Türk sorunu

Önce bir kelime oyunu gibi kullanılmaya başlandı. Birisi çıkıp “Biz de Türk açılımı istiyoruz” gibilerden bir şey söyledi. Ve bir baktık ki pek tuttu bu deyiş. Kürt Açılımı’na karşı olan Türk milliyetçileri -hatta kendilerini milliyetçi olarak nitelemeyi akıllarından bile geçirmeyen birçok insan- diline doladı: “Biz de Türk açılımı istiyoruz” ya da “Kürt sorunu çözülmeye çalışırken Türk sorunu yaratılıyor…”

Bu psikolojinin bir boyutu şu olabilir:

İnsanların çoğu hakkı, dağıttıkça azalan bir şey zannediyorlar. Devleti de hakların toplanıp stoklandığı ve gerektikçe tevzi edildiği bir depo… Belki bu yüzden, birilerine birtakım haklar verildikçe, kendi payları azalacakmış gibi bir tedirginlik içine giriyorlar.

Oysa haklar devlet malzeme ofisinde stoklanan miktarı sınırlı bir malzeme değildir ki dağıtıldıkça azalsın. Haklar sevgi gibidir. Sevilen insan sayısı arttıkça herkese düşen pay azalmaz. Aksine insan birilerini gerçekten sevince sevmeyi öğrenir, sevme yeteneği gelişir ve bundan etrafındaki herkes payını alır.

Kürtçe’nin okullarda öğretilmesi Türkçe öğretimine zarar vermez. Kürt kimliğinin serbestleşmesi Türk kimliğini zayıflatmaz. Güneydoğu Anadolu’ya daha çok özgürlük gelmesi Batı’daki özgürlüğü azaltmaz. Tam tersine, devlet Kürtler’e karşı demokratlaştıkça, bütün meselelerde daha fazla demokratlaşır ve Türkler de bundan pay alır.

O zaman hangi “Türk sorunu”ndan söz ediliyor?

Neden Kürtler’in haklarına kavuşmaları Türkler için bir sorun olarak görülüyor?

Bu sorunun cevabı yakın geçmişte yaptığımız başka bir tartışmaya götürüyor beni.

Hatırlarsınız, üniversitelerde türban yasağının sürmesini savunanlar, ellerinde hiçbir tutarlı argüman kalmayınca, şöyle bir gerekçe atmışlardı ortaya: Başörtülülerin üniversitelerdeki varlığı, başörtüsüzler için manevi bir baskı ve tehdit oluşturuyor; onları rahatsız ediyor. O yüzden yasak sürsün…

Buradaki kilit kelime tehditti…

Evet, gerçekten de bir tehdit algılaması vardı. Ama burada tehdit altına olan şey, başörtüsüzlerin hakları ya da özgürlükleri değil, o zamana kadar sürdürdükleri üstünlükleri, imtiyazlı konumlarıydı.

Korku ya da tedirginlik bu imtiyazlı konumu kaybetme ve “eşitlenme” korkusundan geliyordu.

Şimdi, Kürt sorunu çözülürken “Türk sorunu” yaratılabileceğinden söz edenlerin hissettikleri rahatsızlığın altında da -bilinçli ya da bilinçsiz- aynı korku yatıyor. Cumhuriyetin birinci sınıf vatandaşı olarak doğmuş ve öyle yaşamış olanlar, bu imtiyazlı durumu -bu alanda da- kaybetme ihtimalinden rahatsız oluyorlar.

Durmadan “Biz Kürtler’le zaten hep kardeş gibi yaşadık, kardeş gibi hissettik. Nedir problemleri?” diyorlar.

Evet, kardeştiniz. Ama kim demiş, ailelerde bütün kardeşler eşittir diye? Anne-babalar çocuklarına eşit muamele eder diye?

Onlar hep ailenin “ezilen” kardeşi oldular. Despot “baba” onlara hep sizden farklı davrandı. Evet, sizi de pek şımarttığı, el üstünde tuttuğu söylenemez ama onlar öz oldukları halde üvey evlat muamelesi gördüler hep. Ve siz bu duruma ses çıkartmadınız, seyretmekle yetindiniz. Bu durumdan hoşnut oldunuz, bu durumdan kendinize bir pay çıkarıp daha iyi, daha değerli olduğunuz zehabına kapıldınız.

Ve belki de şimdi bu imtiyazı kaybetmekten; aile içinde eşitlenmekten korkuyorsunuz.

Türk sorunu dediğiniz sorun bu olmasın?

***

Kürt sorununun çözümünün çok boyutlu bir mesele olduğunu; problemin sadece devletin takıntılarından kaynaklanmadığını; toplumun ikna edilmesi diye büyük bir mesele olduğunu hep söylüyoruz.

Ancak, kavramamız gereken nokta, toplum içindeki direncin sadece “deklare” Türk milliyetçilerinden gelmediği… Kendini milliyetçi olarak tanımlamayan geniş bir kesim de devletin on yıllar süren ayrımcı politikalarını belki farkında bile olmadan içselleştirmiş durumda. Bu kesim “Ne mutlu Türküm diyene” diye bağırmıyor belki. Bu sloganın dağlara taşlara yazılmasına da karşı.

Ama Kürtler’in haklarının verilmesini Türk tarafının lütfu olarak görme konusunda devletle birleşiyor. Hak taleplerinin genişlemesini “evdeki yanaşmanın” haddini bilmemesi, şımarması ve çok şey istemesi olarak görüyor.

Zannederim işin en zor tarafını da bu “gizli milliyetçiliğin” deşifresi ve yenilmesi oluşturuyor.

Bugün, 04.10.2009

 

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et