Sorun Askerlerde Değil Sivil İktidarlarda

Demokrasi karşıtlarını, demokrasi karşıtı olmakla, cuntacılıkla suçluyoruz. Onlar zaten demokrasiden yana olmadıklarını doğrudan veya dolaylı yollardan ifade ediyorlar. Onlar zaten, geniş halk kitlelerinin ahmak olduğunu, kendi çıkarlarını gözetmede aciz olduklarını, bunların kendileri gibi akıllı insanlar tarafından, ya da en iyisi askerler tarafından güdülmesi gerektiğini söylüyorlar. Hal böyleyken bunları demokrasi düşmanlığı ile suçlamanın bir anlamı var mı?

Bizim eleştirmemiz gereken demokrasi düşmanları değil, demokrasi iddiasıyla ortaya çıkıp, hiçbir şey yapamayanlar, halktan aldıkları yetkileri kullanamayanlar olmalıdır. Asıl halkı aldatanlar demokrasi düşmanları değil, bunlardır.

Emir Erleri

1960 öncesi Türk ordusunda emir erleri vardı. Dışarıdan gördüğümüz kadarıyla, emir erleri subayların veya subay ailelerinin özel hizmetlerini yapan askerlerdi. Bütün subaylara bir emir eri verildiği için, oldukça çok sayıda asker gerektiği şekilde asker eğitimi alamıyor, subay ailelerinin özel hizmetlerini yaparak askerliğini tamamlıyordu.

Türkiye 1950’den sonra NATO’ya girmiş, ordunun eğitim sistemi ve donanımı çağdaş normlara göre yeniden yapılanmış, emir erleri sistemi de işlevini yitirmişti. Ordu, o zamanlar Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı ve sivil yöneticilerin emrinde olan bir kurumdu. Ne var ki, sivil yönetimler o zaman da, askerlerin işine pek karışmıyor, askerin sorunları yine askere bırakılıyordu.

Emir erliği geçen yüzyıldan kalma, Türk ordusunda da işlevini çoktan tamamlamış bir kurumdu. Ne var ki, askerlerin hiçbir işine karışmayan sivil yönetim, bu kurumu da kaldırmayı hiçbir zaman düşünmedi; muhtemelen bu kurumun kaldırılmasının askerleri rahatsız edeceğini düşünüyordular.

1960 darbesini yapan askerler ilk iş olarak bu emir erliği kurumunu kaldırdılar.

Orduda subay sayısı emir komuta zincirini ve zorunlu hiyerarşiyi bozacak şekilde aşırı derecede şişmişti, bunun için orduda geniş bir tasfiye hareketinin yapılması gerekiyordu, sivil yönetimler buna da cesaret edemiyordu. Bu sorunu çözmek de 1960 darbecilerine düştü, ordu içinde esaslı bir tasfiye yaparak, kadro fazlası subayları emekli ettiler.

27 Mayıs Bayramı

27 Mayıs darbecileri yönetimi sivillere devrederken, yaptıkları anayasa ile bir de 27 Bayramı devretmişlerdi. 27 Mayısçılardan yönetimi devralan sivil yöneticiler bu bayramı her yıl seve seve kutlamaya devam ettiler. Bütün milli bayramlar gibi 27 Mayıs Bayramı da her yıl bütün yurtta ve yavru vatan Kıbrıs’ta törenlerle kutlandı.

Bu bayramın arkasında askerlerin durduğunu zanneden sivil politikacılar, bu bayramı tartışmayı bile akıllarından geçirmiyorlardı. Demokrat Parti iktidarına karşı yapılan darbenin bayramını, Demokrat Partililerin oylarını alarak iktidar olmuş hükümetlerin lideri Süleyman Demirel uzun iktidarı dönemimde kaldırmayı hiç düşünmedi.  27 Mayıs Bayramı 1980 darbesine kadar kutlandı.

12 Eylül darbecilerinin yaptığı ilk işlerden birisi, sivil iktidarların kaldırmaya bir türlü cesaret edemediği bu bayramı kaldırmak oldu. Eğer 12 Eylül darbecileri bu bayramı kaldırmasaydı her 27 Mayısta darbe bayramını bütün yurtta ve yavru vatan Kıbrıs’ta kutlamaya devam edecektik. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve başbakan Tayyip Erdoğan o gün Anıtkabire çıkacak oradaki defter bu bayramı öven bir şeyler yazacak, Atatürk ilkelerine bağlılığını tazeleyecekti.

Eğer 12 Eylül darbecileri kaldırmasaydı, hala Meclisimizde temelli senatörler olacak, hâlâ emekli subaylar cumhurbaşkanı seçilecekti.

Milli Savunma Bakanı Neyin Bakanı

NATO ülkeleri içerinde tek Türkiye’de silahlı kuvvetler Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı değil ve tek Türkiye’de Milli Savunma Bakanı protokolde Genelkurmay Başkanı’ndan sonra geliyor. Bilmiyorum bu durum başkaca bir demokratik ülkede de var mı? Bu durum siyasi yöneticileri rahatsız etmediği gibi Milli Savunma Bakanlarını da rahatsız etmiyor. Demokrasi sevmez sivillerimiz de sivil yöneticilerin bu şekilde aşağılanmasından mutlu oluyor.

