The King: İktidarı Elinde Bulmak

Ölüme doğru sürünmek

“Hissettiğin rüzgar İngiltere tarafından geliyor, İskoçya diğer tarafta…” Gün batımına doğru ölerek sürünmek, bir umudun ölüm anında bile yanında olabileceğini gösteriyor. Tüm yapabileceğin ölüme karşı kıpırdamak mı? Düşmandan nereye kadar kaçacaksın? Hayatı neden bırakmak istemiyorsun? Kaybedilmiş savaştan sonra ülkende nasıl karşılanacaksın? Bugüne kadar doğruyu yaptığından emin misin? O anda ayakta, kazananların arasında kalsaydın yerde yatan kendine nasıl davranırdın? Bir savaşçı için gelen sonun savaşçı tarafından kabul edilmemesinin iradî yanı derinlikli gerçekten. Bir parça daha ilerleyip hayatta kalmak eğer değerli ise, savaş alanında ölmekte olan askerin İngiltere’ye doğru sürünmesinin de anlamı büyüktür. Destansı demek mümkün mü? Her zaman hatırlanabilir mi? Cesaret mi? Ölümü kabul etmemek mi? Ölümden daha büyük olduğunu göstermek mi? Gerçek bir savaşçının onur içinde ölümü mü? Çaresizliğin keskin yanı mı?

İktidar sen onu istemesen de seni bulur

Genç insanların sırtlarındaki yükler belki de normallerinden daha ağır hissedilir. Kral V. Henry de sırtına yüklenen sorumlulukları kaldırmak zorunda. Üstelik bunu beklemese bile… Hatta bunu tam olarak istemese bile… Fakat genç bir veliaht her zaman kendisini tahta çıkmaya hazır mı tutmalıdır? Ne ve nereye kadar hazırlanabilirsin? Henry için eğlence ve keyif ile geçirilen zamanlar onun için daha keyifli veya en azından o bize bunu yansıtıyor. Savaştan ve mücadeleden kaçamayacağını bildiği için verdiği bir tepki bu belki de. Saray politikalarının öldürücü yanlarından uzak durmak için de denebilir mi? Sarayın gelecek vaat eden kral adayı olmanın hissettirdiği yükleri üzerinden atmak için mi? Yoksa politikadan kaçamayacağın zamanlar için güç toplamak mı? Henry için krallık, her kral adayı kadar önemli olmalı aslında, zaten Henry bunu her haliyle anlatıyor. Sadece diğerlerinden biraz daha farklı. O geleneksel ve beklenen politikanın dışında kalmak istiyor ama politika bu izni ona vermiyor. Kral adayının iradesinin bile değiştirmeye yetmeyeceği durumlar.

Kılıç savaşının ucundaki iktidar

Boş bir cesaretle mi başlıyor savaş alanda kendisini göstermeye Henry? İlk birebir çarpışmasında kaybetseydi tarih onun için böyle yazabilirdi ama o bir kazanan. Kazanana yüklenen güç ve sorumluluk onu bulmak zorunda. O bunu üzerinde tutmak zorunda. İstemese de önüne gelenlerle mücadele etmek zorunda. İlk birebir çarpışmasının, taht adayı kardeşini savaş alanında silikleştirmesi… Belki bunu istemiyor ama bu durumda kalmak zorunda. Belki barışçıl bir gelecek bekliyor ama savaş alanı beklemiyor. Belki hayatta başka yaşantılar istiyor ama güç mücadelesi onu fiilen kral yapıyor. Savaş alanlarında üzerinize yüklenen bir kimlik. Güçlü ve kazanan tarafta olmanın verdiği iktidar. Henry için hayatın daha da zor hale geldiğinin işaretleri. Artık büyümek zorunda kalmanın getirdikleri. Kaçmak mümkün değil. Tanrı mı yükledi ona bunu? Yoksa o mu kendi kaderinin çizgisini belirledi. İlk çarpışmasında ölseydi kaderi onu belki de diğer dünyada bulacaktı. O ise artık gerçek ve bu dünyanın insanı olmak zorundaydı.

Yüzleşmek zorunda kaldığın politika oyunları

Gerçek düşman nerededir? Uzakta mı etrafında mı? Bunu nasıl bileceksin? Tecrüben bunun için yeterli mi? Bilmediklerin olduğunu nasıl bileceksin? Güvenliğin nereden başlar? Henry cevapları bilemiyor. Bu soruların karşısına geleceğinden bile bir haber. Genç, akıllı ama neredeyse yalnız. Bir tahtın yalnızlığı onu da buluyor. Bir tahtın gücü ve yükü onu olgunlaştırıyor, yıpratıyor ve büyütüyor. Büyümek zorunda. Ölmemek için büyümek zorunda. Doğruları bulmak için büyümek zorunda. Bir genci kandırmak ve etkisi altına almak isteyenleri siyasetinin gücü ise neredeyse tartışmasız. Etrafınızdaki devam eden politikanın sessiz savaşı belki savaş alanlarındakinden de sert. Hep sakinlikle ve akılla mücadele etmeniz gereken bir gerçeklik. İktidarın etrafındakilerinin kendi politikaları var. Elde etmek istedikleri var. Kullanmak istedikleri genç bir kral var. Kralın bilgisizliği var. Boş bir cesaretle düşmanı uzakta arayan bir kralın kaybettikleri var.

Kimin savaşı?

Herkes kendi savaşını veremeyebilir ama başkalarının savaşlarının piyonu olmuşsa bir kral, orada gerçek bir trajedi vardır. Savaş alanında kazanılan zafer görünürde sizin ama arka planda başkalarının ise, kandırıldığınızı anladığınız anın yoğunluğu insanı büyütmeye yetebilir. Henry de kandırılarak büyüyor. Kandırıldığını anlayarak büyüyor. Kılıcının keskinliğini karşıdaki düşmana değil yanındaki düşmana göstermesi gerektiğini öğreniyor. Belki de bunu çocuğa, eğer orası bir kraliyetse Kralın-Babanın öğretmesi gerekir ama, o kral kendi ölümlülüğünde narsist bir umursamazlık içindeyse, çocuk için tecrübe büyük bedeller ödeyerek elde edilebiliyor ancak. Henry bunu savaştan geriye kalan ölümlerin sert soğukluğunda öğreniyor. Kifayetsiz bir babalık, kral bile olsanız üzerinizde bir silik olabilir. Bunu farklılaştırmaya tahtın dahi gücü yetmeyebilir…

Muzaffer bir kral kazanırken

Bir kazanan olarak etrafınızdaki kutlamalar sizin için kandırıcı olabilir. Önünüzdeki politikanın yeni mücadelelerinin başlangıcı olabilir. Kazanan olmanın nerede başladığını ve bittiğini size anlatabilir. Bir kral bunların hepsini bilmek zorunda mıdır? Kutlamaların coşkusu ne zaman ve nerede tersine dönebilir? Tercihler ve seçimlerin gerekliliği bilinemez geleceğin politikalarının içine sizi çekebilir. Elinizdeki bir zaferle bunu kurgulamak eskisinden daha kolay olabilir. Büyüyen bir gencin ödediği bedel olan savaş kayıpları, vicdani bir yükü büyümenin anahtarı olarak ortaya çıkarabilir. Gençlik biter, taht daha da keskinleşir… En büyük unvan, en masum zamanların kaybedildiğinin bir göstergesidir.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et