Piyasa ve eğitim arası ilişkilere dair

Yaygın kanaatin aksine eğitim bedava olmayıp bütünüyle vergi mükellefleri tarafından finanse edilmektedir.

Eğitimin yüksek maliyet gerektirdiği bilinen bir gerçektir. Bu bakımdan Türkiye’de hükümetler -anayasaya göre- her yıl genel bütçeden eğitime ciddi oranda kaynak aktarımı yapmak durumundadır. Çünkü anayasanın 42.maddesine göre eğitim “zorunlu ve parasızdır.”Başka bir ifadeyle eğitim devlet tarafından sunulan ve vergiler yoluyla finanse edilen bir faaliyettir. Yaygın kanaatin aksine eğitim bedava olmayıp bütünüyle vergi mükellefleri tarafından finanse edilmektedir. Buna rağmen eğitimin Türkiye’de devlet tarafından ”bedava” sunulması gerektiğine dair kabul görmüş yaygın bir kanaat hâkimdir. Hemen hemen tüm eğitim sendikaları parasız eğitimin toplum yararına olduğunu aynı zamanda eğitim kurumlarında eşitliği ve adaleti sağladığını savunurlar. Dolayısıyla devletin eğitime olan müdahalesini haklı görürler.

Sendikalar piyasa şartlarını değerlendirmeden talepte bulunuyor;

Geçenlerde muhafazakâr görüşleriyle öne çıkan bir eğitim sendikası TBMM’ye bir çağrıda bulunarak velilerden bağış adı altında para toplanmasını doğru bulmadıklarını bu yüzden bu yıl eğitime daha çok bütçe ayrılması gerektiğini talep etti. Aynı şekilde öğretmen açığının yoğunluklu olarak hissedildiği kalkınmada öncelikli yörelerde ise, söz konusu açığın önüne geçmek için, bu yörelerde çalışan öğretmenlere ücret anlamında pozitif ayrımcılık yapılarak ek tazminat ödenmesini istediler. Benzer talepler gerek sol-sosyalist gerekse milliyetçi görüşleriyle öne çıkan farklı sendikalar içinde geçerlidir. Ancak sürekli devlet daha çok versin diyen eğitim sendikalarının kıt kaynaklarla her yıl sayıları artan milyonlarca öğrencinin ihtiyaçlarının nasıl giderileceği konusunda bir önerileri maalesef bulunmamaktadır. Oysa her fırsatta devlet eğitime daha çok bütçe ayırsın demenin vergi mükelleflerine ilave bir yük altına sokmak anlamına geldiği de göz ardı edilmektedir. Maalesef piyasa şartları takip edilmeden ve ekonomik gerçekler görmezden gelinerek taleplerde bulunmaktadırlar. Bu noktada kimsenin değirmenin suyunun nereden geldiğine dair elinde bir çalışması bulunmamaktadır.

Mevcut finansman yöntemi özünde adaletsizliği barındırıyor;

Mevcut yerleşik finansman yöntemiyle eğitim kurumlarında eşitliğin ve adaletin sağlandığına dair tezlerin de bir geçerliği yoktur. Devlet genel bütçeden yani vergi mükelleflerinden eğitimin finansmanını temin yoluna giderken bunu vatandaşların gelir düzeylerini dikkate almadan yapmaktadır. Örneğin yoksul vatandaşlardan daha az vergi alma yoluna gitmemektedir. Ailelerin gelir düzeyleri ve çocukları okulda olup olmadıkları dikkate alınmadan temin edilen bu tür bir finansman yönteminin adaletsizliği barındırdığı bir gerçektir. Diğer taraftan mevcut finansman yöntemiyle eğitimin sorunları da bir türlü giderilememektedir. Her yıl genel bütçeden ayrılan yüklü miktarda kaynaklara rağmen kalabalık sınıflı derslikler, okulların temizlik sorunları, hizmetli ve güvenlik personeli sıkıntısı, öğretmen yetersizliği(ücretli öğretmen sorunu) vs gibi bir yığın sorunlar gittikçe daha çözülmez bir hal almaktadır. Üstelik velilerin önüne tercih imkânı sunmayan standart bir müfredat ve tamamen kamu otoritesinin isteği doğrultusunda şekillenmiş tek-tip bir eğitim politikası da zoraki dayatılmaktadır. Kısacası sürekli artan eğitim talebine cevap verilemediği gibi mevcut finansman yöntemiyle sistem tam manasıyla bir çıkmazsın içerindedir. Bu bakımdan alternatif finansman yöntemlerine ihtiyaç vardır.

