Yeni anayasa sürecinin yol haritası nasıl olmalı?

Yaklaşık 80-90 maddesi değiştirildiği halde, 1982 Anayasası otoriter ve çoğulculuğu zedeleyen ideolojik ruh ve muhtevadan kurtulabilmiş değildir. Hala, başlangıcında “yüce devlet”ten söz edilmektedir. Bir hukuk devletinin yüce olması söz konusu olamaz; bir devlet yüce ise, devlet iktidarı birey hakları karşısında baskın olmaya devam ediyorsa, o ülke hukuk devletinden uzak demektir.

1 Kasım 2015 TBMM genel seçimleri akabinde yeni anayasa yapılması konusu tekrardan gündeme geldi. İktidar ve muhalefet partileri Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarmak gerektiği yönünde beyanlarda bulundular. Bu beyanlar salt söylem düzeyinde kalmadı, bu amaca yönelik yeni bir anayasa mutabakat komisyonu kuruldu. Bu komisyon ilk toplantısını 4 Şubat 2016’da yaptı.

Burada üzerinde durulması gerekli iki önemli husus mevcuttur; birincisi, izlenecek yöntemin ne olduğu ve olması gerektiği, ikincisi, yeni anayasa ile kastedilenin ne olduğudur.

Burada, birisi “maddi manada”, diğeri “şekli manada” olmak üzere iki tür yeni anayasadan söz edilebilir. Maddi manada yeni anayasadan kasıt, yeni anayasanın, ruh ve muhteva itibariyle 1982 Anayasası’ndan farklı olmasıdır. Yaklaşık 80-90 maddesi değiştirildiği halde, 1982 Anayasası hala otoriter ve çoğulculuğu zedeleyen ideolojik ruh ve muhtevadan kurtulabilmiş değildir. Hala, başlangıcında “yüce devlet”ten söz edilmektedir. Bir hukuk devletinin yüce olması söz konusu olamaz; bir devlet yüce ise, devlet iktidarı birey hakları karşısında baskın olmaya devam ediyorsa, o ülke hukuk devletinden uzak demektir. Bu özelliklerin bulunduğu bir anayasada hukuk devleti kavramına ifade olarak yer verilmesi, o ülkenin gerçekte bir hukuk devleti olması için yeterli değildir; bu kavramın varlığı sadece görüntüden ibaret kalır. Atatürk milliyetçiliği, medeniyetçiliği, çağdaş uygarlık gibi siyasi ve sosyolojik kavramlar, yargı mercileri tarafından laiklikle de buluşturularak bir hayat tarzına, bir resmi ideolojiye dönüştürülünce, anayasa, tek doğrucu bir metne dönüşmekte; bununla çoğulculuk zedelenmektedir. Demokratik bir anayasanın temel işlevi, bir devlet teşkilatı kurmak, siyasi iktidarı örgütlemek ve bu iktidara karşı temel hakları teminat altına almak, siyasi iktidarı sınırlamaktır. Bu yapılırken, topluma bir hayat tarzı dayatan, çoğulculuğu zedeleyen bir anayasa ortamında, hak ve hürriyetlerin eşitlikçi zeminde teminat altına alınabilmesi; devletin kapsayıcı olabilmesi, toplumun geniş kesimlerinin anayasal zeminde mutlu olabilmeleri söz konusu olamaz. Ötekileştirmeler sürer gider. Ötekileştirmelerin olduğu bir zeminde, sağlam bir anayasal düzen kurulamaz.

Maddi manada ‘yeni’

Maddi anlamda yeni anayasadan söz edilirken kastedilen husus, yeni anayasanın muhteva ve ruh olarak 1982 Anayasası’ndan farklı olmasıdır. Burada yeni anayasa, 1982 Anayasası’ndan esaslı bir şekilde ayrılarak, demokratik hukuk devletini inşa eden hükümlerle mücehhez kılınabilirse, işte o zaman, maddi manada yeni anayasadan söz edilebilir.

Şekli manada yeni anayasadan kastedilense, 1982 Anayasası’nın askeri yöntemle yapılmasından farklı olarak, yeni anayasanın halk tarafından yapılmasıdır. Yeni anayasanın halk tarafından yapılmasından kastedilen, 78 milyon insanın bir araya gelerek yeni anayasa yapması değil, halkın seçtiği temsilcilerden teşekkül eden meclisin bu anayasayı yapmasıdır.

