Liberal Müslüman olmaz mı?

Yeni Şafak gazetesinin ilgiyle okuduğum yazarlarından Özlem Albayrak, geçen hafta “Liberal Müslüman olur mu?” başlıklı bir yazı yazdı. Bu sorunun muhafazakar camiada bir süredir tartışıldığını belirten Özlem hanım, kendi cevabını da kestirmeden verdi: “Liberal Müslüman” olamazdı, en azından olmamalıydı, çünkü liberalizme göre “her birey kendi menfaati peşinde koşar”dı. Oysa İslam “bireye sorumluluklar-sınırlar-görevler ihdas etmiş” idi.

Ben tabii böyle düşünmüyorum. Düşünmeyişimin sebebi de, liberalizmin sıkça indirgendiği bu “menfaat peşinde koşan birey” karikatürüne inanmayışım.

Bu karikatürü o kadar sık görüyoruz ki Türkiye’de… Geçenlerde muzip bir banka reklamında bile vardı. “Fakir ama onurlu bir genç”e kızını bırakması için para teklif eden “röptoşambırlı fabrikatör”, tam bizde “liberal” denince akla gelen tipti: Bir elinde viski, öbür elinde puroyla paracıklarını sayan, “hayatı çok seviyorum, ho ho ho” diye kahkaha patlatan bir zevkperest.

‘Menfaat peşinde koşmak’

Oysa gerçekte liberalizmin ideali, “menfaat peşinde koşan birey” değildir. Neyin peşinde koşacağına kendi karar veren bireydir. Menfaatçi olmayı seçebilir kuşkusuz. Ama fedakar, yardımsever ve paylaşımcı olmayı da seçebilir. Din-dışı bir hayatı seçebileceği gibi, alabildiğine dindar olmayı, hayatını zühd ve takvâ içinde geçirmeyi de tercih edebilir.

Liberalizmin ısrarı, bireylerin kendi hayatları üzerindeki asıl karar mercii olmasıdır; o kararın “menfaatçi” olması değil.

Mesela, bakın mübarek Ramazan ayına girdik. Oruç, gücü yeten her Müslüman için bir vecibe. Eğer liberalizmi Özlem hanımın tarif ettiği gibi anlayacaksak, “liberaller herhalde oruç tutmaz, çünkü onlar istek ve tutkuları üzerinde herhangi bir sınır tanımaz, ne zaman canları çekerse o zaman yiyip içerler” diye bir tahminde bulunmak lazım.

Oysa benim hem Müslüman hem de liberal olan nice arkadaşım var ve hepsi de kendi iradeleriyle açlıklarını bastırıp diğer tüm müminler gibi iftar saatini bekliyor. Liberallikleri, ancak birilerine “zoraki oruç” dayatılırsa ortaya çıkar. Buna karşı çıkar, “isteyen oruç tutsun, isteyen tutmasın” derler.

Bireyin sorumluluğu

Bana enteresan gelen, liberalizme yönelik bu “menfaatçilik” suçlamasının, İslamcılar’dan Kemalistler’e, milliyetçilerden solculara dek tüm bir “Türkiye yelpazesi” tarafından benimsenmiş bir ezber olması.

Sanırım, farklı ideolojik pozisyonları olsa da, tüm bu gruplar, “cemaatçi” bir zihniyete sahipler. İnsanların, ancak kolektif gruplar içinde ahlaklı olabileceklerini, “sürüden ayrıldıkları”nda ya kendi nefislerindeki tutkular ya da dış dünyadaki saptırıcılar tarafından ayartılacaklarına inanıyorlar.

Bir başka deyişle, bireyselleşmenin mutlaka bencilleşme yaratacağını düşünüyor, “bireysel ahlak”a pek itimat etmiyorlar.

Oysa, başkaları neyse de, en çok mütedeyyinlerin “bireysel ahlak”ı önemsemesi gerek. Çünkü İslam’da imanın “taklidi” değil “tahkiki” olanı, yani kalabalığa uymayla değil “bireysel tefekkür”le ulaşılanı makbuldür. İbadetin de “konu-komşu ne der” endişesiyle değil, sadece Allah rızası için yapılanı değerlidir.

Aslında İslam’ın özünde bireye hitap eden bir din olduğunu Özlem hanım da teslim etmiş: İslam’ın “bireye sorumluluklar-sınırlar-görevler ihdas etmiş” olmasının anlamı başka ne ki?

Bana sorarsanız, liberalizm, işte bu “sorumluluklar-sınırlar-görevler”in dış baskıyla değil de iç şuurla yerine getirilmesinin siyasi ve toplumsal zeminidir.

Çünkü, liberal düşünür Lord Acton’ın ifadesiyle, “özgürlük, canımız ne isterse onu yapma hakkı değil, yapmamız gerekeni yapabilme gücüdür.”

Star, 03.08.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,732TakipçilerTakip Et