Milli Savunma Bakanlığı’nın bu şekilde dışlanmasını biz tek parti yönetiminden devralmadık. Türkiye’de 1960 darbesine kadar TSK, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı idi. TSK’nın Başbakanlığa bağlı gibi yapılarak, hiçbir sivil yönetime bağlanmaması formülü 1960 darbesinden sonra bulundu.

Türkiye’de usul oyunu kuralına göre oynamak değil, sahip olduğu imtiyazları sonuna kadar savunmaktır. Bu sebeple, askerlerin bir gün “bu yakışık almıyor, milletlerarası toplantılarda gülünç duruma düşüyoruz, artık Genelkurmay Milli Savunma Bakanlığı’na bağlansın” demlerini beklemek boşunadır.

İktidar isterse bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi silahlı kuvvetleri Milli Savunma Bakanlığı’na bağlayabilir. Buna asker vesayetini savunan siviller ve siyasi partiler itiraz edebilir, fakat askerin itiraz edebileceğini zannetmiyorum. Ama sivil iktidar evhamlar içerisinde, bunu yapmaya bir türlü cesaret edemiyor.

Lig Maçlarında İstiklal Marşı

Bazen futbol maçlarına gidiyorum. Orada dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir şeyi yapıyorlar, bize İstiklal Marşı söyletiyorlar. Ben stadyumda bu marş söylenirken gönülsüz olarak ayağa kalkıyorum. Darbecilerin başlattığı bu geleneğe uyarak Mehmet Akif’ın ruhunu taciz edeceğimi düşünüyorum.  İstiklal Marşımız benim için kutsaldır, ama futbol maçlarında bu marşın insanları ehlileştirmek için kullanılması hiç hoşuma gitmiyor.

 Biz lig maçlarına vatanseverlik duygularımızı pekiştirmek için gitmiyoruz; hafta içi yorgunluğunu atmak, rakip takımın oyuncularına, hakeme bağırıp çağırmak için gidiyoruz. Bu işe İstiklal Marşı söyleyerek başlamaya hiç gerek yok.

Futbol takımlarımızda dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş profesyonel oyuncular var; bilmiyorum, her maçta milli marşımızı dinlerken onlar neler düşünüyorlardır!

Bu bir Anayasa hükmü değil, yasa gereği değil, 12 Eylül askeri yönetiminin başlattığı bir uygulama. Bu uygulamayı kaldırmak için, Anayasa değişikliğine ihtiyaç yok, Kanun değişikliği yapmaya ihtiyaç yok, muhalefet partileriyle uzlaşmaya da ihtiyaç yok. 27 yıldır sivil yönetimler bu uygulamayı kaldırmayı akıl edemiyorlar, belki de bunda gerçekten bir yarar olduğunu zannediyorlardır. Aslında durumun komikliğinin bile farkında değiller…

MHP Milletvekili Mehmet Ekici, 12 Eylül sonrası 5 sene yattığı Mamak hapishanesini ziyaretinde orada gördüğü kötü muameleyi hatırlayarak hüzünlenmiş. MHP’liler pek çok şeyi çabuk unutuyorlar. Mehmet Ekici, İstiklal Marşının bu hapishanede nasıl insanlara işkence için kullanıldığını da hatırlıyor mu acaba?

Sivil iktidarlar darbecilerin koyduğu bütün kuralları askerlerin savunduğunu düşünerek, hemen bütün darbe dönemi uygulamalarını sürdürüyorlar. Başbakan YAŞ toplantılarına girerken, Askerlerin işlerine karışmayacağına dair teminat veriyor. Avrupalı devlet adamları, politikacılar veya diplomatlar, Türkiye’de askerlerin siyasetle uğraşmaması gerektiğini söylediğinde, ilk tepkiyi AKP’li politikacılar veriyor, askerin sadece görevini yaptığını, Türk askerinin görev bilincinde ve demokrasiye sadık olduğunu iddia ediyorlar.

Balyoz Darbe Planına yönelik operasyonla TSK mensuplarının gözaltına alınmasıyla yaşanan gerilim sürerken Başbakan Vekili Cemil Çiçek’in Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile görüşmek için Genelkurmaya gittiği ortaya çıktı. Demokratik bir devlette böyle bir şey olabilir mi? Başbakanın Genelkurmay Başkanı ile görüşeceği bir şey varsa, Başbakan Genelkurmaya gitmez, Genelkurmay Başkanı Başbakanlığa çağrılır.

Çankaya’da bir zirve toplantısı yapılıyor. Zirvenin taraflarından biri Başbakan, diğeri de Genelkurmay başkanı. Başbakan emrinde olması gereken genelkurmay Başkanı, Başbakanla eşdeğer bir statüde Başbakanla konuşuyor. Bunu kimse yadırgamıyor.

02.03.2010
 

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikÇirkin polemik
Sonraki İçerikYeni bir uyuma doğru

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et