal ve sayısal avantaj pozisyonunu göstermiş olacaktır sadece.”</strong></em></p>
<p>İlk okuduğumda açıkçası inanamadım meramını bu kadar açık söyleyen satırlara fakat Laçiner, epey geciktiğini düşündüğü bu “iç-kapışma”yı 2014 yılında FETÖ’nün bir TV kanalında kısmen <a href="http://www.hurhaber.com/omer-laciner-den-basbakana-hakaret-ve-tehdit/haber-620598" target="_blank" rel="noopener">tarif etmişti.</a> 17-25 Aralık darbe girişiminin hemen ardından gerçekleşen 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde Erdoğan’ın (AK Parti’nin) %40 üzerinde oy alması halinde, Erdoğan’la “demokrasi dışında mücadele verilmeli” önerisinde bulunmuştu.</p>
<p>Kamuoyu ve basın pek dikkat kesilmese de Laçiner’in bahsettiği “iç-kapışma” veya adıyla devam etmek gerekirse “iç savaş” için, “kayıt dışı siyaset”in unsurları ve marjinal sol kesimde ciddi bir hareketlilik var.</p>
<p>Ağırlıkla BirGün gazetesinde yayınlanan, onların yanı sıra aşağı yukarı benzer zihniyette başka yazarlar tarafından da yazılan ve çeşitli platformlarda yayınlanan birkaç yazıdan alıntılar yapacağım. Bu yazıları bir çerçeve içinde değerlendirdiğiniz zaman, zeminde yürüyen bir strateji olduğu aşikâr. Birbirleriyle irtibatlı veya değil, bu zihniyetin evrilerek sonuçta çıktığı yer veya önerme açık: İç Savaş.</p>
<p>Esasen tercih basit; yapılacak olan, özellikle 17/25 Aralık süreci sonrası gibi rehavet ve naiflikle olan biteni hafife alıp 15 Temmuz&#8217;da şehirlerimiz kendi uçaklarımızla bombalanırken uyandığımız gibi, bir gece ansızın iç savaşın içinde uyanmak veya bu gidişi görüp, teşhir edip kamu vicdanında mahkûm etmektir. Üzerinden 10 ay geçmiş bir işgal girişiminden sonra gündemin rehavetine bakınca ben açıkçası umutsuzum. Bir süre sonra, siyaseten meczupların kullanacağı bir tabirle söylersek, bir “kontrollü iç savaş” içinde gözümüzü açabiliriz.</p>
<p><strong>Kayıt Dışı Siyaset</strong></p>
<p>BirGün yazarı Ayşenur Arslan, 6 Mayıs tarihli <a href="http://www.birgun.net/haber-detay/siyasetin-cozulme-devri-158315.html" target="_blank" rel="noopener">“Siyasetin çözülme devri!”</a> başlıklı yazısına “siyasetin bittiği” tespitiyle başlıyor: <em>“Siyasette her cephede ortalık toz duman. Üzerinde durmaya bile değmez. MHP artık BUÇUK parti! Çoktaaan çözüldü, eridi. HDP ise malum, dokunulmazlıkların kaldırılması ve eşbaşkanlarının tutuklanması skandalıyla ağır yaralı. Gelelim iki büyüğe! Erdoğan mühürsüz / usulsüz bir yüzde 51 ile başkanlık sistemini koparttı! Ama içi rahat değil. Nitekim kendisi de geçenlerde açıkladı. ‘Bu oran AKP’nin değil’ dedi.”</em></p>
<p>Arslan CHP içinde yaşanan gelişmeleri, siyasetin demokratik ve kurallar içinde işleyişine tahammül edemediğini söylüyor, “Mücadelenin mecliste sürdürülmesi”ni anlamsız buluyor, topluma güvenilmesini salık veriyor, sonuç olarak Türkiye’yi sallayacak bir ihtimalden bahsediyor: <em>“Sanki ortada fiilen bir parlamento kalmış gibi <strong>‘Mücadelemizi Meclis’te sürdüreceğiz’ masalı anlatılacak. Oysa kendilerine ve bu topluma bir güvenseler&#8230; Bir harekete geçebilseler&#8230; AKP’nin aslında ne kadar zor durumda olduğunu fark etseler&#8230; Ve birazcık, çok değil azıcık yaratıcı olabilseler&#8230; Türkiye’yi sallayacaklar.”</strong></em></p>
<p>BirGün yazarı Tarık Şengül, 6 Mayıs tarihli ve <a href="http://www.birgun.net/haber-detay/referandum-sonrasi-siyaset-158326.html" target="_blank" rel="noopener">“Referandum sonrası siyaset”</a> başlıklı yazısında, siyasetin iki mantık etrafında şekillendiğini söylüyor. <em>“(Birincisi) Çoğulcu siyaset mantığı her kesimin sorunlarından doğan taleplerini teker teker kendi özgünlükleri içinde cevaplamayı amaçlar; bu durumda siyaset çok parçalıdır ve belli bir eşiği aşan kesimler siyasal parti ve hareketlere dönüşürler. İkinci siyaset mantığı ise popülisttir; toplumda var olan çoklu sorunlar ve talepler liderliklerin arkasında tekil talepler içinde erirler.”</em></p>
<p>Şengül, Türkiye’de uzun süredir çoğulcu siyaset mantığına yer kalmadığını, siyasetin popülist mantık etrafında şekillendiğini söylüyor. Şengül referandum sonucunda görülen %48’lik <em>“(&#8230;) hayır diyen muhalif parti ve kesimlerin ‘ekonomik düzeni’ ve yarattığı <strong>‘ezilen halkı’ merkeze alan yeni bir tanımlama ihtiyacı</strong>”</em> olduğunu söylüyor ve bu tanım sonucunda oluşacak kesime sol jargonun aşina olduğumuz, Pakdemir’in daha açık ifade ettiği “tarihî görev”i hatırlatıyor: <em>“Şu ünlü tarihî görev var ya, kanımca işte o görev bugün itibariyle, bu potansiyelin şu uzun süredir unuttuğumuz sınıfa referans veren bir halk tanımı etrafında yaratılması ve harekete geçirilmesidir.”</em></p>
