Kürtler Apo’ya mahkûm mu?

Meğerse Öcalan’ın Osman Baydemir’e “haddini bildirdiği” sözler sandığımızdan çok daha ağır, çok daha vahimmiş.
Haberin kaynağı olan Fırat Haber Ajansı -“Öcalan vesayeti”nin kabak gibi ortaya çıkmasından rahatsız olan Kürt kesimlerinin tepkisinden çekindiği için olsa gerek- haberi verirken sansür ederek hafifletmiş.

Ama malum iletişim çağındayız ve hiçbir şey gizli kalmıyor. Sonunda Öcalan’ın Osman Baydemir’in “üstünü çizen” ve “gazabım korkunç olur” tehditleri savuran demecinin bütününü de okuduk. Kürt hareketi içinde kendi sesinden başka bütün sesleri susturmaya azmetmiş bir despotun, farklı sesler karşısında kapıldığı hezeyanın dışavurumuydu bu demeç.

Ama hemen arkasından bir demeç daha geldi: BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak, “Silahlı mücadele miadını doldurmuştur” dedi diye Apo’nun belediye başkanlığından istifa etmesini emrettiği Osman Baydemir’e sahip çıkarak “Baydemir görevinin başındadır, herkes istediğini açıklamakta özgürdür” diye bir açıklama yaptı.

İşte, Kürt meselesinde içine girdiğimiz yeni sürecin kodları bu iki demecin içinde gizlidir. Benim ve bazı başka yazarların bundan bir yıl kadar önce anlatmaya çalıştığımız yeni süreç bu açıklama ile birlikte daha açık seçik bir biçimde ortaya çıkmıştır.

Ben bu yeni sürecin, özellikle Kürt hareketini “kalbinde Öcalan’ın yer aldığı tek bir çatı” olarak tarif eden, “Kürtler’in Öcalan’a kalpten bağlı olduğunu, analarının babalarının infaz emrini vermiş bile olsa ondan asla kopmayacaklarını, bizim de bu realiteyi kabul etmemiz ve bu realiteyle birlikte yaşamamız gerektiğini” düşünen kimi liberal-demokrat aydınlar tarafından idrak edilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu bakış açısının taşıdığı teslimiyetçiliği daha önce de eleştirdim. Böyle düşünenler, Kürtler’in yaşadıklarından dersler çıkarabileceklerini, Öcalan’ın ağzının içine bakmaktan kurtulup özgür bireyler olarak hareket edebileceklerini, farklı siyasi alternatifler yaratabileceklerini hayal bile edemiyorlar.

Oysa yaşanan tam da budur. PKK’nın marjinalleşmeye başladığı, geniş Kürt kitlesinin barışçı siyasi mücadele olanaklarını kullanmak üzere harekete geçtiği yeni bir süreç yaşıyoruz. Yasal demokratik mücadele zemininde hareket eden BDP ve Kürt sivil toplum kuruluşları, okullarda Kürtçe dersinden mahkemelerde Kürtçe savunmaya kadar, halkın somut talebi olan her meseleyi siyasi mücadele konusu haline getirip farklı demokratik eylem biçimleriyle siyaset platformuna taşıdıkça, yani siyaseti toplumsallaştırıp ona önderlik ettikçe güç topluyor, kukla olmaktan çıkıyor, gerçek siyasi liderler halini alıyorlar. Buna karşılık, siyasi faaliyeti “devletle pazarlık” noktasının ötesine geçemeyen; toplumsallaşan ve demokrasi platformunda yürüyen Kürt siyasi mücadelesinin dışında kalan Öcalan kontrolü kaybediyor.

Evet, PKK marjinalleşiyor. Çünkü Baydemir’in de dediği gibi silahın miadı doldu ve hâlâ silahta diretenler Kürtler’in gözünde haklı zeminini kaybediyor.

İsterse bir terör örgütü olsun, “bir dava için” mücadele eden bütün hareketler bir toplumsal tabana sahip olabilmek için “haklı bir zeminde” olmak zorundadırlar.

Daha önce bu haklı zemin, 12 Eylülcüler’in vahşi politikaları ile yaratıldı. Diyarbakır hapishanesinde yaşananlardan, faili meçhullerden, yargısız infazlardan, jandarma zulmünden, köy yakmalardan gelen haklı bir zemini vardı. Kürtler’e şiddetten başka yol bırakılmadığı ve PKK’yı bu çaresizliğin yarattığı, PKK’lı olsun olmasın bütün Kürtler tarafından kabul ediliyordu.

Ama şimdi durum farklı…

Şimdi belki de ilk defa Kürtler’e demokrasi içinde meşru siyasi zeminde mücadele imkânı doğdu ve PKK sık sık bunu sabote etmeye çalışıyor. Hem barışı sabote için provokasyonlar tezgâhlıyor hem de her şeyin kendi kontrolünde olduğunu ispatlamak için ateşkes kısaltma, uzatma kararları veriyor. Kontrolü elde tutmak için derin devletle işbirliklerine giriyor, onlarla AK Parti’yi tasfiye etme temelinde ittifakları kurarak kendi paçasını kurtarma pazarlıkları yapıyor.

Ve bütün bunlar Kürt halkının gözleri önünde yaşanıyor. 20 milyon Kürt sanki hızlandırılmış siyaset kursundan geçiyor.

Şu anda PKK’nın ve Öcalan’ın kaderinde dönüşüm değil yok oluş var. İmralı’dan yükselen hezeyan bu yok oluşun telaşıdır. Bu süreç BDP’nin parçalanmasını da getirebilir. Ama önemli olan, geniş Kürt kitlesinin bu parçalanmada nerede kalacağı, kaderini kimle birleştireceğidir.

Bu süreci hızlandırmak isteyen herkes Kürtler’in demokratik hak mücadelesine destek olmalıdır. Süreci tersine çevirebilecek tek gelişme ise AK Parti’nin -yalpalayıp durduğu – açılım politikalarından vazgeçip baskı politikalarına geri dönmesi, siyasi/demokratik mücadele kanalları tıkamaya çalışması olur.

Umarım bunu onlar da görüyorlardır ve Türkiye’ye böyle bir kötülük yapmazlar.

Bugün, 24.11.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et