Akşam Grubu

İnsan, dışarıdan kendisine yapılan baskıya karşı direnç gösteren ve fırsatını bulduğunda da kendisine yapılan muamelenin intikamını alan, almaya çalışan bir varlıktır.

28 Şubat döneminde, dindar insanlar üzerindeki devlet baskısı, baskıyı yapanların amaçladığı sonuçları üretmek yerine, tam tersi netice verdi. Amaçları, genç kızların üniversiteye giderken başlarını örtmemeleri, okumak istiyorlarsa açmalarıydı. Bunun yanında, ülkenin ‘gericiler’ tarafından ele geçirilmemesi için siyasi partilerinin yasaklanması, vakıflarının kapatılması, sermayelerinin baltalanmasıydı. Baskıya uğrayan kesimler, devletin bu isteğine uymak bir yana, aktif veya pasif direnç gösterdiler. Mücadele ettiler. Örneğin, başı örtülü üniversite öğrencileri otobüslerle il il gezip, o illerdeki inançdaşlarıyla o ilin merkezinde yürüyüşler yaptılar. Bazıları başını açmak yerine okulu bıraktı, bazıları yurt dışına okumaya gitti. Ama devletin beklediği netice çok çok az insan üzerinde sonuç verdi.

Ben o zamanlar, hem başörtüsü eylemlerine katılıyor, aynı zamanda da “devletin bu konuda yanlış yaptığını, şayet kızların başlarını açmalarını istiyorsa, baskı yapmak yerine, tam aksine tamamen özgür bırakması gerektiğini” çevremde konuşuyordum. Hatta tam özgürlüğün, katı dindar kesimin tümünde zaman içinde bir gevşeme meydana getireceğini, o partilerin oylarının azalacağını, sermayenin birbirine karışacağını, dün yapmam dediklerini ertesi gün yapmaya başlayacaklarını düşünüyordum.

28 Şubat baskısından sonra, kendilerine baskı yapanlara karşı halk, ilk başta söylediğim “intikamını”, 3 Kasım 2002’de, ilk defa seçime giren Akparti’yi iktidar yaparak, diğer anlı şanlı partileri de tarihe gömerek aldı. Akparti’nin (ilerideki) amacı da, 28 Şubat zihniyetinin ellerinden aldıklarını onlara geri vermekti. Nitekim, biraz gecikmeli de olsa önce üniversitelere giriş serbestleşti, kamu hizmetinde görev alınmaya, devletin maddi imkânları kullanılmaya başlandı. Genç kızlar özgürlüğü, kamu görevindekiler makamı, sermayedarlar da zenginliği tatmaya başladı.

Özgürlük ve zenginlik insanlarda, “bu dünyada daha fazla yaşamak” demek olan “sekülerleşmeyi” doğurdu. Artık kızlar 2000 öncesi gibi giyinmemeye, aksine, diğer kızların (daha önce eleştirdikleri, kötü ve yanlış buldukları) hal ve tavırlarını takınmaya, makyaj yapmaya, onlarla benzer mekanlarda bulu(ş/n)maya, kızlı erkekli toplantılara katılmaya başladılar. Yani 28 Şubat’ta zulüm gören babaları zenginleştikçe, o dönemin kuşağı olan anneleri, kendi yaşadıklarını yaşamasın diye rahat bıraktığı kızları, 21. yüzyılın dünyalı bir ferdi olmaya başlamıştı.

Aslında Akparti’nin de amacı belki böyle bir kuşağın gelişmesine zemin hazırlamak değildi. Onlar, “bu çocukların okula gitmelerine imkân sağlanırsa, okumuş, bilinçli kadınlar yetişir, bu kadınların kuracağı ailede yetiştireceği çocuklar ileride daha aydın, daha dindar bir gençlik olur” diye düşünmüşlerdi. Nitekim, aynı 28 Şubatçılar gibi Akparti’nin de toplum mühendisliği projesi fiyaskoyla sonuçlandı. Nitekim, hâlâ 28 Şubat dönemi kafasındaki dindar kesim, gençlerin giyimlerini, hareketlerini beğenmediklerini, “böyle tesettür olmayacağını, bunun suçlusunun da Akparti olduğunu” ara sıra dillendiriyorlar.