<p>“Marjinal Sol” denebilecek kesim CHP’nin “referandumu tanımama” stratejisini yetersiz buluyor ve “sokağı engellediği” gerekçesiyle eleştiriyor. Bu zihniyetin CHP içinde izdüşümü, marjinal solun eleştirilerini hak etmeyecek kadar net aslında. Parti sözcüsü Selin Sayek Böke, sokak çağrısı yapılmadığı için istifa etti, CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur da, <a href="https://tr.sputniknews.com/seyr_u_sabah/201705091028390546-melda-onur-hukuk-ortadan-kalkinca-sokak-hak-olur/" target="_blank" rel="noopener">hukukun tükendiğini ve sokağın hak olduğunu söylüyor.</a> Kılıçdaroğlu’nun sokağa çağrı yapmamasını eleştiriyor, iktidarı ve Erdoğan’ı “silahlı militer gruplar”ı organize etmekle suçluyor ve silahlı çatışma ihtimaline karşı milletvekili ve siyasetçilerin tabiri caizse kalkan olarak sokağa inmeleri gerektiğini söylüyor: <em>“Hukuk ortadan kalkınca sokak hak olur. Sokak benim hukuki hakkımdır. Partimizde bu konuda bir anlaşmazlık var. Biz sokağa çıktığımızda haksız mıydık? Ya da sokakta insanlar toplantı ve gösteri özgürlüğünü kullandıklarında hukuka aykırı mı davranıyorlardı? Kaldı ki karşı taraf silahlı mıydı? Liderliği eğer milletvekilleri ve partinin üst düzey yöneticileri yaparsa kolay değil o silahlı saldırı. Sonuçta silahlı insanlar yukarıdaki güce bakıyorlar. Onlar iktidarın paramiliter güçleri, kendiliğinden bağımsız hareket edebilen örgütler değil. Bu tür geri adım atmalar bizim önümüzü kapatır. Bu konuda Selin Sayek Böke&#8217;nin istifa gerekçelerini haklı buluyorum. Selin Hanım, genel başkan yardımcılığı yaptığı süreçte çok itiraz eden biri değildi. Onun bu çıkışında yalnız olmadığını düşünüyorum.&#8221;</em></p>
<p>“Demokratik siyaset”in dışlanması, meşru kanalların siyaset dışına itilmesi için bir diğer strateji ise, “hayır cephesi”nden, referandum sonrası siyasetin olağan mecrasında devam etmesi gerektiğine dair tek hamle olan Deniz Baykal’ın “2019’a hazırlanalım” çıkışının itibarsızlaştırılması. FETÖ’nün bir stratejisi olduğu son derece açık bu hamle, yine Baykal’ın başına bir çorap örecek gibi görünüyor. Amberin Zaman 6 Mayıs tarihinde Diken’de yayınlanan <a href="http://www.diken.com.tr/erdogani-kurtler-degil-chp-kurtardi/" target="_blank" rel="noopener">“Erdoğan’ı Kürtler değil CHP kurtardı”</a> başlıklı yazısında Baykal’ı ikinci defa Erdoğan’ın önünü açmakla suçluyor ve Kürtlerin ittifak etmesi gereken adresin AK Parti değil CHP olduğunu söylüyor; Selin Sayek Böke’nin referandum sonrası “sine-i millet” önerisinin dikkate alınmamasını eleştiriyor.  <em>“HDP’liler ve CHP’de Böke gibi düşünen Selina Doğan, Özgür Özel ve benzeri isimlerle bir araya gelip yeni bir demokrasi hareketi başlatabilirler mi? Önümüzdeki tek umut bu.”</em> diyerek bir HDP-CHP ittifakı öneriyor fakat ne hikmetse 2019’a hazırlanmayı bu demokratik siyaset içerisinde görmüyor, “demokratik siyaseti”, siyaset dışı mecralara davet ederek yapıyor.</p>
<p>Baykal üzerinden CHP’nin “meşru siyaset mecrasında” kalmasını eleştiren bir diğer isim de FETÖ’nün kalemlerinden Yavuz Baydar. Baydar, NAR isimli bloğunda <a href="https://prizma.wordpress.com/2017/05/06/despotizme-muhalefetin-butunlesmesi-chpdeki-krizin-derinlesmesine-baglidir/" target="_blank" rel="noopener">“Despotizme muhalefetin bütünleşmesi, CHP’deki krizin derinleşmesine bağlıdır”</a> başlıklı yazısında, referandum sonrası CHP içinde yaşanan krizi bir fırsat olarak görüyor. Fakat bu krizin “demokratik siyasete katkı” ihtimaline değil, tersine siyaseti meşru mecrasından çıkarmaya matuf adımlara yönelik bir fırsat olarak değerlendiriyor. Baydar da Amberin Zaman gibi Baykal’ın “2019’a hazırlanma” şeklinde meşru siyasi dairede kalma çıkışına, FETÖ’nün siyasi stratejisini cisimleştiren Meral Akşener’in referandum sonucunu meşrulaştırmakla suçladığı açıklamasıyla karşılıyor: <em>“Meşruiyet tartışmalarının bitmediği, hukuk sürecinin devam ettiği bir dönemde bu sonucu kabul edip, meşrulaştırma tavrını çok yadırgadım.”</em></p>
<p>Baydar, yazısını Amberin Zaman’ın önerdiği HDP-CHP ittifakını biraz genişleterek görmek istediğini belirterek bitiriyor, tek dikkat edilmesi gereken ise referandum sonrası siyaseti meşru zemininde devam ettirmeye çalışan Deniz Baykal; Baydar’ın tek şartı: <em>“Yeter ki Baykal dikkate alınmasın.”</em></p>
<p><strong>Açık İç Savaş Çağrıları</strong></p>
<p>CHP’nin izlediği “kayıt dışı siyaset” ve bu yöndeki taleplerin marjinal sol kesimdeki yansıması ise korkunç. Açık açık iç savaş çağrısından tutun, yöntemini tarife, hatta geç kalındığından hareketle, bir an önce halkın sokaklara dökülmesine kadar vardırılıyor bu çağrılar.</p>
<p>BirGün yazarı Fatih Yaşlı, 26 Nisan tarihli <a href="http://www.birgun.net/haber-detay/16-nisan-sonrasi-siyasal-cografya-ve-uc-uluslu-turkiye-156960.html" target="_blank" rel="noopener">“16 Nisan sonrası siyasal coğrafya ve ‘üç uluslu’ Türkiye”</a> başlıklı yazısında, Türkiye’nin üç uluslu bir yapıda bölündüğünü söylüyor. Bu üç ulus, yazarın tarifiyle şöyle: <em>Doğuda <strong>Kürt coğrafyası ve</strong> <strong>“Kürt ulusu”,</strong> batıda Ege kıyı şeridi, iç Ege’nin bir bölümü ve Trakya’da mukim <strong>“Cumhuriyetçi ulus”</strong> ve bu ikisinin ortasında İç Anadolu’yu, Karadeniz’i ve Doğu Anadolu’nun iç kısımlarını kapsayan coğrafyadaki <strong>“evetçiler”, yani “millet”.</strong></em></p>
