Kamuoyunun hakemliğine ihtiyaç var

Dershaneler konusunda söylenebilecek tek bir yeni söz kalmadı. Her iki taraf da bütün argümanlarını döktü ortaya ve görüldü ki, iktidarın ortaya sürdüğü gerekçelerin hiçbiri böyle bir kararı haklı kılmaya yetmiyor.

Ne var ki gözümüzün önünde yaşananlar, meselenin sadece “dershaneler” çerçevesinde tartışılmasını da imkansız kılıyor. Dershaneler çatışması aysbergin su yüzüne çıkan birkaç noktasından biri. Suyun altındaki büyük kavgayı yok farz edip sadece dershaneler üzerinden tartışmak artık iyice naif bir tutum haline gelmiş durumda.

Evet… Sanırım artık meselenin birtakım “fitnecilerin” üzerine atılamayacağı noktaya geldik dayandık.

AK Parti ile cemaat arasında, Mavi Marmara olayı sırasında ortaya çıkan, 7 Şubat MİT krizi sırasında doruk yapan ve o zamandan bu yana durulmadan devam eden anlaşmazlık nihayet bugün dershaneleri kapatma kararıyla açık kavgaya dönüşmüş durumda. Askeri vesayeti sona erdirmek ve demokrasimizi Ergenekon örgütü denen beladan kurtarmak gibi tarihi bir misyon etrafında kurulan ittifaktan şiddetli çatırtılar yükseliyor.
 
Paylaşım savaşı mı?
 
Peki mesele ne?

Sebepleri şimdiye kadar sadece fısıltılı anlatımlardan, kulaktan kulağa aktarılan dedikodulardan öğrenebiliyorduk.

Bir taraf diğer tarafı “devleti ele geçirmeye çalışmakla” suçluyor. Buna karşılık suçlanan taraf da diğer tarafı “devlet içinde 28 Şubatçılar’ı aratmayan bir tasfiye yürütmekle” itham ediyordu.

Peki kim haklıydı? Kim doğruyu söylüyordu? Mağdur olan kim, mağdur eden kimdi?

“Devleti ele geçirmeye çalıştığı” söylenenler bulundukları mevkilerde görevlerini yaparken cemaat çıkarını kamu çıkarının üstünde mi tutuyorlardı? Cemaat aidiyetlerini görevlerinin gerektirdiği hiyerarşinin üstünde mi tutuyorlardı?

Bunları bilebilmemiz için, dedikoduların, rivayetlerin, sosyal medya üzerinden yürütülen mesaj savaşlarının bir yana bırakılıp neler olup bittiğinin taraflar tarafından doğrudan kamuoyuna anlatılması gerekiyordu. Ama bu yapılmadı, kavga kapalı kapılar ardında sürdü gitti.

Şimdi geldiğimiz noktada artık suçlamalar açık bir şekilde dile getiriliyor.

İktidara yakın olduğu çok iyi bilinen bir isimden okuduğumuz şu satırlar mesela:

“İş dershane olayından çıkıp bir siyasi operasyona dönüşürse, kusura bakmayın ona müsaade etmeyiz. Bu tartışmaların iki hedefi var.

1-Cumhurbaşkanlığı seçimi. Başbakan’ın, cumhurbaşkanlığı engellenmek isteniyor.

2-Erdoğan’sız AK Parti. Recep Tayyip Erdoğan Köşk’e çıkarsa, Erdoğan’sız AK Parti’yi dizayn etme.”

Mademki suçlama bu kadar net bir biçimde ortaya kondu, o zaman sormak zorundayız: Bu nasıl bir siyasi operasyon? Cemaat Başbakan’ın cumhurbaşkanı olmasını nasıl, hangi araçlarla ya da komplolarla engellemeye çalışıyor? Erdoğan’sız bir AK Parti dizayn etmek için neler yapıyor?

Ayrıca Başbakan, ‘Bütün bir eğitimi cemaatin kurumlarına teslim etmek gibi bir anlayışın içinde olamayız’ derken ne demek istiyor? Cemaatin bütün eğitimi ele geçirmeye çalıştığını mı söylüyor?
 
Her iki tarafı da çürütür

 
Bunlar elbette önemli suçlamalar, dolayısıyla bu suçlamaları yapanları, iddialarını daha somut bir biçimde ortaya koyma, olgularla destekleme ve kamuoyunu bilgilendirme göreviyle karşı karşıya bırakıyor.

Kamuoyu bütün bu soruların cevaplarını bilmek zorunda…

Bu kavganın şimdiye kadar olduğu gibi kapalı kapılar ardında yürütülmesi, her iki tarafı da çürütür.

Şeffaflık, saydamlık, açıklık gibi lafları her şeyin süt liman olduğu zamanlarda söylemek kolaydır. Marifet böyle çalkantılı zamanlarda topluma karşı açık olabilmektir.

İnsanlardan, aysbergin bütününü görmeden, sadece su yüzünde kalan parçaya bakarak analiz yapmasını ve taraf olmasını istemek haksızlıktır.

Sanırım, artık her iki tarafın da kamuoyunun hakemliğine başvurması gereken zaman geldi de geçiyor bile…

Bugün, 23 Kasım 2013

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et