PKK sorunu ve Kürt halkı

 

PKK’nın Gaziantep bombalaması terörün en kalleş ve en korkak türüne girer. Buna literatürde verilen ad “ayrımsız terör”dür.

Bu cinsten eylemlerde teröristler hazırladıkları bombayı sivil kalabalıkların bulunduğu yerlere, gündüz saatlerinde patlatılmak üzere yerleştirir. Bomba patlar ve birçok sivil, masum insan ölür veya yaralanır. Bombayı yerleştiren kişilerin veya örgütün kurbanlarla hiçbir şahsî hesabı yoktur. Ölen kişilerin ölmesi amaçlanmış değildir. Tesadüfen orada olanlar zarar görür. Ölenler arasında çocukların bulunması teröristi üzmez, aksine, eylemin amacına ulaşmasını kolaylaştıran bir faktör olarak değerlendirilir. Bu tür eylemler sırf sivilleri hedef alması yüzünden kalleştir, faillerine maksimum güven içinde eylemi gerçekleştirme imkânı sağlayacağı için korkakçadır. Tüm insanî değerleri çiğner. Bu yüzden, açıkça kınanmaları ve lânetlenmeleri gerekir.

Aslında kınanması gereken sadece PKK’nın bu eylemi değil, genel olarak tüm eylemleridir. PKK’nın amansızca kullandığı siyasî şiddet (terör) haksız ve gayrimeşrudur. Hiçbir ahlâkî ve aklî zemine oturmamaktadır. PKK’nın şiddet eylemlerine gerekçe gösterilebilecek olan “self-determinasyon” (kendi kaderini belirleme) hakkı da bu eksikliği gideremez, durumu değiştiremez. Uluslararası literatürdeki adıyla PKK bir ayrılıkçı harekettir. Bu tür hareketlerin değerlendirilmesinde başvurulması gereken yegane kriter “self-determinasyon” değildir. Meselâ, bu alanın en önemli eserlerinden birine (“Secession” (“Ayrılıkçılık”) imza atan düşünür Alan Buchanan, ayrılıkçı hareketlerin lehine ve aleyhine birer düzine argüman sayar. Burada ayrıntılarına giremeyeceğimiz bu ölçütler açısından değerlendirildiğinde, PKK şiddetinin meşrulaştırılamayacağı ortaya çıkar. Kaldı ki, PKK eğer “bağımsızlık” peşinde değil “demokratik özerklik” peşinde koşuyorsa, şiddeti iyice anlamını ve haklılığını yitirir. Açıktır ki PKK kayıtsız şartsız şiddet eylemlerine son vermeli, Kürt hareketi bir bütün olarak şiddeti dışlayan yol ve yöntemlerle hedeflerinin peşinde koşmalıdır.

Bereket versin, hükümet bir kısım medyanın ve saldırgan ruhlu kalem erbabının tahriklerine kapılmadı, soğukkanlı davrandı ve Başbakan “Terörle mücadele demokrasi sınırları içerisinde yürütülecek” dedi. Böyle olması çok önemli. Aksi, PKK’nın tuzağına düşmek olur. Bu tür eylemlerden beklenen halkı dehşete düşürmek, toplumda güvenlik endişesi yaratmak, devletin asayişi sağlayamadığı kanaatini oluşturmak ve belki de en önemlisi devleti aşırı tepki göstermeye iterek şiddeti tırmandırmaktır. Devletin güvenlik güçleri ne kadar abartılı şiddet kullanırsa, sivil Kürt halkı ne kadar çok rahatsız ederse bu PKK için o kadar faydalı olur. Tabanını genişletmesini ve yeni eleman bulmasını kolaylaştırır. PKK’nın neredeyse AKP’yi kurum olarak ve Başbakan’ı şahsî olarak hedef hâline getirmiş olması, umarım sağduyu kaybına yol açmaz. Bu, hükümetin yıkılması umutlarını bu sefer PKK’ya bağlama noktasına kadar gelen Ergenekon zihniyeti çevrelerini de hayal kırıklığına uğratır. Yani, hükümetin sağduyusunu kaybetmemesi için başka sebepler de var.