<p>Yaşlı’nın 16 Nisan sonrasına dair strateji önerisi ise siyaseti olağan mecrası dışına taşımak: &#8220;<em>Türkiye solu böylesi bir manzarada, hedef kitle olarak Trakya’dan Akdeniz’e kadar uzanan hattı, iki büyük şehri ve onların merkezlerindeki eğitimli, genç, kentli, öğrenci, işsiz/çalışan kitleyi hedef almalı, o kitleyle Gezi’de, 7 Haziran’da ve referandumda yakalanan bağlantı noktalarını, ilişki zeminlerini, söylem ve eylem biçimlerini nasıl geliştireceği, <strong>buradan düzen siyasetinin dışında bir alternatif seçeneği nasıl çıkaracağı üzerine kafa yormalıdır.</strong> Seçimlerin, partilerin ve düzenin ciddi bir meşruiyet kaybına uğradığı, rejimin otoriter niteliğinin ise anayasal bir statüye kavuştuğu konjonktür, bu alternatifi oluşturmak için sola ciddi bir fırsat vermektedir.”</em></p>
<p>Yaşlı, 7 Mayıs tarihli <a href="http://www.birgun.net/haber-detay/6-mayis-vesilesiyle-millet-versus-halk-158402.html" target="_blank" rel="noopener">“6 Mayıs vesilesiyle: Millet versus Halk”</a> başlıklı yazısında ise, önceki yazısında önerdiği “düzen dışı siyaset” stratejisinin yöntemini tarif ediyor. DP’den beri statükonun ve vesayet zihniyetinin tam tersine hareket eden kitleyi “millet” kelimesine pejoratif bir kullanım kazandırarak, sol zihniyetin jargonunda “millet”in karşısına konumlandırdığı “halk”ı karşı karşıya getirerek “Kürt Ulusu” kadar belirgin bir ayrımı olmayan kesimi ikiye bölüyor ve birbiriyle çatışma ihtimali olan “üç ulus” yaratıyor.</p>
<p>BirGün yazarı Güven Gürkan Öztan, 8 Mayıs tarihli ve <a href="http://www.birgun.net/haber-detay/kitleleri-derhal-2019-illuzyonundan-kurtarmak-gerek-158483.html" target="_blank" rel="noopener">“Kitleleri derhal 2019 illüzyonundan kurtarmak gerek”</a> başlıklı yazısında, referandum sonrasında izlenebilecek tüm “demokratik siyaset yolları”nın “işlevsiz” olduğunu tespit ediyor: <em>(1)</em> <em>Sol’un “merkez”de kalarak, “ılımlı” bir siyaset izleyerek, muhafazakârları “kucakladığını” göstererek siyasal İslam’la baş edeceğini söyleyenler iktidar çevresinde kümelenenler ya da politik merceğini yitirenlerdir. (2) Memleketin bugün geldiği yerde liberal bir merkez sağ oluşuma ihtiyaç olduğunun dillendirilmesi kendini sol ya da cumhuriyetçi olarak tanımlayan kadroların işi değildir. (3) Zamanında AKP’de koltuk kapmış fakat sonradan yollarını ayırmış isimlerin Saray-AKP eleştirilerini, cumhuriyetçi ve sol/sosyalist eleştirilerle aynı kulvarda değerlendirmek politik bir hatadır. (&#8230;)</em></p>
<p>Öztan, 2019’da demokratik yollarla kurallar içinde siyaset içinde mücadele etmenin işlevsizliğini kanıtladıktan sonra öneri olarak referandum sonuçlarını tanımamayı ve siyaseti mecrası dışına çekmeyi öneriyor: <strong><em>“1 Mayıs Meydanlarını inleten</em></strong><em> <strong>‘hayır bitmedi daha yeni başlıyor’ sloganı şaibeli referandum sonuçlarına karşı başkaldırışın sembolü olduğu kadar bundan sonra izlenmesi gereken siyasi hattı da özetlemektedir.”</strong></em></p>
<p>BirGün yazarı Melih Pakdemir, 8 Mayıs tarihli ve <a href="http://www.birgun.net/haber-detay/ama-karsi-taraf-hep-silahlidir-158496.html" target="_blank" rel="noopener">“Ama ‘karşı taraf’ hep silahlıdır”</a> başlıklı yazısında, Kılıçdaroğlu’nun referandum gecesi “karşı taraf silahlıydı” sözleri üzerinden analizine başlıyor. Yine Kılıçdaroğlu’nun “Kitlenin enerjisini biliyorduk, bunu düşürme pahasına yaptık. Ama gönlüm rahat.” sözünden hareketle <em>“Peki ama cümle âlem ve bilhassa YSK’lerinin bile resmen inkâr edemediği en az yüzde 48.5 şunu gayet iyi biliyor: <strong>Bundan sonra zaten yönetmeyecekler, ellerinde silahlar, savaşacaklar!” </strong></em>diyor, “çatışma”nın kaçınılmaz olduğunu söylüyor.</p>
<p>Pakdemir’in yazısındaki ton korkunç. Siyasetin hali hazırda tükendiğini ve artık “zor”un devreye girmesi gerektiğini söylüyor: “<em>Orta yerde hukuki meşruiyet kalmayınca, başka ne yapabilirler ki, meşru şekilde yönetmezler, savaşırlar. <strong>Yönetmedeki rıza ve şiddet denklemi de çoktandır ortadan kalktı.</strong> Onlar için Rıza sadece ABD’de mahpus sarraflarının rızası, o kadar. <strong>Seçimmiş, şuymuş buymuş, geçti bunlar, artık ellerinde sadece şiddet var.</strong> İyi de Kılıçdaroğlu ne demeye getiriyor? Neyin sorumluluğundan kaçıyor? Hiç kimse ondan ‘ilk ateş edenin’ kendisi olmasını istemiyor ki. Yasallığı, barışı önce sömürücüler, zalimler bozarlar. Bu yüzden Engels, ilk ateş eden olmayacaklarını vurgulamış ve ‘Önce siz ateş edin mösyö burjuvazi’ diye tarihe geçmiştir.” </em></p>
