Siyasette duygusal zekâ

Duygular ile duygusal zekâ arasındaki farkı hep birlikte öğrenmedikçe toplum olarak içine sıklıkla düştüğümüz çıkmazlardan kurtulmamız zor gözüküyor. İnsan duygularıyla insandır. Ama duyguların bilincinde olmamak, başkalarının duygularını hesaba katmamak, gerektiğinde duyguları kontrol edememek, çevreye hep negatif dalgalar yaymak bizi olduğu kadar, üzerinde etkimiz olan kişileri de insanlığından çıkarabilir.

Duygusal zekâ, aslında hep var olan ama ne olduğu ve neyi içerdiği yakın zamanlarda araştırılan bir alan. Kavramın 60’lı yıllarda kullanılmaya başlanmış. Duygusal zekânın ne olduğu üzerine çalışmalar özellikle 90’lardan sonra hız kazanmış. Hala üzerinde tartışmaların olduğu bir konu olmakla birlikte içerdiği unsurlar toplumsal yaşamın sağlıklı sürdürülebilmesinin anahtarlarını sunuyor.

Alanın öncülerinden psikolog Daniel Goleman duygusal zekânın öz farkındalık, kendine düzen verme, sosyal beceri, duygudaşlık ve isteklendirme olmak üzere beş bileşenden oluştuğunu ileri sürüyor. Öz farkındalık bir kişinin duygularını, güçlü ve zayıf yönlerini, değer ve amaçlarını bilme becerisi olarak tanımlanabilir. Kendine düzen verme ise bir kişinin, örneğin öfke, nefret gibi yıkıcı duygu ve dürtüleri kontrol edebilmesini, değişen koşullara kendini alıştırabilmesini ifade ediyor.

Sosyal beceriler, ilişkileri yürütebilme ve ortak aklı oluşturabilmekle ilgili. İlişkilerimizde yapıcı mı yoksa yıkıcı mı davrandığımız sosyal becerilerimize bağlı. Duygusal zekanın bileşenlerinden en iyi bildiğimiz, fakat uygulamayı çok da başaramadığımız duygudaşlık ya da yaygın kullanımıyla empati ise karar verirken kişinin kendini başkalarının yerine koyması anlamına geliyor. Başarıya ulaşabilmek için insanları isteklendirme becerisi ise duygusal zekânın son unsuru.

Duygusal zekâ iş dünyası, sivil toplum faaliyetleri ve siyaset gibi ortaklaşa karar alınan, liderlik gerektiren, başkalarının kaderlerini belirleyecek tasarruflarda bulunan alanlarda kilit rol oynayabiliyor.

Türkiye bugünlerde zekânın bu türüne çokça ihtiyaç duyuyor. Siyasetçiler ne hesapçı ve zekânın soğukluğuna ne de duygusallığın kontrolden çıkaran ateşine kapılmadan politika üretmeli.  Yeni bir anayasal düzeni kurmayı, barut fıçısına dönüşmüş coğrafyada sağlıklı kalabilmeyi ve toplumsal barışı kalıcı bir şekilde sağlamayı hedefleyen bir toplumun siyasi liderlerinin duygusal zekâlarının güçlü olması gerekir.

Tüm bu hedeflere başarıyla ulaşabiliriz; yeter ki yukarıda sayılan becerilerimiz gelişmiş olsun. Basit bir hesaplamayı kendimize, ailemize, siyasi liderlere uygulayarak hedeflerimize ulaşabilecek bir duygusal zekâya sahip olup olmadığımızı tahmin edebiliriz.

Yukarıdaki beş bileşenden her biri için 5 tam not üzerinden bir değer verelim. Eğer, ortalama 15’in üzerinde ise yeterli bir zekâmız var demektir. 20 ve üzeri ise çok iyi olduğumuzu gösterir. 15’in altına iniyorsak negatif duyguların, iletişimsizliğin, uzlaşı eksikliğinin, içe kapanmanın, suçu hep başkasına atmanın, öfkenin, nefretin alanına doğru kaydığımızı görebiliriz. Bu testi samimi olarak gerçekleştirmek bile bir duygusal zekâ becerisidir.

Testi siyasetçilere uygulamak ilginç sonuçlar verebilir. Ancak bu hesap matematiksel kesinlikler içermez. Herkesin kendi başına değerlendirme yaparak bir sonuca ulaşması, liderleri daha iyi tanımamız ve eksikliklerini anlamamıza yönelik değerli ipuçları sunacaktır bizlere.

Yeni Yüzyıl, 05.02.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/siyasette-duygusal-zek-1178

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikTeröre karşı siyasi mücadele
Sonraki İçerikDevrimci IŞİD?

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,725TakipçilerTakip Et