Genç demokrasiye karşı yaşlı oligarşi

Oligarşi medyası ayıp örtmek için görmezden gelmeye çalıştı, ama google’da “darbeci baro” yazdığınızda 207.000 “entry” çıkıyor karşınıza.

Yani Genç Siviller’in İstanbul Barosu’na karşı gerçekleştirdikleri eylem başarıya ulaşmış.

Geçen yıl “Darbeci Baro Taksim’e Hoşgeldin” pankartı asmışlardı. Geçenlerde de Baro’nun “Mahmut Esat Bozkurt Hukuk Ödülü” törenine Nazi rejimini meşrulaştıran ünlü hukukçu Carl Scmitt adına çelenk göndererek bu imaja yeni bir katkı daha yaptılar.

İşin ilginç yanı, üzerinde “Carl Schmitt, Nurnberg Barosu” yazan çelenk, diğer iki çelenkle birlikte gün boyu toplantı salonunun girişinde öylece durdu. “Aman ne yüce gönüllü insanlar, kendilerine Nazi diyen bir çelenge bile katlanabiliyorlar” diyemeyeceğimize göre, bu durumu nasıl açıklamalı? Acaba Scmitt’in adını duymamış olabilirler mi?

***

Hukukçu oldukları halde Scmitt’i tanımayan baro yönetimine karşı, hukukçu olmadıkları halde tanıyan genç muhalifler. Bu durum ırkçı bir devlet adamı adına “hukuk ödülü” vermek kadar çarpıcı değil.  Ama ülkedeki değişime ışık tutması bakımından önemli. Eski ile yeninin mücadelesi bu. Oligarşi ile demokrasinin, ayrıcalıklı zümre ile halkın geri kalanının.

Bir yanda sahip olduğu ayrıcalıkları toplumun geri kalanıyla paylaşmak istemeyen bir zümre (“bürokratik oligarşi”) ve onun ideolojisi (Kemalizm) var; diğer yanda ise bahçenin çitlerini aşıp kapıyı zorlayan ve konağın sofrasında yerini almak isteyen kalabalıklar (demos) ve onların ideolojisi (demokrasi).

***

“Bizim elimizde silah yok, omzumuzda yıldız yok, cüppelerimiz yok. Ama değişim olacak. İnsanın büyümesi engellenebilir mi? Ülkede hiç direnç olmasa bile değişim sürecek, çünkü değişim evrensel ve kendiliğinden. Evrensel dinamikler buna zorlayacak”.

Değişimle ilgili bu tespit, değerli Erdoğan Bayazıt’a ait. Onun Bektaşi bilgeliğiyle yaptığı tespit, aslında günümüzdeki anayasa tartışmalarının da oturduğu zemini ifade ediyor.

“Çevre”den gelen seçilmişler, yüksek yargıyı öteki demokratik rejimlerdeki gibi halkın belirlemesini istiyor, oligarşinin yargı kolu da direniyor.

Bütün mesele bu.

Oligarşinin siyaset yapan kolu olan CHP de, “buraya dokunma da diğer tüm değişiklikleri yargıya taşımayayım” diyor. Bunu şöyle okuyabiliriz: “Bütün bu değişik paketi içindeki en anlamlı ve dolayısıyla en vazgeçilmez olanı, yargı ile ilgili olanıdır”.

***

Yaşadıklarımız, “Eski Sınıf”ın statükoyu muhafaza çabasının güçlüğüne işaret ediyor.

“Eski Sınıf”ın dışladığı, horladığı, ezdiği ve birbirine düşürdüğü kimliklerin hepsine birden sahip çıkan Genç Siviller’in varlığı da, yaklaşmakta olandan yana umutlu olmamızı öğütlüyor.

Ahmet Türk’e kim saldırdı?

Kapatılan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’e geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. İçişleri Bakanlığı, güvenlik güçlerinin seyirci kaldığına ilişkin şikayetleri ciddiye almalı. Bu arada, saldırgan demişken. Samsun’da Ahmet Türk’e karşı girişilen barbarlığı gayet “tarafsız” bir dille veren Milliyet, dava konusu olayı aynen şöyle “haber”leştirmiş:

BULANIK’TA NE OLMUŞTU
Bulanık’ta geçen aralık ayında, DTP’nin kapatılmasını bahane eden grubun gösterisinde çıkan olaylarda esnaf Turan Bilen’in ateş açması sonucu Kemal Ağcan ile Necmi Oral’ın ölmesi, 10 kişinin yaralanmasıyla ilgili dava Samsun’da görülüyor.” (Milliyet.com.tr).

Partinin kapatılmasını yeterli bir protesto nedeni görmediği için “bahane eden” diyor Milliyet. Mevzu “bahane” olunca, “çıkan olaylar”ın sebebi de partisi kapatılan vatandaşlar oluyor. Ateş açan da “esnaf”. Şimdi bu “haber”i okuyup bir kez daha düşünün: Ahmet Türk’e kim saldırdı?

Star, 13.04.2010

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et