<p>Pakdemir, mecrasında akan siyasetin “sorumluları”nı yerden yere vuruyor. Kılıçdaroğlu’nu ve istemeyerek de olsa siyasetin olağan mecrasında akmasına neden olanları “ilk tetiği çekmekten kaçınmak”la suçluyor:  <em>“<strong>Aman ha evden çıkmayalım. 2019’u bekleyelim. Sandığa gidelim.</strong> YSK yine şey yaparsa ki yapar, yine eve kapanalım. Yine bir sonraki seçimi bekleyelim. Kitlenin enerjisini düşürelim. Sorumluluk almayalım. Öyle mi?”</em></p>
<p><em>A</em>lıntı yaptığım yazılar arasında maalesef en korkuncu Pakdemir’in yazısı. <em>“Herkes yaşayarak görüyor ki <strong>bölgemizde ve ülkemizde tarihsel bir sancı var. Doğum sancısı. Ve bir de ölüm ağıtı… Toplumlar da doğum ve ölüm diyalektiği sayesinde var olabiliyor.</strong> Bu yüzden iki toplumsal aktör her zaman sahnede: Ebe ve Katil. Doğum yaptıran ile öldüren.”</em> Pakdemir, bu doğum sancısını daha fazla çekmek istemiyor ve toplumu bir kıyamete zorlamak gerektiğinden hareketle, sol jargonun meşhur tarihsel çözümü öneriyor: “<em>Doğum, ebe, deyince bizim aklımıza elbette Marx da gelir: <strong>‘Zor, yeni bir topluma gebe her eski toplumun ebesidir’</strong> demiştir Marx, Das Kapital’de…”</em> Önerisini aynı zamanda bir tehditle güçlendiriyor: <strong>“<em>Doğum ya da ölüm ertelenemez! Kılıçdaroğlu enerji düşürebilir. YSK’nin bir dahaki sefere insafa (!) geleceğini umabilir. AKP zulmüne direniş bir dahaki seçim şeyine dek ertelenebilir, ama bu iki olgu ertelenemez. </em></strong><em>Ölüm ile doğum diyalektiği, sebep sonuç diyalektiğidir.”</em></p>
<p><strong>Kontrollü İç Savaş</strong></p>
<p>15 Temmuz akşamı TBMM, Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Emniyet Binası, Özel Harekat Merkezi bombalandı. Birçok noktada insanlar tanklarla ezildi, helikopterlerle tarandı, sokaklarda infaz edildi. Artık açıkçası her yazıda bir “15 Temmuz bilançosu hatırlatması” yapmaktan yoruldum. Fakat bu işgal girişiminin bu kadar çabuk unutulup gözümüzün önünde gerçekleşen şeyin muhalefet tarafından, tertipçilerinin bile mahcup bir korkaklıkla dillendirdiği haliyle, utanmadan kontrollü dillendirilmesi bana pek iyi şeyler söylemiyor.</p>
<p>Bu kamuoyu dikkati, bu muhalefet ve bu aydınlarla, bir sabah bir iç savaşın içine uyanacağız gibi geliyor. Ve muhtemelen kamuoyu tüm bu yazılanları, söylenenleri görmezden gelip, çatışmaların ortasında “kontrollü iç savaş” açıklamasına inanmayı tercih edecek.</p>
<p>Bazen söz bitiyor.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kontrollu-ic-savas/">Kontrollü İç Savaş</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Meşru Muhalefet İhtiyacı ve Muhalif Aydın’ın Sorumluluğu</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyenin-mesru-muhalefet-ihtiyaci-ve-muhalif-aydinin-sorumlulugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2017 08:52:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/turkiyenin-mesru-muhalefet-ihtiyaci-ve-muhalif-aydinin-sorumlulugu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>HDP Genel Başkan Yardımcısı ve Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy referandum sonucunda eğer &#8216;Evet&#8217; sonucu çıkarsa, bu sonucu şimdiden gayrimeşru sayacaklarını ilan etti. Bu lafı söylemesine gerek yok, Erdoğan veya herhangi bir AK Parti&#8217;li ima dahi etse veya çarpıtılmaya müsait bir cümle kursa yer yerinden oynar, &#8220;çarpıtıyorsunuz&#8221; dediğimizde de &#8220;e ama cumhurbaşkanı söyleyince başka olur dikkat [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-mesru-muhalefet-ihtiyaci-ve-muhalif-aydinin-sorumlulugu/">Türkiye’nin Meşru Muhalefet İhtiyacı ve Muhalif Aydın’ın Sorumluluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HDP Genel Başkan Yardımcısı ve Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy referandum sonucunda eğer &#8216;Evet&#8217; sonucu çıkarsa, bu sonucu şimdiden gayrimeşru sayacaklarını ilan etti. Bu lafı söylemesine gerek yok, Erdoğan veya herhangi bir AK Parti&#8217;li ima dahi etse veya çarpıtılmaya müsait bir cümle kursa yer yerinden oynar, &#8220;çarpıtıyorsunuz&#8221; dediğimizde de &#8220;e ama cumhurbaşkanı söyleyince başka olur dikkat etmeli filan feşmekan&#8221; diye yapılmadık &#8220;demokratik tahlil&#8221; kalmazdı. Peki bir &#8220;muhalefet partisi&#8221; vekilinin, bir demokraside tamamen demokratik yollarla önümüze gelmiş bir sandıktan çıkacak sonucu, sırf kendileri muhalif diye gayrimeşru ilan etmesi ne demektir? Cumhurbaşkanının ne söyleyip ne söylememesi gerektiğinden, nasıl bir dil kullanması gerektiğine ve nasıl kucaklayıcı konuşmak “zorunda” olduğuna kadar her şeyi yazan kalemlerin, o demokrasinin “olmazsa olmazı” konumundaki kişi bizzat demokrasinin en temel kurallarını ihlâl edeceğini söylediğinde iki kelime etmesi gerekmez mi? Aslında cevap basit, eğer sözünün kıymetini yere düşürmek istemiyorsa konuşması lazım, öyle bir kaygısı yoksa cumhurbaşkanı ve iktidar eleştirisine devam edebilir; &#8220;steril muhalif&#8221; olmanın güvenli sularında pozisyonunu koruduğunu düşünebilir.</p>
