İnşallah abartıyorumdur

Masumiyet karinesidir, ola ki tescilli darbeciye bile haksızlık ederiz diye biz bin düşünüp bir konuşuyoruz.

Doğrusu da bu.

Ama onların resmi ve gönüllü avukatları kanal kanal gezip bu davaların “fasafiso” olduğunu ve müvekkillerinin ne kadar büyük bir iftiraya maruz kaldığını geniş geniş anlatıyor.

Böyle olunca da meydan sanık avukatlarına, ulusalcı “hukuk adamları”na ve oligarşi medyasına kalıyor.

Hrant Dink’ten Ahmet Kaya’ya pek çok masuma karşı linç kampanyasında fiilen görev alanların bugün “adil yargılanma hakkı” konusunda bu kadar duyarlılık göstermelerini ani bir aydınlanma ile açıklayamayacağımıza göre, belli ki başka bir hesap var.

Ergenekon, Balyoz ve Temizöz Davaları’nda yaşadığımız bu.

Çetin Doğan’ın kızı ve damadı, babalarını sanki bir münazara müsabakasındaymış gibi savunuyorlar. Savunsunlar, bir sözüm yok. Diğer sanık avukatları, ulusalcı barolar ve adil yargılanma hakkını Ergenekon Davası ile keşfedenler de konuşuyor, onlara da sözüm yok.

Şikayetçi olduğum ilk husus, öteki sözün sahiplerinin ağzının kapatılması. Ergenekon karşıtı gazetecilere karşı açılmış binlerce dava var ve yargı onlara nefes aldırmıyor. Yargı bu “suç”u neredeyse daima “bu davalar fasafiso değildir, daha derine inilsin” diyenlere uyguluyor. Hatırlayın, JİTEM Davası’nın müdahil avukatı Tahir Elçi’ye, Uğur Kaymaz ve babasının öldürülmeleriyle ilgili olarak adliyede yaptığı açıklamadan dolayı “adil yargılamayı etkileme” suçlamasıyla dava açılmıştı. Taraf gazetesi adeta yatağı adliyeye sermiş durumda, Şamil Tayyar bu yüzden yazmayı bile bırakacak oldu.

İkincisi, davaların gereği gibi izlenmiyor oluşu. İnsan hakları örgütlerinde atalet var; oportünist muhafazakar hukuk derneklerindekiler daha çok kendilerini AK Parti’ye milletvekili adayı olarak beğendirmeye odaklanmış görünüyor, Kürt solu “müdahil olmak istedik, kabul etmediler, ne yapalım” bahanesine sığınıyor (ne kadar göz yaşartıcı bir legalizm bu, duyan da her konuda böyle yapıyorlar sanır), Türk solunu katma hesaba…

Bu davalar, bu toplum için hayat memat meselesi. Mecazi anlamda söylemiyorum, gerçekten ölüm kalım anlamına geliyor.

İpin inceldiği bir yerdeyiz.

İlk defa derin canavarın kuyruğunu yakaladık; bir kaçırırsak geri dönüp topluma saldıracak. Eğer sivil ve demokrat güçler “neme lazım, çirkefe bulaşmayayım” diye uzaktan seyretmeye devam eder ve halk bu kavgada yenilirse, yeniden 70’li yılların mezhep çatışmalarına, 80’lerin haki renkli zulmüne ve 90’ların faili meçhullerine dönmemiz kaçınılmaz olacak. Ülke bir kez daha soyulacak, insanlar yoksullaşacak. Türkiye toplumu, çeteden kurtulmaya ilk kez bu kadar yaklaşmışken, tekrar çok geri bir noktaya, onlarca yıllık bir tutsaklığa düşecek.

Abartıyor muyum? İnşallah öyledir.

Ama bir düşünün, ya abartmıyorsam?

Star, 11.01.2011
 

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et