Resmî İdeoloji ve Demokrasi

Önce sosyal medyada Mahmut Özdemirkol tarafından yazılmış yorumu okuyalım:

Danıştay 8. Dairesi Türkiye’de demokrasi ve hukukun üstünlüğünü sadece Erdoğan üzerinden tartışanların maskesini bir kere daha indirdi. Danıştay üstelik diktatörlük tartışmalarının ayyuka çıktığı bir dönemde Türkiye’de anayasanın tarafsız değil, bir ideoloji çerçevesinde oluştuğunu ve mahkemenin görevinin bunu korumak olduğunu bir kere daha hatırlattı. Söz konusu resmî ideoloji olunca takdir yetkisinin rafa kaldırılabileceğini hatırlatmış oldu. Esasen öyle bir takdir yetkisinin olamayacağını…

Danıştay aynı davada nöbet, ek ders gibi birçok konuyu idarenin takdir yetkisinde görürken öğretmenlerin zümre toplantısında ‘Atatürkçülük gündem maddesi olmalıdır’, dedi. Yani, Danıştay muhtemelen haritada yerini bile gösteremeyeceği herhangi bir ilçenin bir okulunun müdür ihtiyaç duyarsa toplanacak bir öğretmen zümre toplantısının gündem maddeleri arasında ‘Atatürkçülük olmalıdır’ dedi.

Mahkeme bir hakikate işaret ediyor. Ülkenin en ücra köyünde bile vicdanı hür ruhu özgür nesiller yetiştirmekle görevli öğretmenlerin bir araya geldiklerinde ne konuşmaları gerektiğinin kararını verebilecek yetkide görüyor kendisini. Bakanlık savunmasında ‘zümre toplantısında ihtiyaç duyulursa Atatürkçülük de görüşülür’ demesine rağmen mahkeme mealen; ‘yok öyle olmaz, ne konuşurlarsa konuşsunlar ama Atatürkçülüğü konuşmak zorundalar’ diyor.

Öğretmen zümre toplantısının gündemini belirlemeye kendisini yetkili gören bir mahkeme kararı, demokratik bir hukuk devletinde kabul edilemez aslında. Ama söz konusu resmî ideoloji olunca kimseden ses çıkmıyor. Çünkü tarafsız bir anayasamız yok maalesef.

Peki, o zaman demokrasi ve hukukun üstünlüğünü Erdoğan üzerinden tartışan ya da sadece onun üzerinden tartışan insanların samimiyetine nasıl güveneceğiz?

Cumhuriyetin ikinci yüzyılında bir mahkemenin bakanlığın değil, bilmem hangi okulun o da müdür ihtiyaç duyarsa toplanacak bir kurulun gündem maddesini belirlemeye çalışması anayasaya, ilgili kanunlara uygundur. Peki Anayasa demokratik bir hukuk devletine uygun mudur? Bu soru Erdoğan’ın iktidarından daha az önemli değildir…

Bu arada burada tartışılan şey Atatürkçülük değildir. Atatürkçülüğün devlet zoruyla, toplanmak zorunda bile olmayan bir okulun öğretmenler toplantısında konuşulması gerektiğinin mahkeme kararıyla ilan edilmesi ve burada bir sorunun görülmemesidir. Ve burada bir sorun görmeyenlerin, devlet zoruyla dindar nesil yetiştirmek isteyen bir iktidarı bilimden uzak, diktatör, zorba, anti demokratik, insan haklarına aykırı görmesidir. Teknik olarak Atatürkçü bir nesil yetiştirilmesi hedefiyle, dindar bir nesil yetiştirilmesi hedefi arasında bir fark yoktur. İkisi de demokratik bir hukuk devletinde kabul edilecek talepler değildir.” (https://www.facebook.com/mahmut.ozdemirkol)

 

Meselenin özü bu kadar basit. Atatürkçülük ülkemizde var olan ve çeşitli sebeplerle var olması gereken bir ideoloji (veya ideolojimsi). Ancak, onun ideolojiler arasındaki yarıştan muaf tutulması ve herkese dayatılması demokrasinin özüne de işleyişine de aykırı. Türkiye bir demokrasi ise insanlar Atatürkçülüğe değil Atatürkçülük demokrasinin genel esaslarına ve kurallarına uymak zorunda. Bu böyle olmadığı sürece hiç kimse gelişmiş bir demokrasi olmamızı bekleyemez. Ülkede demokrasi olmadığından şikayetçi olanların ve yerli yersiz, gerçek veya hayalî her problemi seçilmiş iktidara bağlayanların ise bu hususu ya görmemesi ya da görse bile kabullenmesi ve savunması söz konusu kimselerin demokratlık iddialarına ciddî gölge düşürmekte…

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et