Bu kadar girizgâhı, bir profesörün, “kıyamet alametleri, neslimizi muhafaza eyle Allah’ım” minvalinde attığı bir tweetten dolayı haberdar olduğum “Akşam” isimli, başı örtülü kızların (bugünden  6 yıl önce) kurduğu, batı enstrümanlarıyla, batı tarzı müzik yapan bir orkestradan dolayı yaptım. Üniversite okuyan 3 genç kız, “biz neden kendimiz müzik yapmıyoruz?” sorusuyla başlayan yolculuklarında önce bir grup kurmuş. Sonra bu grup genişlemiş ve yaklaşık 20 üyeli bir müzik grubuna dönüşmüş. “Kadın kadına müzik” adını verdikleri programları ve “kısırımız yok ama müziğimiz var” sloganlarıyla, ülkenin değişik illerinde konserler vermeye başlamış.

Ben haberdar olunca biraz araştırdım. BBC onlarla ilgili özel bir program yapmış. https://www.youtube.com/watch?v=X7kIvbEFLWE  Kızlar kendilerinden çok emin. Hiç 28 Şubat döneminde eylem yapan (bir tek başlarındaki örtü hariç) kızlara benzemiyorlar. Konuşmaları da çok güvenli. İşte bu, eski kafalı birilerini rahatsız etmiş ve bunu “kıyamet alameti” olarak etiketlemiş.

Bu şekilde, “laik” genç kızların oluşturduğu gruplar 28 Şubat döneminde de vardı. Bu ülkede müzik yüzyıllardan beri yapılıyor. Bu tür enstrümanlar yüzyıllardan beri kullanılıyor. Acaba, bundan önceki gruplar veya müzik veya müzik aletleri neden kıyamet alameti olarak görülmedi de, başı örtülü kızların bu yaptıkları kıyamet alameti olarak adlandırıldı?

Çünkü “dindar, başı örtülü kız, pantolon giyemez, makyaj yapamaz, ekranlara çıkamaz, sesini başka erkeklere duyuramaz, müzik yapamaz, müzik aleti çalamaz, hele hele böyle batılı tür müziği hiç yapamaz. Eğer yapıyorlarsa bu bir bozulmadır ve bu bozulma kıyamete doğru gittiğimizin işaretidir”. Anlayış, kafa bu.

Oysa şunu bilmiyorlar: O gençler artık, sizin kafanızın kaldığı 2000 öncesinin kızları değil. Köprünün altından ‘özgürlük ve zenginlik’ suları aktı ve o kızlar kendi yollarını kendileri çiziyor. O kızlar artık (sadece) öbür dünya için yaşamıyor, bu dünyanın da tadını çıkarmak istiyor. Onlar artık dünyanın her tarafından, her şeyinden haberdar. Sadece anne-babalarının ve öğretmen-hocalarının dediklerine kafa sallayıp, onların istediği hayatı yaşama aşamasını çoktan geçtiler.

Ama bu arada o kızlar kötü bir şey de yapmıyorlar. Ahlâksızlık, kötülük, düşüklük, hafiflik, çirkinlik yapmıyor. Her insanın yaptığı-yapacağı gibi bu dünyanın nimetlerini yaşamak istiyorlar. Bunu da bir müzik grubu kurup, kendilerini icraatlarıyla ifade ediyorlar. O gençler artık, kendileri için bir başkasının arzu ettiği, dayatmaya çalıştığı hayatı yaşamıyor, kendi kararlarını kendileri veriyor. Bunun sorumluluğunu alıyor, sonuçlarına da katlanıyorlar.

Bu tweetin atıldığı iyi olmuş, bundan sonra bu grubun konserlerini yakından takip edip dinleyeceğim.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et