Ortadoğu’nun kaderi değişiyor mu?

Ortadoğu’da yaşananlar öze dönük anlamlı bir harekete dönüşür ve bu manada bir ivme kazanırsa belki de dünyanın en iyi, en parlak en insani yönetimlerin yaşandığı bir coğrafya haline gelebilir.

İslam coğrafyasında yıllardır dini gelenek adı altında Müslümanların hayatına egemen olmaya çalışan kurumsal bir din algısı yaratılmaya çalışıldı. Öyle ki Müslüman’ı Müslüman’a bırakan bir irade yoktu ortada. Müslümanlar sürekli olarak birilerine mahkûm bırakıldı. Birilerinin dünya görüşüne, Kur’an yorumuna, hadis anlayışına bağımlı kılındı. Yaşadığı dünyada kendine göre belirlediği ilkeleri ve bakış açısı olmadı hiç. Çünkü kendi başına düşünme ve eylemde bulunma hürriyetinden hep yoksun bırakıldılar. Böylesi bir yapıda bir Müslüman maalesef tek başına “insan” olarak bile beliremedi. Çünkü insanı, insandan uzaklaştıran, insanın değerini ortadan kaldıran onun yaratıcısına doğru giden yoldan geri çeviren, özgürleştirmeyen ve sivilleştirmeyen en önemlisi de insanın vasıflarını inkâr eden otokrat bir zihniyete mahkûm bırakılmışlardı.

Diktatörlüklerin hüküm sürdüğü İslam topraklarında bireylerin kendi bildiği yoldan insanlaşmaları hep engellendi. Onları sürekli baskı altında tutmak ve belirli bir otoriteye ve güce bağlı kılmak için geleneksel bir din anlayışını içselleştirmeleri ve her daim kahramanlarına sadık, onları sürekli yücelten bir anlayışa hizmet etmeleri istendi. Yıllardır Müslüman toplulukları ezen ve baskı altında tutan maalesef böylesi bir yönetim anlayışıydı. Ancak bu kadar değişimin, gelişmelerin ve yeniliklerin yaşandığı bir dünyada buna kim nereye kadar direnebilirdi ki.

ÖZGÜRLÜKÇÜ ÇEKİRDEK KADRO

Bugün artık gelinen noktada dünyanın neredeyse her ülkesinde özgürlükçü çekirdek bir kadro oluşmuş durumdadır. Kitle iletişim araçlarının dolayısıyla sosyal paylaşım ağlarının bu denli geliştiği bir dünyada hayat gerçekten çok hızlı akmakta buda farklı insanları özgürlük, demokrasi ve insan hakları konularında birlikte çalışmalar yapmalarına neden olmaktadır. Öyle bir döneme girildi ki bundan böyle dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir hak ihlaline karşı farklı insanlar artık aynı vicdani hassasiyetle birlikte tepki vermektedirler. Bu kadar hızlı değişen ve gelişen bir dünyada özellikle genç Müslümanlarda kendi paylarına düşeni aldılar. Kendilerine öncülük eden özgürlükçü fikir adamlarının da katkılarıyla genç Müslüman kitlede zamanla ciddi bir özgürlük bilinci oluştu. Bu çekirdek kadrolar demokrasinin aslında İslam’a ters düşen bir siyasi sistem olmadığını aksine ona hizmet eden bir sistem olduğunu içselleştirerek bulundukları bölgelerde ciddi bir kamuoyu oluşturuyorlar.

ABD merkezli dünyanın önde gelen kamuoyu araştırma şirketlerinden biri olan Gallup 2008 yılında 40 ülkede 50 bin Müslüman’ın katılımı ile dev bir anket gerçekleştirmişti. Altı kıtada 50 bin Müslüman’la yapılan bu ankete göre; Müslümanlar, demokrasi ve özgürlük yanlısı çıkmıştı. Anketle ilgili bir açıklama yapan Georgetown Üriversitesi’nin İslam araştırmaları profesörü olan John Esposito; araştırmanın, kendini radikal olarak niteleyen yüzde 7’lik bir kesimin bile demokrasi istediğini ortaya koyduğuna dikkat çekerek, Müslümanların Batılı özgürlükler ve demokrasiden nefret etmediğini ortaya çıkardık. Laiklik istemedikleri gibi din devleti de istemiyorlar. Müslümanlar özgür irade istiyorlar fakat Amerika’nın dayattığı ya da tanımladığı demokrasiyi değil. Çoğunluğun istediği şey, dinî değerlerle (barışık) bir demokrasi” demişti.

