Müslüman zihnin öz eleştiri ihtiyacı

Geçen hafta sonu elektronik posta kutuma düşen bir mesajda şöyle yazıyordu:

“Srebrenitza katliamını lanetliyoruz, Sivas’ın faili Ergenekon çetesi, Başbağlar katliamını lanetliyoruz.”

Bu lanetlemeyi yapan, mütedeyyin insanlarımızın kurduğu bir sivil toplum kuruluşu idi. Verdikleri mesaj, kuşkusuz güzeldi ve yerindeydi. O vesileyle ben de Srebrenitza’da ve Başbağlar’da acımasızca katledilen masumları bir kez daha andım, rahmetle yad ettim.

Ancak aynı mesajdaki önemli bir nüansı not etmeden de duramadım: Srebrenitza ve Başbağlar doğrudan lanetlenmiş, Sivas’ta ise ancak bu işin faili sayılan “Ergenekon çetesi” tel’in edilmişti.

Bu detayın ne anlama geldiği de metnin devamında açıklanmıştı: “Ergenekon terör örgütü… Sivas’ta 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan soykırımı provoke edip, suçu Müslümanların üzerine atmış” idi. Yani, “ben Müslümanım” diyen hiç kimsenin Sivas katliamında bir vebali yoktu ve olamazdı.

Müslüman duyarlılığı

Oysa, eğri oturup doğru konuşursak görürüz ki, 18 yıl önce Sivas’ta yaşanan faciadaki “provokasyon” unsuru ne olursa olsun, ortada bir de bariz bir “kitle” unsuru vardır. Bu kitlenin “Müslüman duyarlılığı”yla hareket ettiği de bir sır değildir.

Bana sorarsanız, bu tatsız gerçeği dürüstçe kabul etmek, bunun gerektirdiği “empati”yi göstermek ve ardından da şu gibi soruları sormak gerekir:

Müslüman duyarlılığının gelecekte de yanlış mecralara akmaması için ne yapmak lazım?

Müslümanlar, inançlarına “dil uzatanlara” nasıl tepki vermeli?

İslam’ı sadece savunan değil, aynı zamanda da saygın kılan bir dil ve tutum nasıl olur?

Oysa, bu gibi sorularla pek ilgilenmiyoruz Türkiye’de. Çünkü, çoğu kez, bu soruları gerektirecek zemine yanaşmıyor, yani Müslümanların iyi niyetlerle de olsa kötü işler yapabileceğini kabul etmiyoruz. Daha yaygın olan tutum, ya Müslümanlar ne yaptı ise onu kayıtsız-şartsız savunmak, ya da Müslümanlar eliyle işlenen yanlışların aslında gizli güçler tarafından kotarıldığına inanmak.

El Kaide’nin terör eylemleri karşısındaki tutum, bunun bir başka örneği. Türkiye’de küçük bir grup, bu eylemleri Batı emperyalizmine karşı haklı bir direniş sayıyor. Daha geniş bir kitle ise, El Kaide’nin “made in CIA” olduğuna, yani “Müslümanları terörist göstermek için” Batı tarafından yaratıldığına inanıyor. Her iki yaklaşımın da ortak yanı, içeriye dönük eleştirel bir bakıştan yoksun olması.

Yeniden özgüven

Kuşkusuz Müslüman zihindeki bu yaygın “defansif” tutumun bazı anlaşılır sebepleri var. İslam dünyası, son iki yüzyıldır Batı’nın askeri, siyasi ve kültürel tasallutu altında. Türkiye’deki dindarlar da, benzer bir şekilde, laikçi statükonun onyıllardır süren baskı ve tehditlerine maruz. Sivas gibi lokal trajedilerin 28 Şubat gibi ulusal zulümlere bahane edildiği, hepimizin mâlumu.

Ancak bu “tehdit algısı”nın yarattığı defansif tutum, bir tür kısır döngü yaratıyor. Bir taraftan Müslüman dünyanın gelişmesini ve güçlenmesini istiyoruz; ama bir taraftan da bunun önünü açacak öz eleştiri kültürünü dışlıyoruz.

Oysa ilk yüzyılların Müslümanları çok daha özgüvenli idi ve tam da bu sayede çok daha gelişime açıktı. Bin yıl öncesinin Müslüman düşünürleri, hangi komplonun ve provokasyonun kurbanı olduklarını değil, hangi Müslümanın doğru veya yanlış davrandığını tartışıyor, buna göre de ilkeler ve kriterler geliştiriyordu.

Müslümanlar yeniden yükselecekse, bunu bin yıl öncesinin özgüvenini ve açıklığını yeniden keşfederek yapacaklar. O yola da ancak öz eleştiriden korkmadıklarında girmiş olacaklar.

Star,

11.07.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et