<p>Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin cari sistemini, demokratik olması arzulanan fakat çakma Sovyet cumhuriyet ile başarısız bir Batı diktatörlüğü arasında bir şey olarak &#8220;yanlış&#8221; kurulan bir <strong>“Kemalist Kadro Diktatörlüğü” </strong>olarak <a href="http://www.yenisafak.com/hayat/kadro-diktatorlugu-cokerken-680888" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tanımlıyorum</a>. 16 Nisan’da bu “yanlış”ın düzelme yoluna girmesi için Evet dedim. Çok şükür, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, “milli demokrat seçmen”in hep kurallar içinde kalarak, meşru zeminde emek emek devam ettirdiği “milli demokrasi”mizi inşa süreci devam ediyor. Bu süreç 16 Nisan’da başlamadı, çok öncesinden her türlü siyaset dışı müdahaleyi bertaraf ederek 16 Nisan’da en önemli sözünü söyledi ve söylemeye devam ediyor.</p>
<p>Türkiye’nin kuruluşundan beri var olan &#8220;çapsız muhalefet&#8221; meselesi artık 2000’lerde tıkandığı için yaşıyoruz bu travmaları. İktidardaki kadro ve özelde “Erdoğan nefreti” gözlerini kör ettiği için, demokrasinin &#8220;olmazsa olmazı&#8221; veya &#8220;alamet-i farikası&#8221; olan &#8220;muhalefet&#8221;e hiç bakmayan, muhalefeti hiç eleştirmeyen, muhalefetten siyaset ummayan zihniyet, sadece iktidar üzerinden yaptığı eleştiri ile demokrat olduğunu zannediyor ve memlekete iddia ettikleri &#8220;iktidarın otoriterliği&#8221;nden çok daha büyük zarar veriyorlar. Sözde muhalefetin her fırsatta topu taca atıp siyaset dışı unsurları sahaya davet etmesi kadar, bu muhalefetten hesap sormayan &#8220;aydın&#8221; da bu kural ihlâlinde sorumluluk sahibidir. Nasıl ki bizi iktidara kanalize olmakla itham edip, iddia ettikleri &#8220;otoriter&#8221; yönetimi meşrulaştırmakla suçluyorlarsa, kendileri de muhalefetin siyaset dışı unsurların sahaya inmesine neden olan siyasetini görmezden gelerek o gayri meşruluğa zemin hazırlıyorlar. İddia ettikleri otoriter yönetim vaki olmadığı için ithamlarının bir değeri yok fakat muhalefetin yürüttüğü &#8220;kayıt dışı&#8221; siyasetin en büyük meşruluk kaynağı kendileri oluyorlar.</p>
<p>Referandum içeriğini dahi okumayan, hamaset üzerinden kampanya yürüten bir muhalefete soru sormayı dahi akıl etmeyecek bir sözde &#8220;demokrat kamuoyu&#8221; memleketin yol alması önündeki en büyük engel. Memleketin esas demokratik kamuoyu olan &#8220;milli demokrat seçmen&#8221; her seferinde bu yalanlarla mücadele ederek, bütün tahrik, zorbalık ve ahlâksızlıklara rağmen şiddete başvurmayıp sandıkta gereğini yaparak memleketi şimdiye kadar bütün badirelerden atlattı ve hâlâ böyle yapıyor.</p>
<p>16 Nisan’da da çapsız muhalefeti dikkate almayıp son günlerde çok isabetli bir tanımlamayla tartışılan &#8220;milli demokrasi&#8221; kavramını yerleştirdi ve &#8220;milli demokratlar&#8221; her şeye rağmen memleketin refahı ve demokrasisi için gerekeni yaptı. &#8220;Kadro diktatörlüğü&#8221;nün elinden vesayet araçlarını alıp demokrasisini rayına sokacak olan hamleyi yaptı.</p>
<p>Kemal Kılıçdaroğu, her zaman olduğu gibi, yine siyaset üretmek yerine toplumsal barış ortamını ve kurallara uygun davranan siyaset kurumunun meşru temelini dinamitleyip kaçtı. Aslında “referandum sonucunu tanımıyoruz” açıklaması yapacakken, ne olduysa daha belirsiz bir açıklamayla bunu ima edip, ihalenin geri kalanını siyaset dışı unsurlara pasladığı görülüyor. Nitekim başlatılmaya çalışılan Gezi benzeri “Hayır Bitmedi” eylemleri, çok aşina olduğumuz bazı &#8220;mekanik&#8221;leri harekete geçirmekten başka bir anlamı ve fonksiyonu olmayan bir şey, artık bu filmi izlemekten bıktık.</p>
<p>İktidar eleştirisinde pek cevval kalemler, referandum sonucunda %48’lik bir siyaset imkânını görmezden gelip hâlâ siyaset dışı unsurları sahaya devam eden muhalefete göz yumarak bu suça ortak oluyorlar.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-mesru-muhalefet-ihtiyaci-ve-muhalif-aydinin-sorumlulugu/">Türkiye’nin Meşru Muhalefet İhtiyacı ve Muhalif Aydın’ın Sorumluluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Referandumda kim “bilmeden” oy kullanacak?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/referandumda-kim-bilmeden-oy-kullanacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Mar 2017 04:35:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümet Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/referandumda-kim-bilmeden-oy-kullanacak/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Referandum kampanyaları başlayacağı zaman, kampanyaların centilmence geçmesi ve “evet” diyenin de “hayır” diyenin de kullandığı oylardan dolayı itham edilmemesi gerektiğine dair uyarılarla başladı. Fakat centilmenlik eşiği hızlı aşıldı. Hayır cephesi, önce yel değirmeninden bir canavar yarattı. “Hayır diyenler vatan haini değil!” diyerek savunma yapmaya başladı. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Devlet Bahçeli’nin söylemlerinden çıkardıkları bu sloganla Evet [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/referandumda-kim-bilmeden-oy-kullanacak/">Referandumda kim “bilmeden” oy kullanacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Referandum kampanyaları başlayacağı zaman, kampanyaların centilmence geçmesi ve “evet” diyenin de “hayır” diyenin de kullandığı oylardan dolayı itham edilmemesi gerektiğine dair uyarılarla başladı. Fakat centilmenlik eşiği hızlı aşıldı.</p>