HÜKÜMETİN POLİTİKASI

Ancak, ne yazık ki, hükümetin Kürt problemi politikasının bir bütün olarak doğru yolda ilerlediğini söylemek zor. Şu sıralarda, sorunun sadece bir güvenlik meselesi olarak görülmesi yolunda hükümet üzerindeki baskılar artmış durumda. Bunu yapanlar bir tarafa müzakereyi (yani siyasî çözümü) diğer tarafa güvenlik mücadelesini koyuyor. Büyük hata; güvenlik ve müzakere politikaları birbirinin zıddı veya alternatifi değil, aksine, birbirini tamamlayan parçalar. Dağlarda eli silahlı insanlar gezdiği sürece, güvenlik güçleri onların peşinden gitmek zorunda ve bunu yapmaları hukuka, ahlâka ve demokrasiye uygun. Ancak, silaha daha üstün silah gücüyle mukabele sorunu çözmedi, çözemez. Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, silahlı militanların tasfiye edilmesi anlamında, ” PKK’yı beş defa bitirdik” demişti. Bu doğruysa, şimdi altıncı nesil PKK militanlarıyla mücadele ediliyor demektir. O zaman şunu sormamız gerekir: Nasıl oluyor da PKK her zaman eline silah verip dağa gönderebileceği insan gücünü buluyor?

Bu soruya verilecek doğru cevap, sorunun çözümünün de anahtarı olacaktır. PKK’lılar kendilerini “gerilla mücadelesi” içinde görüyor. (Gerilla İspanyolca’dan gelir, “küçük savaş” demektir). Gerilla savaşı verenler, tipik ideolojik terör örgütlerinden farklı olarak, halkın içinde olmak zorundadır. Bilenler bilir, eskiden beridir, “gerilla sudaki balık gibidir” denir. Suyu kurutmadıkça gerilla bitirilemez. Bu alenî gerçekler bizi şu noktaya götürür. PKK’yı bitirmenin ilk ve en önemli şartı onu Kürt halkından tecrit etmektir. Kürt halkının bir bütün olarak veya parça parça PKK’ya hissî, malî, maddî destek ve insan gücü kaynağı sağlamasını önlemektir. Bu silahla başarılamaz; gönül almayla, insanların ülkeye ve sisteme yabancılaşmasını önlemeyle, eşit vatandaş oldukları duygu ve algısını kuvvetlendirmekle, gönüllü beraber yaşama arzusunu güçlendirmekle yapılabilir. Bunların psikolojik, kültürel, sosyal, ekonomik, siyasî ve hukukî boyutları vardır. Bu hükümet, bu açıdan şimdiye kadarki en cesur hükümet, yaptıkları inkâr edilemez. Ancak, yarım reform işleri düzeltmekten ziyade kötüye götürebilir.

 

Hükümet PKK’yla mücadeleyi Kürt halkıyla mücadeleye dönüştürmek isteyenlere kulak asmamalı. Başbakan “Kürt sorunu yok, Kürt kardeşlerimin sorunu var” türünden anlamsız, incitici, demagojik söylemlerin faydadan çok zarar verdiğini görmeli. Kürtleri temsil kabiliyeti olan siyasiler, STK’lar, kanaat önderleri gibi unsurlara kulak kabartarak problemin özünü anlamaya çalışmalı. Kürtçe eğitim, etnisiteye atıf yapmayan vatandaşlık tanımı, isim alma serbestisi, yer isimlerinin iadesi, mahallî idarelerin güçlendirilmesi gibi adımları atmaya çalışmalı. Kürt meselesinde AKP’den daha geri olan CHP ve MHP’nin dümen suyuna girmek yerine onları değişmeye zorlamalı. Bunlar yapılmazsa, korkarım, PKK Kürt halkından tecrit edilemez ve problem sürer gider.

Son olarak, hükümete sempati duyan gazete ve gazetecilerin Kürt meselesiyle ilgili olarak ifade ettikleri görüşlerden dolayı neredeyse bir bütün olarak “liberal aydınlar”a eleştiriyi aşan yaklaşımlarıyla ilgili bir şey söylemek istiyorum. Kürt meselesinde “liberal” bir fikir bloku yok. Her liberalin görüşü kendini bağlar. “Liberal” denen ama çoğu kısmen liberal “sosyal demokrat” veya “demokrasiye inanan solcu-sosyalist” yazarlara bu kadar kızmak, ateş püskürmek de yanlış. Bu insanların yaptığı kendi görüşlerini açıklamak. “Doğru” da olsa “yanlış” da olsa herkes görüşlerini korkusuzca açıklayamazsa, hakikate nasıl ulaşılacak? Uygar ve sağlıklı eleştiriler kişilikleri değil, fikirleri hedef almalı. “Yanlış” düşünenlerin görüşlerini çürütürsünüz, olur biter. Bir kere daha tekrar etmeye değer: İfade özgürlüğü en büyük kamusal iyidir ve Kürt sorunu da dâhil her sorunun çözümünü bulma yoluna girmenin anahtarıdır.

Zaman, 31.08.2012

 

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et