Eğitim ve rekabetçi piyasa ortamı;

Artık dünyanın da geldiği nokta göz önünde bulundurularak rekabetin ve seçim özgürlüğünün esas alınması şartıyla eğitimin ve finansmanının serbest piyasa ekonomisi tarafından yönlendirilmesi gerekmektedir. AK Parti döneminde sağlık alanında gerçekleştirilen sağlık hizmetinin büyük oranda özel sektörden alınmasını öngören ve fevkalade işe yarayan uygulama eğitim sektöründe de işlerlik kazandırılabilir. Bugün rekabetçi piyasa ekonomisinin sunduğu farklı tercihlerle insanlar düşük maliyetle kaliteli hizmetler satın alabilmektedirler. Bunun örneklerini gerek THY’de gerek Telekom’da ve gerekse farklı sektörlerde ziyadesiyle görebilmekteyiz. Örneğin bugün insanlar neredeyse 20-30 TL’ye kadar varan fiyatlarla uçak yolculuğu yapabilmektedirler. Keza her gün telefonlarımız cazip kampanya mesajlarıyla dolup taşmakta. Firmalar her gelir düzeyine uygun çeşitli paketler hazırlayarak iletişim alanında mükemmele yakın hizmetler sunmaktadırlar. Bakıldığında bugün piyasa ekonomisinin sunduğu imkânlar en çok dar gelirli ailelerin işine yaramaktadır.

Ne var ki Türkiye’de eğitimin iktisadi yönü söz konusu edildiğinde sarsılmaz tabularla karşı karşıya kalmaktayız. “Eğitim ticaret konusu edilmemeli” denilerek eğitimin iktisadi boyutu sürekli göz ardı edilmektedir. Oysa artık bugün eğitimin iktisadi boyutu ele alınmadan ne her gün giderek artan sorunlara nede PISA verilerinde sergilenen kalite düşüşlerine bir çare bulunabilir. Eğitimin milli birliği ve beraberliği güçlendirmede etkin rol oynadığı gerekçesiyle eğitim meselesine piyasa şartları çerçevesin de ele almanın neredeyse ihanetle özdeş tutulduğu yaygın ve yanlış bir anlayış hâkimdir. Oysa serbest piyasa düşük maliyetle yüksek kalitenin elde edildiği, yeni fikirlerin ve icatların geliştirildiği dolayısıyla tüketicinin her türlü talebinin giderildiği, farklı iş imkânlarının ve alanlarının yaratıldığı en önemlisi de özgürlükçü bir anlayışın gelişmesine katkı sunduğu kendi kendine işleyen doğal süreciyle oldukça insanların işine yarayacak ortamlar sunmaktadır.

Farklı finansman seçenekleri düşünülebilir;

Eğitim alanında arzın talebi karşılamadığı ülkemizde her defasında devlet daha çok pay ayırsın demek ne yazık ki sorunları çözmemektedir. Bu bakımdan yapılacak birkaç yasal düzenlemeyle eğitimde piyasa şartlarında işlerlik kazanabilir. Bu durum maliyeti düşüreceği gibi kaliteyi de yükseltecektir. Bunun için öncelikle özel okulların önü açılmalıdır. Bilindiği gibi Türkiye’de eğitim hala devletçi geleneğe bağlı kalınarak yürütülmektedir. Başka bir deyişle eğitim tek merkezden kontrol edilebilir, standart müfredatı ve anlayışıyla tamamen devletin tekelinde bir hizmet olarak varlığını devam ettirmektedir. Buda her yıl daha çok finansman gerektirmekte ve ne yazık ki ciddi kalite düşüşleri yaşatmaktadır.

Ülkemizde farklı kesimlerin gerek finansmanlarını gerekse eğitim modellerini kendileri belirlemeleri kaydıyla eğitim kurumları açmalarının önündeki yasal engeller kaldırılarak eğitimin ülke çapında rekabet ortamına açılması sağlanabilir. Oluşacak olan bu rekabet ortamında dileyen okullar velilerin önüne çok çeşitli cazip eğitim paketleri sunabileceklerdir. Örneğin “biz şu kadar fiyatla bu kadar yüksek kalite vaat ediyoruz” gibi. Devlet okullarının da olacağı bu piyasada çok farklı ve cazip finansman kaynakları da insanların önüne konulacaktır. Burada dar gelirli ailelerin eğitim satın alamayacakları noktasında bir eleştiri getirilebilir. Bunun için devlet dar gelirli aileler için özel imkânlar tanımalıdır. Örneğin ailelere özel kredi imkânları tanınabilir ya da borçlanma yöntemi devreye sokulabilir. Gerekirse dar gelirli ailelerin çocuklarını devlet kendisi sübvanse eder. Ailelerin eğitim satın alabilmelerini kolaylaştıran Friedman’ın “eğitim kuponu” yöntemi de farklı finansman seçenekleri arasında düşünülebilir. Örneğin aynı zamanda gelire bağlı olarakta değişen bu kupon sisteminde düşük gelirlilere yüksek değerde kupon verilir. Aile eğer isterse bunun üzerine ilave katarak iyi bir okuldan da eğitim satın alabilir. Neticede sorunumuz yerleşik, tek merkezden yönlendirilen finansman yönteminin dertlere derman olmamasıdır.

Artık ülkemiz 2011 yılı itibariyle en az 50 yıl öncesinin kanun ve yönetmelikleriyle ve tek merkezden yönlendirilen eğitim politikaları ve yerleşik finansman yöntemiyle eğitimin mevcut sorunlarını çözmede yetersiz kalmaktadır. Bunun için eğitim sistemi tüm boyutlarıyla masaya yatırılmayı gerektiriyor.

Taraf, 15.07.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et