Türkiye Avrupa’yı İşgal Eder mi?

Avrupa telaşta, hatta panikte. Sebebi, Avrupa ülkelerinin resmî deyişiyle, göçmen krizi. Avrupa bu adlandırmayı yaparken, her zamanki benmerkezciliğiyle, göçmenlerin yaşadığı drama değil, kendisinin karşılaştığı soruna işaret ediyor. Bu zavallı insanlar kapısına dayanmasaydı, olan biteni fazla umursamazdı. Ancak, bu mümkün değil. Sayısı her gün artan göçmenler Avrupa ülkelerine doğru yola çıkıyor.

Son insan akımının başlıca sebebi olarak Suriye’deki iç savaş gösteriliyor. Bu doğru. Avrupa, ABD’nin öncülüğünde, Ortadoğu’da yaşanacak krizlerin kendisine hiç ulaşmayacağını veya problem yaratacak çapta ulaşmayacağını sandı. Oysa bu imkânsızdı. Bırakın iletişim ve ulaşımda entegre olmuş zamanımız dünyasını, iki yüz yıl önce benzer şeyler olsa Avrupa yine göç dalgalarıyla karşılaşırdı.

Batı dünyası Suriye sorununda büyük hatalar yaptı. Halkını katleden kanlı bir diktatörün hızla devrilmesi şu anki göç dalgasının ortaya çıkmasını önemi ölçüde engellerdi. Batı bu bakımdan Türkiye’ye de kazık attı. Esad rejiminin hızla yıkılması yolundaki mutabakatı bozdu ve oyalanma yoluna gitti. Esad rejimi birkaç ay içinde çökertilmiş olsaydı iç savaş çıkmaz, çıksa bile bu yıkıcılığa ulaşmazdı. Daha katılımcı bir rejim doğabilir ve milyonlar ülkelerini tek etmek zorunda kalmazdı. Batı’nın bu aymazlığı, miyopluğu, ikiyüzlülüğü ilk ve en büyük zararları Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Suriye’ye komşu ülkelere verdi. Gelinen noktada ise sonuçlar kaçınılmaz olarak Batı’ya taşındı.

Aslında, Türkiye’nin yapması gereken, mültecilerin Avrupa’ya gidiş yollarını açmak. Bu sorunun yükünün en ağır kısmını niçin Türkiye çekmek zorunda kalsın? İki buçuk milyon mülteciyi barındırıyoruz. Miyarlarca dolar harcıyoruz. Bu bizim için bir insanlık ve uygarlık görevi. Batı bu yükleri paylaşma yolunda hiçbir ciddî çaba göstermedi. Ama hem tüm sorumlulukları ve yükleri Türkiye’nin üstüne yıkmaya hem de patron edasıyla Türkiye’yi sorgulamaya çok istekli oldu.

Ağırlaşan mülteci krizine rağmen batı uslanmış da değil. IŞİD belasının da etkisiyle PKK uzantılarına doğrudan ve dolayısıyla PKK’ya dolaylı olarak destek vermekte. Şiddet eylemleri arasında dinî motivasyonlu olanlar ve olmayanlar ayrımı yapmakta. Dinî sebepli/amaçlı teröre şiddet ve hiddetle karşı çıkarken seküler motivasyonlu terörü hoş görmekte, anlayışla karşılamakta, hatta faillerini müttefik olarak kucaklamakta. IŞİD ile kendi mücadelesinde Türkiye’yi taşeron olarak kullanma sevdasında. AK Parti’ye ve Erdoğan’a karşı Batı ülkelerinde yürütülen sistematik karalama kampanyasının önemli sebeplerinden biri bu. O kadar fütursuzlar ki, Türkiye’yi etkisizleştirmek adına ülkemizin parçalanmasını, Suriye’ye dönmesini bile önemsemeyecek, hatta isteyecek kadar gözleri dönmüş. Ancak, onlara bir hatırlatma yapmak isterim. Uzak ihtimal olmakla beraber, Türkiye Suriye’ye dönerse, bu Türkiye’nin Avrupa’yı işgal etmesi ve geçenlerde yazdığım üzere Avrupa’nın esmerleşmesinin öne çekilmesi sonucunu verir. Suriye’ye benzer bir durumun ortaya çıkması buradaki küçük büyük her sorunu Avrupa’ya taşır. En az otuz milyon Türkiyeli Avrupa’ya doğru yola çıkar. Avrupa’nın bazı yerleri kaçınılmaz olarak Türkiyelilerin işgaline uğrar. Ayrıca, Türkiye arada bir set olmaktan çıkınca Güneydeki taşan nüfus çok daha kolayca ve daha hızlı şekilde Avrupa’ya akar.

Avrupa ve Batı, benmerkezciliği ve ikiyüzlülüğü artık bir tarafa atmalı. Daha âdil ve dengeli bir dünya düzenine kendini hazırlamalı. Türkiye hakkında atacağı parçalayıcı ve yıkıcı adımların sonuçlarından birinin bazı bölgelerinin Türkiye’de yaşayan insanların işgaline uğraması ihtimalini hesaba katmalı. Ve bütün bunları çok geç olmadan, iş işten geçmeden yapmalı.

Yeni Şafak, 03.10.2015

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,725TakipçilerTakip Et