Türkiye’de her toplu sözleşme döneminde aynı sahne yaşanıyor: Memur sendikaları yüksek zam talep ediyor, hükümet bütçe imkânlarını öne sürerek sınırlı bir teklif getiriyor ve masada gerginlik artıyor. Enflasyonun hızla arttığı, alım gücünün düştüğü bir dönemde memurların bu taleplerini haksız görmek mümkün değil. Ancak kamu bütçesinin kısıtları ve ekonomideki daralma, iktidarı çoğu zaman “zam yapamama” gerçeğiyle karşı karşıya bırakıyor. Peki, liberal bir bakış açısıyla başka bir çözüm mümkün değil mi? Devletin maliyet yükünü artırmadan, memurun refahını yükseltecek bir yol bulunamaz mı? İşte bu noktada “ikinci iş hakkı” tartışması, bugünün Türkiye’sinde bence ciddi bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye’de kamu görevlilerinin büyük bölümü, kanunlar gereği ikinci bir işte çalışamıyor. Bu yasak, bürokratik düzenin “memurun sadakati” gerekçesiyle savunuluyor. Ancak aynı zamanda bu yasak, devletin bireyin emeği üzerinde katı bir tasarruf hakkı kullanması anlamına geliyor. Bence doğru bakış açısı bireyin emeği, kendi en değerli mülkiyetidir. Memur, mesai saatleri dışında kendi emeğini satmak, bilgisini paylaşmak, üretmek veya girişimcilik yapmak istiyorsa devlet buna engel olmamalıdır. Bir öğretmen, akşam saatlerinde özel ders vermek istiyorsa; bir mühendis, hafta sonları serbest danışmanlık yapabiliyorsa; bir doktor, izinli günlerinde özel klinikte çalışmak istiyorsa neden engelleniyor? Devletin “yasakçı” tavrı hem bireysel özgürlüğü sınırlıyor hem de ekonomik potansiyeli baltalıyor. Bugün Türkiye’de hükümetin en büyük açmazlarından biri, memur maaşlarını artıracak kaynağı bulamamak. Ancak zam yerine özgürlük verilse, hem memur kendi emeğini değerlendirebilir hem de devletin bütçe yükü artmaz. Örneğin; ikinci iş hakkı tanınan bir memur, kendi branşında piyasaya katkı sağladığında, hem gelirini yükseltecek hem de piyasadaki hizmet kalitesini artıracaktır. Bu, devletin değil, piyasanın sağladığı bir refah artışı olur. Devletin görevi, memuru “tek maaşa mahkûm etmek” değil, yolsuzluk ve çıkar çatışmalarına karşı etik kuralları belirleyip şeffaflığı sağlamaktır. Doğru denetim mekanizmalarıyla, ikinci iş hakkı suiistimallere değil, üretkenliğe yol açar.
Memura zam yapılamayan bir ekonomide, ikinci iş yasağı büyük bir adaletsizliktir. Çünkü bu yasak, memuru hem düşük maaşa mahkûm etmekte hem de özgürlüğünü elinden almaktadır. Oysa serbest çalışma hakkı tanınan memur, kendini geliştirecek, emeğinin karşılığını doğrudan görecek, bu da motivasyonunu ve verimliliğini artıracaktır. Bugün özel sektörde çalışanlar, birden fazla iş yapabiliyor; serbest meslek sahipleri farklı gelir kaynaklarını bir araya getirebiliyor. Neden memur bu imkândan mahrum kalsın? Türkiye’nin mevcut bütçe şartlarında memurlara yüksek zam yapılması belki mümkün değil. Ama bu çıkmaz, memuru kaderine terk etmeyi gerektirmiyor. Liberal bir perspektiften bakıldığında çözüm nettir: Memura ikinci iş hakkı verilmelidir. Bu, sadece ekonomik bir çözüm değil; aynı zamanda devlet-birey ilişkisini yeniden tanımlayan bir özgürlük adımıdır. Zam veremiyorsanız, özgürlüğü verin. Çünkü bazen cebine koyamadığınız parayı, bireyin elini kolunu serbest bırakarak telafi edebilirsiniz.

