Seçmeni köşeye sıkıştırmak

Son günlerde en fazla kafama takılan soru şu:

Yarın öbür gün, Kürt sorununun anayasadaki köklerini temizlemiş, Türk etnisitesine atıf yapılan maddeleri kaldırmış, anayasal vatandaşlık anlayışına göre düzenlenmiş, hak ve özgürlükler açısından devleti değil bireyi önceleyen ama öte yandan başkanlık sistemini korktuğumuz bütün unsurlarıyla birlikte getiren bir anayasa karşımıza gelirse ne yapacağım? Referandum sandığında ne oy vereceğim?

Kürt sorununun -ve şiddetin- bitmesi uğruna son derece sakıncalı bulduğum bu Türk tipi başkanlık istemine boyun mu eğeceğim yoksa başkanlık sistemine geçit vermemek için Kürt meselesinin ve savaşın sürmesini göze mi alacağım?

Açıkçası ‘kırk katır mı kırk satır mı’ gibi bir durum…

Benim gibi, yazı yazmaya başladığı günden bugüne kadar, yani 30 yılı aşkın bir süredir Kürtler’e uygulanan inkar ve asimilasyona karşı mücadele etmiş biri, bu inkar ve asimilasyon politikasını anayasadan temizleyen, yerinden yönetimi güçlendiren bir anayasa değişikliğine nasıl hayır der! Ama öte yandan, 30 yıldır siyasette otoriterleşme eğilimlerine karşı mücadele etmiş biri, güçler ayrılığını ortadan kaldıran, yasama ve yargıyı tam kontrole alan bir başkanlık sistemine nasıl evet der!

Geri dönüş ne kadar mümkün?

Geçenlerde Kürşat Bumin’in yazısını okuyunca, bu sorunun sadece benim kafamı meşgul etmediğini; kendini zor bir tercihle karşı karşıya hisseden başkaları da olduğunu gördüm.

Bumin, AK Parti’nin BDP ile yapmaya hazırlandığı anayasa ittifakı üzerine yazdığı yazıda şöyle diyor:

“Bu yeni süreç ‘iç savaş’a son verecek ise benim açımdan da hoş geldi sefalar getirdi… Bu olumlu tablo ancak bu şekilde oluşacaksa taraflara akıl vermek hakkını -ve yetkisini- kendimde görmüyorum tabii ki. Yanlış olarak ‘başkanlık’ olarak sözü edilen sisteme -açıklanan öneriler çerçevesinde- kendimi hiç mi hiç yakın hissetmesem de, sürecin sonunda eğer ‘iç savaş’ın bir daha geri gelmemek üzere ülkeyi terk etmesi gerçekleşecek ise ‘Şimdilik kaydıyla bu sistemi de tecrübe edelim’ diyebilirim.”

Kürşat Bumin’in kafası benden daha net görünüyor. Keşke ben de onun kadar rahat olabilsem. Ama böyle bir sistem değişikliğinin “şimdilik” kaydıyla tecrübe edilip, sonra kolaylıkla geri dönülebileceğine hiç aklım ermiyor ki…

Sonuçta, herhangi bir sistemin nasıl uygulanacağında, nasıl hayata geçeceğinde belirleyici olanın söz konusu toplumun demokrasi bilinci olduğunu bilsem de; bizim toplumun bu konuda hiç de küçümsenmemesi gerektiğini düşünsem de; bütün güçleri elinde toplamış bir başkanın anayasayla ele geçirdiği mutlak iktidarı geri vermemek için neler yapabileceğini düşünmek bile korkutucu…

Bir tüzük değişikliği her şeyi çözebilirdi 

Gördüğünüz gibi, kendimi tam olarak köşeye sıkışmış hissediyorum ve herhangi bir iktidarın seçmeni böyle köşeye sıkıştırmasını etik olarak doğru bulmuyorum.

Oysa bütün bunlara mecbur değildik. Bir tüzük değişikliği her şeyi çözebilirdi ve hâlâ da çözebilir. Askeri vesayetten sonra Kürt sorununu da terör sorununu da çözmüş bir Erdoğan, Cumhuriyet tarihinin görüp göreceği en güçlü başbakan olarak, cumhurbaşkanlığı makamında oturan Gül’le de uyum içinde tarih yazmaya devam edebilir.

Bugün, 19.02.2013

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et