Resmî ideolojinin gücü (1)

Son günlerde yükselen Atatürk ve Kemalizm tartışmaları bağlamında okumalar yaparken, Kürt Tarihi Dergisi’nin 2013’te İsmail Beşikçi ile yaptığı söyleşiye denk geldim. Derginin o sayısının dosya konusu, tarihsel süreç içinde CHP’nin izlediği Kürt siyasetiydi. Bu bağlamda İsmail Beşikçi ile (dergi adına) Prof. Dr. Mesut Yeğen konuşmuş. Beşikçi, kuruluş ve Tek Parti dönemi CHP’sine, Mustafa Kemal ile Kürtler arasındaki ilişkilere, Şeyh Said’e, Dersim’e ve Türk Tarih Tezi’ne ilişkin görüşlerini aktarmış (*).

Söyleşinin bir yerinde Yeğen, Beşikçi’ye Cumhuriyet dönemi Kürt siyasetini çalışırken neler hissettiğini soruyor. Zira Beşikçi, çalışmalarında açık kaynaklardan istifade ediyor. Yani herkesin gözünün önünde duran ama kimsenin el sürmediği kaynakları kullanıyor. Acaba kimsenin bu kaynaklara başvurmamasını nasıl değerlendiriyor ve yaptıklarından heyecan duyuyor mu? Beşikçi bu soruya, özeleştiri de içeren, ders niteliğinde bir cevap veriyor:

“1971’de Diyarbakır’da sıkıyönetim mahkemesinde yargılanırken benimle ilgili suçlama Atatürk Üniversitesi’ndeki görevim sırasında yazdıklarım ve derste anlattıklarımla ilgiliydi. Örneğin sınavlarda sorduğum sorularda Kürtçülük propagandası, komünizm propagandası falan yaptığım iddia ediliyordu. Yargılamanın bir aşamasında beni ihbar edenlerin huzurda dinlenmesine karar verdi mahkeme. Beni ihbar edenler çoktu. 72 kişi falandı, onlardan 7-8’ini getirdi mahkeme. Rektör geldi, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı, Tıp Fakültesi Dekanı ve birkaç profesör, 7 kişi geldi. Bir de asistan vardı aynı odada oturduğumuz. Bunlar iki gün süreyle Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığında dinlendiler ve durmadan beni suçluyorlardı. ‘Kürt yoktur, oysa Beşikçi Kürtlerden bahsediyor. Kürtçe diye bir dil yoktur, Beşikçi Kürtlerden bahsediyor, kendisi uydurup duruyor’ diyorlardı. Ben de bunlara makul cevaplar veriyordum: Kürtlerin varlığı gerçektir, bunların inkâr edilmesi bilim anlayışı bakımından yanlıştır, diye.

“Orada resmi ideolojinin ne kadar güçlü olduğunu fark ettim. 1971’e kadar resmi ideoloji kurumu konusunda çok fazla bilincim yoktu; ama bu süreç bende bir bilinç yarattı. Yani profesörler, rektörler, dekanlar böyle açık bir olguyu nasıl inkâr edebiliyorlar ve bir mahkeme bunları nasıl dinleyebiliyor? Mahkeme şöyle bir karar verdi. Hem ceza verdi hem de Kürtlerin Türklüğünü ispatlamaya çalıştı. Ben o zaman bunun, resmi ideolojinin gücünün farkına vardım. 1974’ten sonra da bunlar üzerinde çalışmaya başladım.”

“Resmi ideoloji önemli bir kurum”

Resmi ideolojinin bilincine varma Beşikçi’de büyük bir değişime neden olur. Eski çalışmalarını yeni bir gözle okur, yazdıklarını katı bir eleştiri süzgecinden geçirir. Dolayısıyla 1970 öncesi ve sonrasında yazdıkları arasında büyük bir fark oluşur.