<p>Hayır cephesi, önce yel değirmeninden bir canavar yarattı. “Hayır diyenler vatan haini değil!” diyerek savunma yapmaya başladı. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Devlet Bahçeli’nin söylemlerinden çıkardıkları bu sloganla Evet diyenleri şeytanlaştırdılar. Bunu her zamanki gibi çarpıtma ve bu çarpıtma üzerinden yeni çarpıtmalar üreterek yaptılar. Yıllardır uyguladıkları klasik bir propaganda taktiği… Bir süre sonra kimsenin gerçeğe ihtiyacı kalmıyor zaten.</p>
<p>Her seçimde olduğu gibi CHP seçmeni olmayanlara “koyun” iması yapıldı, kampanya “Evet diyenler bilmeden oy kullanıyor!” argümanına yaslandı.</p>
<p>Peki kampanya materyalleri bu söylemi ne derece destekliyor?</p>
<p>Evet Kampanyası’nın broşür, gazete ve internet sitelerinde hamasi bir söylem yok. Gayet açık bir şekilde, “Neden Evet?” sorusunu cevaplıyor ve referandumun sonucunun “Evet” olması durumunda ne gibi kazanımlar elde edeceğimizi açıklıyor, neden böyle bir ihtiyaç duyduğumuzu anlatıyor ve mevcut durumla karşılaştırıyor. Fakat Hayır Kampanyası’nın broşürü, zira tek bir broşürleri var, toplam 10 maddeden oluşan, baştan sona itham ve hamasetten ibaret.</p>
<p>Mesela, “Hayır Broşürü”ne göre, “Evet” diyenler, bölünmeye ve teröre evet diyor. Neden böyle olduğuna dair başlıktan daha hamasi birkaç cümleden başka bir açıklama yok. Fakat Evet Kampanyası’nın hiçbir materyalinde, iddia edildiği gibi “Hayır diyen vatan hainidir!” yazmıyor.</p>
<p>Kampanya diline bakılınca, hamaseti kimin yaptığı gayet açık. “Vatandaş, bilmeden oy kullanma!” diyen Hayır Kampanyası’nın, referandum maddelerine dair hiçbir açıklaması yok, gerek görmemişler.</p>
<p>Kendinden menkul korkular ve hamasi sloganlar haricinde herhangi bir açıklama yapma gereği duymuyor. Kampanya bütün söylemini “Çünkü Itır Can öyle istemiyor, çünkü Pıtır Su çok endişeli!” şeklinde, bir kesimin kendinden menkul korkuları üstüne kurmuş, daha fazlasına gerek duymuyor.</p>
<p>Kampanya materyallerine bakarsanız, Hayır cephesi tamamen ezber ve korkular üzerinden üretilmiş bir hamasetle sandığa gidecek, Evet cephesi ise en ince ayrıntısına kadar temellendirilmiş bir değerlendirme sonucunda sandığa gidiyor.</p>
<p>Bilmeden oy kullanan, neye oy verdiğini dahi bilmeyen maalesef Hayır cephesi. Fakat bunun bir önemi yok, zira bu memlekette onların istediği her şey olmayacaksa bile istemedikleri bir şey asla olamaz!</p>
<p>Aşağıda Kızılay’da dağıtılan “Evet” ve “Hayır” kampanyalarının materyallerini, içerik olarak değil, sadece maddi olarak ve başlıklarına bakacak şekilde inceledim. Başlıklar ve kampanyaya verilen önem, hangi tarafın bilmeden oy kullandığını, hangi tarafın hamaset yaptığını gayet net ortaya koyuyor.</p>
<p>Hayır Kampanyası sadece bir broşür dağıtıyor, Evet Kampanyası ise bir broşür ve bir tabloid gazete dağıtıyor. Hayır Kampanyası çalışanları “Vatandaş, bilmeden oy kullanma, neye oy verdiğini bil!” diyerek broşürleri dağıtıyor, Evet Kampanyası çalışanları herhangi bir slogan kullanmıyor.</p>
<p>EVET Gazetesi: <a href="http://www.yenicbsistemi.com/cumhurbaskanligihukumetsistemi/evet.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.yenicbsistemi.com/cumhurbaskanligihukumetsistemi/evet.pdf</a></p>
<p>EVET Broşürü: <a href="http://www.akparti.org.tr/upload/images/milleimizkazniyor.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.akparti.org.tr/upload/images/milleimizkazniyor.pdf</a></p>
<p>HAYIR Broşürü: <a href="http://www.chp.org.tr/Public/0/Other/NEDEN%20HAYIR.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.chp.org.tr/Public/0/Other/NEDEN%20HAYIR.pdf</a></p>
<h3><strong>Hayır Broşürü</strong></h3>
<p>Hayır broşürü, önlü arkalı bir A5’ten oluşuyor. Broşürün ön yüzünde kampanya yüzü olan bir çocuk, “Neden Hayır? Sorusu ve cevap olarak “Geleceğim için Hayır” yer alıyor.</p>
<p>Broşürde parti amblemi yer almıyor.</p>
<p>Broşürün arka yüzünde ise, 10 maddede “Neden Hayır” açıklanıyor.</p>
<p>Maddeler çok genel, propaganda sloganlarından oluşuyor. Broşür, kampanyanın ne getirip ne götürdüğünden çok hamaset cümlelerinden oluşuyor.</p>
<ul>
<li>Maddelerin başlıkları:</li>
<li>Tek adam rejimine Hayır!</li>
<li>Parti Devletine Hayır!</li>
<li>Meclisin tasfiyesine Hayır!</li>
<li>Sorumsuz yönetime Hayır!</li>
<li>Ekonomik krize Hayır!</li>
<li>Teslim alınmış yargıya Hayır!</li>
<li>Teröre Hayır!</li>
<li>Ortak değerlerin tahribine Hayır!</li>
<li>Bölünmeye Hayır!</li>
