“657” memur zihniyetiyle değiştirilmemeli

Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda değişiklik öngören 23 maddelik kanun tasarısının TBMM’ye gönderileceğini düzenlediği bir basın açıklamasında kamuoyuna bildirdi. Açıklamanın hemen ardından 657’de değişiklik öngören 23 maddelik kanun tasarısı sendikalar tarafından şiddetle eleştirilmeye başlandı. Sendikalar doğal olarak kendilerini yakından ilgilendiren bu değişiklik konusunda fikirlerinin alınmadıklarından şikâyetçiler. Bir milyon 769 bin memuru yakından ilgilendiren böyle bir konuda sendikaların görüşlerinin alınmaması gerçekten de eleştirilmeye değer bir konu. Fakat sorun sadece bu değil. Asıl eleştirilmeye değer görülen nokta; 657 sayılı kanunda yapılacak olan bazı yasa değişikliklerin eskilerini aratır cinsten daha katı ve baskıcı bir zihniyetle ele alınmış olmasıdır. Şüphesiz 657 sayılı kanun değiştirilmeli çünkü bu kanun, 1960’lı yılların zihniyet ortamında dönemin koşullarına göre çıkartılmış bir kanundur. Örneğin amirinden izinsiz il dışına çıkamama kuralı olağanüstü durumlarda memurlara duyulan ihtiyaçtan dolayı idi. Çünkü o dönemde havayolları bu kadar gelişmiş değildi, üstelik cep telefonu da yoktu. Bu yüzden memurların il dışına çıkışları gerekli bir sürü prosedürün uygulanmasıyla gerçekleştiriliyordu. Artık Türkiye’de bir yerden bir yere gidiş ve dönüşler uçakla 2-3 saati bulmuyor. Ayrıca iletişim de eskiden olduğu gibi zor değil. Haliyle bu yasanın iptali gerekmekteydi. Nitekim bu kanun maddesi ile ilgili olumlu bir yaklaşım söz konusu.

Memur zihniyeti hakim

Ancak vahim olan ve memurları ciddi anlamda sıkıntıya sokacak olan, her kanun maddesinin bu anlayışla ele alınmamış olmasıdır. Yani çağın gelişen teknolojileri dikkate alınırken maalesef düşünce ve zihniyet alanındaki gelişmeleri hiç dikkate alınmamış. Bazı değişikliklerde neredeyse 1960’lı yılları aratan eski, dar, baskıcı aynı zamanda uysal, itaatkâr memur zihniyetine dönük izlere rastlanmakta. Memurları amirlerine mahkûm bırakan, iş barışını zedeleyen, farklı görüşten olanları ve eleştirenleri dışlayan ve onların işten atılmasını kolaylaştıran bir anlayışla güya 657’de köklü değişikliklere gidildiği izlenimi verilmektedir. 657’de değişikliğe gidilecek olması en azından böyle bir düşüncenin oluşmuş olması şüphesiz sevindirici bir gelişmedir. Ancak değişiklik tasarısı yakından incelendiğinde ortada olumlu görülebilecek bir gelişmenin varlığından söz edemiyoruz. Çünkü 657 sayılı kanun yine malûm memur zihniyetiyle ele alınmıştır. Yani her zaman olduğu gibi yine memurları risk altında bırakacak olan birtakım değişikliklerin tasarıda yer aldığını görmekteyiz. Örneğin tasarının 13. maddesi ile mevcut 657 Sayılı Yasa’nın 125. maddesinde yer alan uyarı veya kınama cezası öngörülen fiillerin çoğu, yerine maaştan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması gibi daha ağır cezalara bırakmıştır. Tasarı aynı zamanda memurları amirleri karşısında daha dikkatli olmayı sevk etmektedir. Bir başka deyişle memurları el pençe divan durdurmayı hedeflemektedir. Tasarıda, görev sırasında amirlerine söz ile saygısızlık etmek, verilen emirlere itiraz etmek, görevleri tam ve zamanında yapmamak, hizmetin yürütülmesinde ve görevin yerine getirilmesinde kurumlarınca belirlenen usul ve esaslara uymamak, basına demeç ve bilgi vermek gibi ifade edilen fiiller disiplin konusu edilebilecek fiillerdir. Ne var ki bunların objektif olarak değerlendirilmesi bir hayli güçtür. Daha da önemlisi istismara açık disiplin konularıdır bunlar. Özellikle son zamanlarda kurumlarda yer eden kutuplaşma ve karşıt görüşlerin birbirleriyle olan iletişimleri ve birbirlerine gösterdikleri tahammülsüzlük dikkate alındığında birçok memurun bu anlamda mağdur olacağı daha şimdiden bellidir.

