Özgürlük: En düşük maliyetli ve en etkili politika

 

29 Ekim’den iki gün önce Zaman gazetesindeki yazımda Ankara Valisi’ne ve onun siyasî patronlarına, yani İç İşleri Bakanı ve Başbakan’a bir çağrıda bulunarak Ankara Ulus’ta yapılmak istenen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutlama etkinliğine engel olunmamasını tavsiye ve talep etmiştim. Ne yazık ki, hem benim çağrım hem de başka kimselerin benzer uyarıları havada kaldı. TBMM’nin ilk binası önüne kurulan barikatı aşmak isteyen kitlelere polis biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti. Son derece sevimsiz itişme kakışmalar yaşandı ve medya aracılığıyla bütün dünyaya yansıdı. Alanda bulunan ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu da gazdan etkilendi. Neyse ki, son anda, barikatların kimden geldiği de tam olarak anlaşılamayan bir emirle kaldırılmasıyla olayların daha da büyümesinin önüne geçildi.

     Bu olayı nasıl yorumlamalı? Kim haklı kim haksız? Lafı dolandırmaya, sündürmeye hiç gerek yok. Valilik ve dolayısıyla hükümet hatalı. Yasağı savunmak için öne sürülen bütün gerekçeler, yanlış, geçersiz. Bürokrasi ve hükümet, ne yazık ki,  Ulus’ta sergilediği tavırla, ifade özgürlüğünü ve destek veya protesto amaçlı toplantı yapma, gösteri düzenleme, yürüyüş gerçekleştirme hakkını ciddî biçimde ihlâl etti. Ulus’ta vatandaşlara yapılan polis müdahalesi yanlış, haksız, gereksiz ve çirkindi. Nitekim, bu, barikat saçmalığı ortadan kalktıktan sonra gösterinin ve yürüyüşün sakin şekilde tamamlanmasıyla ispatlandı.

      Hükümetin bu olaydaki tavrı hem demokratik ilkeler hem de rasyonalite açısından değerlendirilebilir. İlkeler açısından bakıldığında, yanlış bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. İnsanlar bir olayla veya konuyla ilgili görüşlerini, sevinç ve hüzünlerini, istek ve eleştirilerini serbestçe ifade edebilirler. Bunu nasıl bir tarzda ve hangi sembollere başvurarak yapacakları kendilerinin takdirine kalmıştır. Onların bu çerçevedeki tercihleri başkalarına anlamsız, saçma, mantıksız ve hatta kötü niyetli görünebilir ama bu ifade özgürlüklerinin kısıtlanmasını gerektirmez, bunun yapılmasını meşrulaştırmaz. İfade özgürlüğü sözüm ona “doğru görüşler” ve “iyi niyetliler” için değil her fikir ve her insan için var olması ve herkes tarafından kullanılabilmesi gereken bir haktır. Bu yüzden, Başbakan’ın ertesi gün sarf ettiği niyet ve doğru duruş eleştirisi yapan sözleri tümüyle yanlış. Meselâ, ana muhalefetin marjinal grupların peşine takılıp takılmadığı Başbakanı değil Ana Muhalefet Partisinin liderliğini ilgilendirir. Başbakan muhalefetin değil kendi partisinin çizgisini ve ne yapacağını belirleyebilir. Ayrıca, bir grubun marjinal olması, onun illegal olması anlamına gelmez. Türkiye Gençlik Birliği adlı – isminde Türkiye kelimesini ahlâkî tehlike yaratacak tarzda kullanan, sanki bütün gençlerin birliğiymiş imajını vermeye çalışan- kuruluş, takip ettiğim kadarıyla, bazı arkaik fikirleri savunan, 1920’lerin ağzıyla –yani çok yaşlı bir lisanla- konuşan ulusalcı bir sol örgüt. Kimi mensupları, 2006’da ifade özgürlüğü ihlâline maruz bırakıldığımda, öğretim üyeliğinden atılmam ve profesörlük titrinin, sanki çok kıymetli bir şeymiş gibi,  elimden alınması için sağa sola dilekçeler vermişti. Ancak bu ayıplarına bakarak TGB üyelerinin benden daha az ifade özgürlüğüne sahip olmasına rıza gösteremem. TGB, sanıyorum, bir dernek, resmî bir statüsü var. Dolayısıyla, bir illegal örgüt olarak yaftalanması haksızlık. Eğer bu derneğin resmî yapılanması içinde kanunların suç saydığı ve evrensel hukuk açısından da suç teşkil eden şeyler yapılıyorsa,  bu emniyet güçlerinin ve yargının ilgi alanına girer. Bana düşen, fikirlerini hiç mi hiç benimsemediğim, hatta uygarlıkla taban tabana zıt bulduğum bu grubun mensuplarının da hak ve özgürlüklerini savunmak.