<li>Seçilmiş krallığa Hayır!</li>
</ul>
<p>Bu kadar.</p>
<h3><strong>Evet Gazetesi ve Broşürü</strong></h3>
<p>Evet Broşürü 20 sayfalık bir kitapçıktan oluşuyor.</p>
<p>Broşür 4 ana başlık ve 22 alt başlıkta, referandumun bütün maddelerini ayrıntılı bir şekilde anlatan, hamasetten uzak, EVET’in ne vadettiğini açıklıyor.</p>
<p>Broşürde AK Parti amblemi var.</p>
<p>Broşürün kapağında “Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi” başlığı ve “Millet Kazanıyor Türkiye Kazanıyor” sloganı var.</p>
<p>Broşürün başlıkları:</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanının yetki ve sorumlulukları Çift başlılık bitiyor.</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı ve bakanlara cezai sorumluluk geliyor.</p>
<p>Güvenoyunu millet veriyor.</p>
<p>Bütçe kanunu</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı kararnamesi</p>
<p>Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar</p>
<p>Üst düzey devlet görevlilerinin atanması Bakanlıklar kararname ile kuruluyor Cumhurbaşkanı isterse partili olabiliyor</p>
<p><strong>Güçlü meclis güçlü demokrasi</strong></p>
<p>Artık hükumet değil, milletvekilleri kanun teklifi veriyor OHAL düzenlemesi</p>
<p>18-24 yaşlarındaki gençlerimiz milletvekili seçilebiliyor Milletvekili sayısı 600 oluyor Bakan olan milletvekillerinin vekillikleri düşüyor</p>
<p><strong>Bağımsız ve tarafsız yargı</strong></p>
<p>Yargı tarafsız ve bağımsız oluyor</p>
<p>Yeni hakimler ve savcılar kurulu</p>
<p>Askeri yargı kalkıyor</p>
<p><strong>Yeni Sistem Kesintisiz İstikrar</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleri 5 yılda bir aynı günde yapılıyor Hem cumhurbaşkanı hem de meclis erken seçim kararı alabiliyor Cumhurbaşkanlığı adaylık şartları kolaylaşıyor Cumhurbaşkanlığı makamı boşalırsa, 45 gün içinde seçim yapılıyor</p>
<p><strong>Diğer düzenlemeler</strong></p>
<h3><strong>EVET Gazetesi</strong></h3>
<p>Evet Gazetesi AK Parti Gençlik Kolları Başkanlığı tarafından hazırlanmış. Tabloid boy, 24 Sayfadan oluşuyor.</p>
<p>Gazetenin birinci sayfasında içerik kısaca özetleniyor. Sürmanşette “18 Maddelik Reform: Daha güçlü Türkiye, daha fazla demokrasi” başlığı, manşetinde “Hedef: Daha Güçlü Türkiye” ve “Gençlerin önündeki son yasak kalkıyor” başlıkları var.</p>
<p>2. sayfada Başbakan’ın, 3. Sayfada Cumhurbaşkanının referanduma dair değerlendirmeleri var.</p>
<p>4. sayfada “Cumhurbaşkanlığı hükumet sisteminin ne faydası olacak?” başlığında 7 maddede referandumun Cumhurbaşkanlığı Sistemi maddeleri incelenmiş.</p>
<p>5. sayfa gençliğin önündeki yasakların kalkıyor olmasından kastedilenin ne olduğu açıklanıyor.</p>
<p>Sonraki 4 sayfada, referandum maddeleri birer cümle ile özetlenmiş.</p>
<p>Sonraki 6 sayfada, “Kazanımlar” başlığı altında, referandumun her maddesi ayrıntılı bir şekilde açıklanmış ve özetlenen başlıklarla ne kastedildiği, “kazanımlar”ın nasıl gerçekleşeceği en ince ayrıntısına kadar açıklanıyor.</p>
<p>Maddelerin hepsi, “mevcut durum”, “neden?” ve “kazanımlar” şeklinde, mevcut durumun tasviri, neden değişmesi gerektiği ve değişiklikten sonra kazanım olarak ne elde edeceğimizi ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.</p>
<p>Sonraki 2 sayfa “Parlamenter Sistem İstikrara Engel” başlığında, Cumhuriyet tarihin boyunca, koalisyon hükumetlerini özetleyen bir incelemeden oluşuyor.</p>
<p>Sonraki 2 sayfa “Yargı Vesayeti” başlığında, Adnan Menderes’in idamından, Cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığımız darbelerden ve yargı vesayetinin özetlenmesinden oluşuyor. “Yargı Tarafsızlığı ve Bağımsızlığı” başlığında, Fransa, Almanya, ABD, İngiltere ile karşılaştırmalı olarak anlatılıyor ve “Karşılatır ve Sen Karar Ver” başlığında ayrıntılı şekilde anlatılıyor.</p>
<p>Sonraki 2 sayfa “Güçlenen Türkiye’nin önüne çekilen set: Darbe” başlığında, Cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığımız darbe ve muhtıralar özetleniyor.</p>
<p>22. sayfada 15 Temmuz darbe girişimi ayrıca özetlenmiş.</p>
<p>23. sayfa ise “Bu Sistemin Değişmesi Şart” başlığında Özal, Demirel, Erbakan, Yazıcıoğlu ve Türkeş’in sistemin arızaları ve neden değişmesi gerektiğine dair değerlendirmelerini özetliyor.</p>
<p>Son sayfada ise, EVET kampanyasının ayrıntılı bir şekilde, video, infografik ve çeşitli yayınlarla anlatıldığı <a href="http://www.yenicbsistemi.com">www.yenicbsistemi.com</a> sitesinin reklamı ve karikatürler yer alıyor.</p>
<p>***</p>
<p>Sanırım görmek isteyen için, hangi tarafın daha bilinçli oy kullanacağı, hangi tarafın ise sırf hamaset üzerinden kampanya yürüttüğü gayet net.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/referandumda-kim-bilmeden-oy-kullanacak/">Referandumda kim “bilmeden” oy kullanacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz’u Unutmak Pahalıya Patlayacak</title>