Şekli manada yeni anayasa, her zaman maddi manada yeni anayasanın yapılması garantisini içermez. Yani halkı temsil eden meclis tarafından yapılan yeni anayasa maddi manada 1982 Anayasası ile büyük benzerlik arz edebilir. O zaman yeni anayasa ile kastedilen maddi manada değişiklik söz konusu olmaz, sadece otoriter anayasa bu sefer halk adına tekrardan hortlatılmış olur. Bu, çok daha tehlikeli bir durumdur. Çünkü otoriter ruha sahip yeni anayasa bu kez halk iradesi namına daha muhkem hale getirilmiş olur.

Burada siyasi partilerin talep ettikleri yeni anayasadan neyi kastettikleri önem arz etmektedir. Bir diğer ifadeyle, acaba siyasi partiler, yeni anayasa derken, ruh ve muhteva olarak 1982 Anayasası’ndan farklı bir şeyi mi istiyorlar, yoksa sadece şekli manada bir değişiklik mi arzu ediyorlar. Şayet ikincisi amaçlanıyorsa, bu uğurda yapılacak çabalar beyhude uğraşıdan başka bir şey değildir. Siyasi partiler arasında bu zeminde var olan farklılıklar, yeni anayasa yapımını esaslı bir şekilde sekteye uğratabilecektir. Çünkü, başta başlangıç kısmı olmak üzere anayasada çok sayıda sorunlu hükümler mevcuttur. Başlangıç kısmı anayasanın otoriter ideolojik ruhunu teşkil etmektedir. Bu ruha dokunmaksızın yapılacak bir anayasanın maddi manada yeni bir anayasa olduğundan söz edilemez. CHP ve MHP, son zamanlardaki beyanatları ile maddi manada yeni anayasa istemedikleri izlenimi vermektedirler. Bu da yeni anayasanın muhteva ve ruh olarak 1982 Anayasası’ndan farklı olması gerektiği yönündeki çalışmaları aksatıcı yönde işlev görecek gibi görünüyor.

Temsilde adalet ilkesi

Oluşturulan Anayasa Mutabakat Komisyonu, önceki anayasa uzlaşma komisyon gibi eşit temsil usulüne göre oluşturuldu. Bu usulün isabetli olduğu kanaatinde değilim. Çünkü 317 temsilcisi olan bir parti ile kırk küsur temsilcisi olan bir partinin bu komisyonda eşit olarak temsil olunması, temsilde adalet ilkesi ile çelişir.

Komisyonda mutabakat için oybirliği usulünün benimsenecek olması halinde, bu çabalar sonunda yeni bir anayasa metninin ortaya çıkması pek mümkün ve muhtemel görünmüyor. Benim bu konudaki somut önerim şu şekildedir: Birincisi, Anayasa Mutabakat Komisyonu’nda her siyasi parti grubu, TBMM’deki üye sayısı oranında temsil olunmalı. İkincisi, bu komisyonda üçte iki (2/3), beşte üç (3/5) gibi nitelikli bir çoğunlukla kabul edilen bir maddenin kabul edilmiş sayılmalı. Bu yolla sağlanacak bir çoğunluk içerisinde AK Parti’nin bulunması zorunludur. Çünkü bu çoğunluğun AK Parti’siz sağlanabilmesi mümkün değildir. Burada diğer partilerin tamamı ya da bir kısmının AK Parti ile üzerinde mutabakat sağlaması ya da AK Parti’nin tavizleşerek bu partilerden biri ya da birkaçı ile mutabakat sağlaması, bu metnin kabulü için yeterli görüleceği için, sürecin kısmen sorunsuz işlemesi mümkün hale gelebilecektir. Bazen AK Parti ile sadece bir diğer partinin bir madde metni üzerinde mutabık kalması yeterli olabilmelidir. Unutmayalım ki dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde oybirliği ile anayasa yapılmış değildir; bu mümkün de değildir. Önemli olan, önceden belirlenen nitelikli bir çoğunluğun metin üzerinde mutabakat sağlamasıdır.

