Murat Aksoy – Wikileaks çağında Miroğlu’na tehdit

Son günlerde en çok konuştuğumuz konu şüphesiz Wikileaks ve onun tarafından açıklanan belgeler. Ortaya çıkan bilgiler var olanın çok küçük bir kısmı. Ve daha açıklanacak olan sayıyı düşündüğümüzde ortaya çıkması muhtemel iddiaların dünyada ve Türkiye’de nasıl sonuçlar doğuracağını, ne gibi tartışmaları alevlendireceğini şimdilik bilmiyoruz.
Şimdiye kadar ortaya çıkanlar konusunda birkaç şey söylemek mümkün;

* Uluslararası ilişkilerin ‘çıkar’ hâlâ en önemli belirleyici,

* ABD’nin Türkiye’deki yetkililerinin AK Parti’ye kuşku ile baktıkları,

* Soğuk ve sıcak savaşın yerini giderek siber savaşların aldığını. Bu noktada başta sosyal paylaşım siteleri olmak üzere bu tür bilgilerin saklandığı alternatif internet mecraları ve sistemlerinin giderek önem kazanacağı.

Bunları çoğaltmak mümkün.

Wikileaks’in yayınladığı bilgiler ABD Dışişleri ve ordunun kullandığı alternatif bir internet sistemi olan Siprnet’ten elde edildi. Özel şifrelere sahip özel kişilerin girebildiği bu sistemin bile güvenli olmadığını son olay ortaya çıkardı. Hem bu sistemlere dışarıdan giriş açısından hem de bu sisteme girmeye yetkili olanların bu bilgileri kullanma niyetleri açısından. Çünkü sonuçta bu tür sistemlerde en zayıf halka insan.

FİLTREDEN GEÇENLERİ OKUYORUZ

Bu bilgileri Siprnet’ten alan kişi Bradley Manning, Amerikan ordusunda Bağdat’ta istihbarat analizcisi olarak askerlik görevini yapan bir er. İster kişisel tercihleri yüzünden üstleri tarafından, ister ailesi tarafından dışlanmasından olsun, o, görev yaptığı süre içinde şahit olduğu insanlık dışı görüntülerin ve diplomatik yazışmaların kamu malı olduğuna inandığı için, risk alarak Wikileaks’a ulaştırdı. Şimdi biz saldırı olmadığı zaman Wikileaks’ten hem de Wikileaks’ın gazetelere servis ettiği metinleri okuyoruz. Şu ana kadar okuduklarımız büyük ölçüde ABD yetkilileri tarafından sansürlenen ve redakte edilen metinler.

Bu olay bir kez daha gerçeğin, ortaya çıkmak gibi kötü huyunu olduğunu gösterdi. Görüldüğü gibi gerçekler ister manipülasyon ister bilgilendirme amaçlı olsun ortaya çıkıyor. Otorite, gizlilik ve şiddet ile gidilecek yol çok uzun değil.

Bunu tüm dünya bir kez daha gördü. Ama görmek istemeyenler hâlâ var.

Bir süre önce Abdullah Öcalan’ın “Silahlar miadı doldurdu” diyen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’na yönelik “sert” açıklamalarını okuduk. Öcalan’ın bu açıklaması karşısında Kürt siyasetinde ne yazık ki, tatmin edici bir karşı çıkış göremedik. Hatta bu açıklamalara bizzat muhatap olan Baydemir de aynı sessizlikle cevap verdi bu açıklamaya. Oysa bu sivil siyasetin alanının genişlemesi açısından bakıldığında kabul edilmez bir durumdur.

Geçtiğimiz hafta sonunda Ankara’da Liberal Düşünce Topluluğu’nun “Kürt Sorunu ve Türkiye’de Liberal Demokrasi” başlıklı bir toplantısı oldu. İki günlük toplantıda Kürt sorunu bir kez daha çeşitli yönleriyle tartışıldı. Toplantının ikinci günü HAKPAR Genel Başkanı Bayram Bozyel ve BDP Grup Başkanvekili Bengi Yıldız’ın konuşmacı olduğu bölüm ile yazar Orhan Miroğlu’nun konuştuğu oturumlar çok önemliydi.

CHP İLE DEĞİL KÜRTLERLE İŞBİRLİĞİ

Bayram Bozyel ve Bengi Yıldız’ın konuşma yaptığı bölüm bende hayalkırıklığı yarattı. Bu oturumda şu öneri öne çıktı; BDP, CHP ile işbirliği yerine Kürt partileri, bir araya gelsin. Yani BDP dışındaki HAKPAR ve KADEP gibi partilerin işbirliği yapmalarının Kürt sorununun çözümünde önemli olacağı söylendi. Bu teoduk olarak doğru olabilir ama cevapsız soru var bu denklemde; ‘ince va kaba şiddet’. Hedef BDP dışında kalan partileri de PKK/Öcalan şiddetine itaat mi ettirmek? BDP, kendisine yönelik ince ve kaba şiddete mesafe almadan Kürt sorununun çözümünde nasıl bir aktör olabilir ki?

Bir başka otorumda konuşan yazar Orhan Miroğlu’nun sorunun çözümü için yaptığı tespitler gerçekten önemli idi. Miroğlu, Kürt sorunun çözülmesinde BDP’nin siyasal işbirliğinin CHP ile yapmasının siyaseten doğru olmadığını ifade ederken; Kürtlerin cumhuriyetin diğer mağduru olan muhafazakârlarla işbirliğinin çözüm açısından daha önemli olduğunun altını çizdi.

SORUMLULUK BDP’NİN

Ancak Miroğlunu’nun bu tespitlerinin doğruluğu ertesi gün PKK’nın silahlı kanadı olan HPG’nin web sitesinde bir yazarın tehdidi ile ortaya çıktı. Üstelik bu tehdit öyle örtük değil açık açık. “… Miroğlu denilen zat-ı muhterem konunun üzerine inatla gitmekte ve daha çok kaşımaya çalışmaktadır. Yani bir bakıma inatla caminin duvarını kirletmeye çalışmaktadır! Günümüzde bu halkın değerleri olarak tarihe geçen bu kurumsal-örgütlü güçlere böylesine “Don Kişot”ça yönelmek sadece ve sadece kendisine kaybettirir. … Sözün özü böyle giderse kırmızı kalemle çekilen bir çizgi devreye girer! Miroğlu da, mortoğlu olur bu toprakların tarihinde!”

Peki şimdi BDP, PKK, Öcalan ne yapmalı? Bu açık tehditin sorumlusu kim? Bu aşamada tehdidin kaynağı olmasalar da sorumluluğun büyüğü Kürt sorununu siyasal olarak taşıyanlara düşmektedir.

Bu açıdan gerçekten Kürt sorununda çözümün ilk aşaması silahların susması olabilir. Ama esas sorun Kürtlerin silah/şiddet vesayetine sessiz kalmalarıdır. Kürtleren gelecekte esas sorunu budur. Ve Kürtlerin siyaseten normalleşmesi bu koşullarda çok uzun sürecektir. Bu açık.

YeniŞafak, 03.12.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et