      Hükümet kanadının “istihbarat var” açıklaması da valiliğin yasakçı tavrını meşrulaştırmaya yetmez. Bu mantıkla, istihbarat var gerekçesiyle her toplantı yasaklanabilir. T. C. on binlerce üniformalı ve sivil polis istihdam ediyor. İllegal, suç teşkil eden eylemler peşinde koşanlar varsa, emniyet güçleri gerekeni yapsın. Ulus’un daha önceden belirlenen toplantı yerleri arasında olmaması da orada asla ve kata bir toplantı yapılamayacağını göstermez. Allah’ın kanunu değil ya, toplumun geniş kesimlerinden bir talep varsa, hele hele ana muhalefet bu yönde bir istek izhar ettiyse, idarî bir karar alınarak toplantıya izin verilebilirdi. Valilik Ulus alanını girilemez hâle getirmeye çalışmak yerine, göstericilerden dışarıya ve dışardan göstericilere yönelebilecek tehlikeleri önlemeye yönelik tedbirler almalı ve eylemi kolaylaştırmalıydı.

      Hükümetin yasakçılığı rasyonaliteye de aykırıydı. Dünyanın her yerinde iktidarlar asayişin berkemal olmasını, olay çıkmamasını, sükunetin hüküm sürmesini ister. Ulus’ta hükümet olay çıkmasına çanak tuttu. Üstelik, meydanı yasaklamakla, toplantıya ilgiyi artırdı. Katılımcıların sayısını yükseltti, öfkesini biledi. Böylece lüzumsuz yere problemi ağırlaştırdı. Oysa, özgürlükçü bir politikayı benimseseydi, bu herkesten önce kendisi için faydalı olacaktı. Polisle kalabalıklar çatışmayacaktı. Fikrî arkaikliklerine rağmen belki de organizatör kişi ve kuruluşlar millî günleri kutlamada yeni yollar ve tarzlar geliştirmede adım atmaya başlamış olacaktı. Resmî açıklamalara göre hükümet te böyle olmasını istemiyor muydu? Hükümet özgürlükçü bir tavır takınabilseydi puan toplayacak, belki katılımcıların bir bölümünün bile sempatisini kazanacaktı. Başbakan’ın sonraki günlerde de sert ve bürokratik dilli açıklamalar yapmaya devam etmesi de tamamen gereksiz ve yanlıştı. “Türkiye yol geçen hanı değildir” sözü Kemalistlerin kendileri gibi olmayanlara yönelik olarak sık sık tekrarladığı “cumhuriyeti sokakta  bulmadık” sözünde gömülü siyasî felsefenin bir yansıması oldu. Anti-özgürlükçü, devleti kutsayıcı, insanı değil devleti merkeze alıcı bir sözdü.

      Bu ülkenin siyasî kültüründe devleti kutsayıcılık ve anti-özgürlükçülük öylesine kök salmış ki, nereye ve kime baksak karşımıza çıkıyor. Her kesim özgürlüğe karşı çıkmak için sosyal, siyasal, ekonomik, dinsel vb. bir sebep bulmakta zorlanmıyor. Oysa, büyük özgürlükçü düşünürr F. Bastiat’nın yaklaşık160 sene önce belirttiği üzere, özgürlük sosyal – siyasal problemlerin en ucuz ve en etkili çaresidir. Devlet iktidarını kullananlar, İhsan Dağı’nın da vurguladığı üzere, yasakçılığı değil özgürlüğü politikalarının esası hâline getirseler, hemen her problemi daha ucuza ve daha etkili şekilde çözebilirler. Bu gerçeğin herkes tarafından anlaşılması için bu sene 20. yaşını tamamlayan Liberal Düşünce Topluluğu’nun yaptıklarına ilaveten bilmem daha ne yapılabilir.

atillayayla@yahoo.com

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et