BÜYÜK KAVGA BİREYİN ÖZGÜRLEŞME SÜRECİDİR

Bugün Ortadoğu’da çok ciddi bir hareketlenme mevcut. Bir bakıma insanın kendi özüne kavuşmasıdır bu süreç. Öz hakiki benliğine… Gerçek dinine, Rabbine bir dönüştür aynı zamanda… Nihayetinde özgürleşen birey aynı zamanda bu büyük savaşı kazanan bireydir. Kısacası asıl savaş; kişinin kendini özgürleştirme savaşıdır. Şüphesiz Tunus’ta, Mısır’da ve bundan böyle başka coğrafyalarda oluşacak olan benzer hareketlenmeleri buna yormak gibi bir niyetimiz yok. Ancak son günlerde özellikle Mısır’da yaşanan gelişmelerden dolayı heyecana kapılan bazı kesimler var. Bu kesimler heyecanlarından olsa gerek neredeyse sona gelindiğini ve bundan böyle Müslümanların zafer elde edeceklerine inanmaya başladılar.

Oysa bu türden hareketlenmeleri iyi okumak ve değerlendirmek gerek. Erken heyecana kapılmak bizi yanıltabilir. Tarihe dönüp bakacak olursak; Abbasilerin kurulma döneminde dillendirdikleri slogan, Ehli Beytin intikamını almaktı. Abbasiler Ehli Beyte yapılanların intikamını alacağız diyerek ciddi bir kamuoyu oluşturmuşlardı. Neticede Emevilere karşı böyle bir söylem geliştirerek ciddi bir taraftar topladılar. Sonuçta iktidar olduktan bir zaman sonra Emevilerden daha baskıcı, otoriter ve totaliter bir anlayışa teslim oldular. Bu bakımdan çok dikkat edilmesi gereken ve üzerinde düşünülmesi gereken noktalar var. İktidar çok ciddi bir hastalıktır. Ve iktidar hırsıyla yanıp tutuşan insanlar için demokrasi çoğu kere iktidarı elde edene kadar bir anlam ifade eder. Sonra baskıcı ve insanı ezen bir araca dönüşme ihtimali yüksektir. Yerini sağlama alana kadar demokratikleşme eğilimi gösterenler ve sarsılmaz bir inançla demokrasiye bağlananlar güç ve iktidar sahibi olduktan sonra demokrasiye olan bağlılıklarını maalesef muhafaza edemiyorlar. Güçsüzlerin demokrasiye olan eğilimleri gerçekten güç sahibi olana kadar mıdır? Bunun üzerinde düşünmek gerekir. Bu yüzden demokrasinin özgürlük değeriyle birlikte ele alınması gerekir. İktidara gelip güç sahibi olmak adına değil insanların özgürleşmesine katkı sunmak adına işlev görmelidir demokrasi.

ORTADOĞU’NUN KADERİ DEĞİŞEBİLİR

Endişelerimiz bir yana, Ortadoğu’daki bu gelişmeler gerçekten ümit verici. Kolay değil yılların zalim diktatörleri bir bir devriliyor. İslam coğrafyasında çok ciddi bir hareketlenme var. Bu hareketlenmeler öze dönük anlamlı bir harekete dönüşür ve bu manada bir ivme kazanırsa belki de dünyanın en iyi, en parlak en insani yönetimlerin yaşandığı bir coğrafya haline gelebilir.

Türkiye bu süreçte demokratikleşme ve özgürleşme yolunda kararlı adımlar atmaya devam etmelidir. Ergenekon soruşturmasında sonuna kadar gidilmelidir. Çünkü Türkiye’nin özgürleşmesi demek Ortadoğu’nun da özgürleşmesi demektir.

Yenişafak, 18.02.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,724TakipçilerTakip Et