		<link>https://hurfikirler.com/15-temmuzu-unutmak-pahaliya-patlayacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2017 10:02:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[15 Temmuz Darbe Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/15-temmuzu-unutmak-pahaliya-patlayacak/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Norveç’te “Slow Tv” isminde bir kanal, iki şehir arasındaki tren yolculuğunu dokuz saatlik bir canlı yayınla ekrana taşıdı, yayın sadece trenin önüne bağlanmış bir kameradan ibaretti ve program izlenme rekorları kırdı. Bu ilginç olayı bir “kültür sanat” yazısında kullanmak üzere not almıştım. Fakat biz “15 Temmuz” diye bir şey yaşadık, böyle havadan sudan mevzulara kafa [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/15-temmuzu-unutmak-pahaliya-patlayacak/">15 Temmuz’u Unutmak Pahalıya Patlayacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Norveç’te “Slow Tv” isminde bir kanal, iki şehir arasındaki tren yolculuğunu dokuz saatlik bir canlı yayınla ekrana taşıdı, yayın sadece trenin önüne bağlanmış bir kameradan ibaretti ve program izlenme rekorları kırdı. Bu ilginç olayı bir “kültür sanat” yazısında kullanmak üzere not almıştım. Fakat biz “15 Temmuz” diye bir şey yaşadık, böyle havadan sudan mevzulara kafa yormaktan haya eder oldum.</p>
<p>Zira, o gece Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve TBMM savaş uçaklarıyla 10 saati aşkın bombardıman altında kaldı, bir kısmı yerle bir edildi, 9 defa bombalandı, hem de içinde vekiller varken. Devletin güvenlik birimleri bombalandı, Özel Harekat birimi bombalanarak 40’tan fazla güvenlik görevlisi şehit edildi. Bir gecede 240 sivil ağır silahlarla taranarak, tanklarla ezilerek öldürüldü, binlerce insan yaralandı.</p>
<p>Sıradan bir subay Başbakan’ın emrine rest çekti, özel eğitilmiş 40 kişilik bir tim Cumhurbaşkanı’nı ailesiyle birlikte katletmek için kaldığı otele saldırdı. Devlet bir gecede çöktü, bir grup hainin işgaline uğradı, kamu düzeni felç oldu. O gecenin sabahında aslında bir devletimiz olmadığını, mübaşirinden generaline kadar, her kademesinin bir haşhaşi örgüt tarafından ele geçirilmiş olduğunu gördük. Ele geçirilemeyen birimler de o gece zaten bombalarla, tanklarla yok edilmeye çalışıldı.</p>
<p>Fransa’da birkaç terör saldırısı düzenlendi, 2 yıldır olağanüstü hal devam ediyor, Brüksel’de havaalanında bir bomba saldırısı oldu, otel lobileri dahi ağır silahlı askerlerle bekleniyor. Olağanüstü hal dediysek, bizdeki gibi hayatın normal devam ettiği bir durum değil, bildiğin olağanüstü hal. 15 Temmuz’da yaşananın onda biri yaşanmadığı halde bu ülkeler hayatı durdurma noktasına getirdi.</p>
<p>Referandum öncesinde yaşanan tartışmalara bakınca sanki 15 Temmuz’u yaşamış bir Türkiye’de değil de, Fransa ve Belçika’daki saldırıların dahi yaşanmadığı Norveç’te tartışıyor gibi “cool” tartışıyoruz, kaygılarımız sıradan bir Norveç vatandaşından hallice.</p>
<p>15 Temmuz’u televizyon başından izleyip twitter’dan darbeye direnenler anlamasa da o gece sokakta olanlar birkaç saat içinde öldürülecek olmanın nasıl bir duygu olduğunu gördü.</p>
<p>“Gelsinler, gelecekleri varsa görecekleri de var!” restini de affetmiyorum, zira 15 Temmuz öncesinde bazıları “gelecekler ve çok kötü olacak” derken, bazıları da “yok canım, o kadar da değil” diyordu; nitekim geldiler, biz sokaktaydık ama nereden kaynaklandığını hâlâ anlayamadığım bir özgüven ve rahatlıkla bizi teskin edenleri göremedik geldiklerinde.</p>
<p>Bu mücadelenin başı ve simgesi olan Recep Tayyip Erdoğan, eğer başaramazsa tüm ailesi dahil ağır silahlarla katledileceğini biliyor, o yüzden can havliyle mücadele ediyor. Şahsen, ben hayatımın Erdoğan’ın hayatına bağlı olduğunu o gece gördüm, iliklerime kadar hissettim, bu ülkenin sıradan vatandaşları olarak aksini düşünenler fena halde yanılıyorlar. Ben biliyorum ki, eğer başarısız olursak hepimizi öldürmekten çekinmeyecekler. Nitekim bazı Fetullahçılar 15 Temmuz şokunu atlattı “istesek 200 bin kişiyi öldürür yine yapardık” demeye başladılar, işe bakın, hayatımızı bağışlamış alçaklar, onların “merhametiyle” yaşıyoruz yani. Darbe sonrası ilk ifadelerini toptan reddedip ukala ukala ifadeler vermeye başladılar, herhangi bir pişmanlık veya ümitsizlik söz konusu değil. Bu alçaklara bu rahatlığı maalesef 15 Temmuz sonrasında ülke gündemini Norveç rahatlığında yorumlayanlar sağlıyor ve tarihî bir günah işliyorlar.</p>
<p>Hasılı kelam, o gece can havliyle dışarı çıkanlar ve can korkusunun ne demek olduğunu anlayanlar işi şansa bırakamayacağını çok iyi biliyor. Başarısızlığın hayatımıza mâlolacağının farkında olduğumuz için de bu rahatlığı anlayamıyorum ve kendi adıma vicdanımda mahkûm ediyorum.</p>
<p>15 Temmuz’u bu kadar çabuk unutmuş olmanın çok pahalıya patlayacağını biliyorum ve açıkçası korkuyorum.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/15-temmuzu-unutmak-pahaliya-patlayacak/">15 Temmuz’u Unutmak Pahalıya Patlayacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