Halk oylaması hayati

Şayet bu yolla bazı maddeler üzerinde mutabakat sağlanamıyorsa, üzerinde yeterli çoğunlukla mutabakat sağlanan maddeler, mutabakat sağlanamayan maddelerden ayrılır, mutabakat sağlanamayan kısım için, her parti kendi önerisini halkın oyuna sunar. Burada muhalefet partileri kendi önerilerini ayrı ayrı halk oyuna sunabileceği gibi, müşterek bir metin hazırlayarak, bu metinle de halkoyuna gidilebilir. İktidar partisi de kendi önerisini tek başına halkoyuna sunabileceği gibi, diğer bazı partilerle bir müşterek metin hazırlayarak da halkoyuna gidebilir. Burada halka sunulan metinler tekli değil çoklu olacaktır; halk, bu seçeneklerden birisini tercih edecektir. Bir diğer ifadeyle her parti kendi önerisini ayrı ayrı sunabileceği gibi; bir öneri iktidar partisi tarafından sunulan metin, bir öneri de muhalefet partilerinin üzerinde anlaştıkları metin şeklinde de olabilir. Bunlardan geçerli oyların salt çoğunluğunu sağlayan metin kabul edilmiş sayılacaktır. Şayet halkoyuna sunulan metinler ikiden fazla ise ve ilk oylamada da yeterli çoğunluk sağlanamıyorsa, ikinci oylamaya, ilk oylamada en çok oy alan iki metinle gidilir ve yeterli çoğunluğu sağlayan metin kabul edilmiş sayılır ve bu metin daha önce üzerinde mutabakat sağlanan metne ilave edilir. Lüzum görülürse, daha sonra bütün metin halk oylamasına sunulur.

Halk oylaması sorunun çözülmesi açısından hayati derecede önem arz ediyor. Maddi manada yeni anayasa yapma çabalarını sonuçsuz kılmak isteyen partilerin süreci kilitleme taktiğini açmanın tek yolu halkı devreye girdirmektir. Aksi halde bu çabalar boşa gidebilir. Bu yöntemin, mutabakat komisyonunda mutabakatın sağlanması için oy birliği usulünün kabul edildiği durumda işletilmesi de mümkündür. Muhtemelen bu durumda üzerinde mutabakat sağlanan hususların kapsamı biraz daha az, halkoyuna sunulacak metnin kapsamı biraz daha fazla olacaktır. Dolayısıyla, bu yöntem her halükarda tıkanıklığı açıcı yönde işlev görecektir.

Değişiklik değil yenilik

Bu süreçte ortaya çıkan bir diğer sorunlu konu da, yeni anayasa çalışmalarının 1982 Anayasası üzerinden yapılmasıdır. Hatta bu konuda 1982 Anayasası’nda öngörülen anayasayı değiştirme usulünün (175. madde) esas alınması zorunluluğu, bu çalışmaları, yeni anayasa yapmaktan ziyade 1982 Anayasası’nı revize etme çalışmalarına dönüştürmektedir. Oysa yeni anayasa demek, 1982 Anayasası’nın bir kenara bırakılarak, metnin yeni baştan yazılmasıdır. Bu iş yapılırken, TBMM, bir usul kuralı belirleyerek, 1982 metninde yer alan usulü aynen kabul edebilir ya da farklı bir yöntem benimseyebilir. Bunu mutlaka yapmalıdır. Aksi halde, yapılanlar sadece bir anayasa değişikliğinden ibaret kalır. Bunun emsali 1924 Anayasası yapımında mevcut idi. 1924 Anayasası’nı hazırlayan TBMM, bir parlamento kararı alarak, o dönemde yürürlükte olan 1876 Tarihli Kanun-i Esasi’de anayasa değişikliği için öngörülen “üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu” şartı yerine, “yeni anayasanın, toplantı yeter sayısının üçte iki çoğunluğu ile” kabul edilmesi usulünü benimsedi. Benzer bir usul belirlemesi yeni anayasa yapım sürecinde de mutlaka yapılmalıdır.

Bütün bu öneriler esas alındığında, bu sefer hem maddi manada, hem de şekli manada yeni anayasanın yapılması çabalarının muvaffakiyetle sonuçlanabileceği kanaatindeyim.

Star Gzt., Açık Görüş  14.02.2016  

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et