AK Parti ve Kürt siyasi hareketi / Fırsatlar ve tehditler – 1

“Kimse bizden bu ateşe benzin taşımamızı beklemesin.”

Öcalan’ın İmralı’ya giden son heyetle yolladığı bu mesaj, PKK liderinin yaşanan krizi ve ortaya çıkan yeni saflaşmayı doğru değerlendirdiğini ve akılcı bir tutumla bu krizi çözüm sürecinin kendi siyasi ajandası doğrultusunda hızlandırılması için bir fırsat olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Aslında hem AK Parti hem de PKK açısından hem fırsatlarla hem de tehditlerle dolu bir sürecin içindeyiz.
 
Fırsatlar
 
Meseleye Kürt hareketi açısından baktığımızda, Öcalan’ın tutumunu anlamak son derece kolay. Şu anda tehdit altında olan Ak Parti hükümeti, Kürtler’in Cumhuriyet tarihi boyunca karşılarında gördükleri en Kürt dostu hükümet… Devletin inkâr politikasını değiştirmeye “cür’et etmiş” ve sorunu müzakere yoluyla çözmeye cesaret etmiş bir parti var iktidarda. Hatta hükümete karşı başlatılan operasyonun asıl hedefinin çözüm sürecinin kendisi olduğuna dair de güçlü bir kanaati var Kürt siyasi hareketinin.

Karşı cephede ise, değişik söylemlerle de olsa, açılım sürecini asla kabullenmemiş, kimi daha aktif, kimi daha dolaylı biçimde sabote etmeye çalışmış güçlerin koalisyonu… Kürtler, bu iktidar giderse çözüm sürecini de unutmak zorunda olduklarını, geriye gelecek olanın yine kan, yine gözyaşı ve dizi dizi tabutlar olacağını apaçık görüyor.

Böyle bir tablo karşısında Kürt siyasi hareketinin tarihte ilk kez karşısına çıkan bu şansı korumaya çalışmasından daha doğal ne olabilir?

Meseleye AK Parti açısından baktığımızda da aynı şeyi görüyoruz.

Erdoğan’ın, bugün içinde bulunduğu siyasi kuşatmayı yarmak için desteğini alabileceği en büyük güç Kürtler. Başbakan geçmekte olduğu bu dar geçitte sadece Kürt kitlelerle değil, Kürt siyasi hareketi ile de daha sağlam bir ittifak ihtiyacında. Bu güçbirliği ihtiyacı hem yaşanan krizden çıkışta ortaya çıkıyor hem de yakın gelecekte belki yeni bir anayasa paketinin geçirilmesinde ve hatta belki de genel seçimlerden sonra bir koalisyon ortaklığı biçiminde ortaya çıkması ihtimali var. Bu ihtimallerin hepsi AK Parti’yi çözüm sürecinin peşini asla bırakmamaya götürüyor. Ulusal ve uluslararası planda devreye sokulan “yalnızlaştırma” politikalarını bozmak, demokratik kamuoyu açısından vazgeçilmezliğini sürdürmek için elindeki en önemli siyasi araç bu…
 
“Mağdurların ittifakı”
 
Ne var ki, bu ittifak arayışına sadece acil siyasi ihtiyaçlar açısından bakmak da doğru değil. Daha geniş perspektifle bakıldığında bu ittifakın tarihi bir zemini ve toplumsal planda çok güçlü objektif temeli olduğunu görürüz.

Zira Cumhuriyet dönemi, bu iki büyük toplum kesiminin kamusal alandan dışlanmasının tarihidir bir bakıma. Kemalist rejim kendi kafasındaki “modernleşme” projesini gerçekleştirmek için muhafazakâr kitleleri dönüştürmek, dönüştüremiyorsa kamusal alanın dışında tutmak; çok milletli Osmanlı’dan tek tip bir millet yaratmak için de Kürtler’i “Türk” yapmak zorunda hissetmiştir kendini. Burada iki satırla özetlediğimiz bu sürecin ne kadar uzun ve acılı bir süreç olduğunu, ne kadar büyük bir mağduriyet yarattığını hepimiz biliyoruz.

Dolayısıyla şu anda yaşanmakta olanı “mağdurların ittifakı” olarak görebiliriz. AK Parti, geniş muhafazakâr kitlenin siyasi temsilcisi olarak, PKK-BDP de diğer mağdur kitlenin, Kürtler’in siyasi temsilcisi olarak -ya da olabildiği ölçüde- “eski Türkiye”nin ihyası ihtimaline karşı sağlam bir ittifak kurabilirler ve kurmalıdırlar.

Bugün yaşanan siyasi kriz, aslında taa 28 Şubat günlerinde -yani her iki toplumsal kesimin de en ağır baskı altında oldukları dönemde- kurmaları gereken bir güçbirliğini “acil ihtiyaç” haline getirmiştir.

Bu durum hem her iki siyasi güç için hem de Türkiye için bir fırsat olabilir. Ama bu süreç aynı zamanda ciddi tehditler de içeriyor.

Onu da yarın ele alalım.

Bu yazı Bugün Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et