“1970’ten önce yazdığım kitaplarla 1970’ten sonra yazdıklarım arasında büyük bir fark vardı. Ama biz 1970’den önce yayımlanan kitapları da aynen basıyoruz. İkisini bir arada okuyanlar, örneğin Devletlerarası Sömürge Kürdistan kitabını ve Alikan aşireti kitabını birlikte okuyan bir kişi şöyle düşünebilir. Fark resmi ideolojinin önemini anlamamla ilgili. Resmi ideoloji önemli bir kurum.”

Martin van Bruinessen, Beşikçi’deki bu düşünsel değişimin en iyi Alikan aşiretini konu edinen kitabı üzerinden okunabileceğini söyler. Beşikçi’nin doktora çalışması olan bu kitap, Bruinessen’e göre, “Anadolu’da yaşayan nüfusun geri kalmışlığını ortadan kaldırmayı ve gelişmeyi hedefleyen bir bilimsel çaba olarak ilerici Kemalist gelenek içinde” yer alır. (**).

Genç Beşikçi’nin çalışmasında, göçebe bir aşiretin Türk toplumuyla bütünleşmesi için alınması gereken “ilerici ve kalkınmacı” tedbirler öne çıkarılır. Alikanlar okula gitmeli, Türkçe öğrenmeli, modern dünyanın bir parçası olmak için eski geleneklerini terk edip yerleşik yaşama geçmeliydi. “Beşikçi, o dönemde henüz Kemalist aydın seçkinlerin varsayımlarını ve tutumlarını paylaşıyordu. Dolayısıyla tezin belli bölümlerini bu seçkinlerin okuduğu Forum dergisinde yayımlamıştı.”

 AK Parti’de “aydınlanma”

Beşikçi’nin göçebe Alikan aşireti üzerine incelemesi 1967’de sunuldu ve 1969’da basıldı. Bruinessen’in “Beşikçi’nin Türk meslektaşlarının övgüsünü kazanan tek çalışması” olarak nitelediği bu eser, daha sonra yazarı tarafından sert bir tenkide uğradı.  Kitap 1992’de yeniden basıldığında Beşikçi bir önsöz yazdı ve şimdi artık çok daha iyi görülen önyargılar için özür dileyip, çalışmanın tüm analizlerinin resmi devlet ideolojisinden çok etkilenmiş olduğunu söyledi.

Beşikçi 1974 sonunda hapishaneden çıktı ve bir daha akademiye dönmedi. Çalışmalarını bağımsız bir araştırmacı olarak büyük maddi-hukuki güçlükler altında sürdürdü ve bütün gayretini Kemalizmi tahlile adadı. Toplam yedi kitapta, Kemalizmin ideolojisini, politikalarını ve tarihçiliğini sistematik bir eleştiriye tabi tuttu. “Beşikçi’nin Kemalistlerin Kürtlere yönelik politikalarıyla ilgili bir dizi incelemesi, Türkiye’de ortaya çıkan Cumhuriyet tarihinin ciddi bir revizyonu yönündeki ilk sistematik çabalardan birini” oluşturdu.

AK Parti’deki resmi ideoloji aydınlanmasına bu meyanda bakıldığında bazı neticelere varılabilir. Hakikaten resmi ideoloji son derece mühim bir kurum; aynı zamanda son derecede kuvvetli. Herkesin hayatına bir şekilde tesir ediyor; ama bir de onun spesifik bir uygulamasına maruz kalındığında, hayatın akışı tamamen değişebiliyor.

Lâkin bu değişim herkeste aynı şekilde olmuyor. Resmi ideolojiye muhatap kalanlar farklı yönlere savrulabiliyor. Kimi (Beşikçi gibi) ona yakın bir yerdeyken tamamen karşısına geçebiliyor. Kimi de (AK Parti gibi) muhalif bir pozisyondayken keskin bir savunucusuna dönüşebiliyor.

NOTLAR

(*) Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 6, Nisan-Mayıs 2013, s. 22-25.

(**) Martin van Bruinessen; “İsmail Beşikçi: Türk Sosyolog, Kemalizm Eleştirmeni ve Kürdolog”; Kürdolojinin Bahçesinde (İletişim Yayınları, 2012) içinde, s. 49-77.

Serbestiyet, 05.12.2017

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et