Toplu ödeme bir devletleştirme projesi

Tasarıda yer alan bir diğer önemli konu da; sendika üyesi çalışanlara Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarında olmak üzere yılda 4 defa toplu görüşme ödeneği (122 TL) verilmesidir. Bu apaçık sivil örgütleri devletleştirme projesidir. Çünkü sendikalar gücünü sivil üyelerinden alır ve finansmanını da sivil üyelerinden karşılar. Bu şekilde devletten bağımsız hareket ederler.122 TL ücretle devlet eliyle sendikacılık anlayışının önü açılmak istenmekte en önemlisi de sendikaların yaptırım gücü kırılmak istenmektedir. Birçok sendikanın yaptığı gibi tasarıyı tümden reddetmek doğru bir yaklaşım değil. Şüphesiz memurların aleyhine işleyen birtakım olumsuz değişiklikler var ancak bunun yanında olumlu sayılabilecek bazı değişikliklere de yer verilmiştir. Örneğin memura sicil notu, doğum izni ve özel sektörden yönetici atama gibi olumlu bakabileceğimiz değişikliklerde söz konusudur. Gizliden verilen sicil notu şimdiye kadar çok sayıda memuru mağdur etmiş ve çeşitli haksızlıkların oluşmasına neden olmuştu. Keza bu ödüller için de geçerlidir. Sadece kurum amirinin inisiyatifine bağlı gelişen durumlardır bunlar. Kurum amirleri sicil notlarını verirken kendisiyle iyi ilişkiler içerisinde bulunan ve kendi gibi düşünen kamu çalışanlarını iltimas geçerken diğer çalışanları rahatlıkla göz ardı edebiliyorlardı. Bu durumun düzeltilmesi hak ve adalet açısından büyük önem taşımaktadır.

“Memur zihniyeti”

ülkeye zarar veriyor Türkiye daha düne kadar modernleşmesini memurlar üzerinden gerçekleştirmeyi deneyen bir ülkeydi. Ancak Türkiye’de zamanla “memur zihniyeti” diyebileceğimiz çok farklı bir bakış açısı üretildi. Öyle ki bu anlayış; resmi ideolojinin dayatılmasının tipik bir ürünüydü. Şüphesiz bir ülkenin kamu çalışanları o ülkenin sosyal, siyasal ve ekonomik alandaki kalitesini ortaya koyması açısından büyük önem arz etmektedir. Bu bakımdan kamu çalışanların kanun maddeleriyle uysallığa, otoriteye itaati ve korkaklığa alıştırılmamaları gerekir. Kendilerine sağlanan güvenceyle ve adil çalışma ortamlarıyla en iyi hizmeti üretmeleri sağlanmalıdır. En önemlisi de memurların özgürce düşünmelerinin önü açılmalıdır hatta gerektiğinde kurumlarını bile eleştirebilme imkânlarına kavuşturulmaları gerekmektedir. Bunun eksikliğini ve doğurduğu vahim sonuçları özellikle eğitim kurumlarında çok iyi görmekteyiz. Bugün memur zihniyetinin ortaya çıkardığı kısıtlı ve dar düşünme biçiminin en hazin örneklerini özgürlüğün ve demokrasinin en iyi şekilde verilmesi gereken eğitim kurumlarında rastlamaktayız. Örneğin bugün eğitimcilerin büyük bir çoğunluğu kılık kıyafet serbestliğine karşı dururken öğrenci ve öğretmen nöbetlerini eğitimin temel taşı olarak değerlendirebilmektedirler. Bugün eğitim kurumlarında nöbet tutmanın kutsal bir görev olduğu bizzat eğitimciler tarafından aşılanmaktadır. Bu anlayışın oluşmasına neden olan bu türden kanunların birde bu açıdan değerlendirilmesinde fayda vardır.

Kanunun ruhu da önemli

657’de yapılacaksa bir değişiklik öncelikle bu kanunun içeriği(ruhu) insani açıdan değerlendirmeye alınmalıdır. Kamu çalışanları da insandır çünkü. Memurlarına robot muamelesi yapan bir anlayış kesinlikle ülkeye faydadan çok zarar getirecektir. Bu yüzden tasarı bir kez daha gözden geçirilmeli. Sendikaların katılımıyla yeniden alınıp daha kapsamlı bir şekilde değişikliğe gidilmelidir. Çünkü performans sıkıyönetimin ilan edildiği bir iş ortamında değil aksine özgür ve adil iş ortamlarında yükselir.

Taraf, 29.06.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikPKK’ya karşı ne yapmalı?
Sonraki İçerikGüçlü devlet

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et