Faşizm ve Nazizm yaşarken

II. Dünya Savaşı’nın sonuçları sayılırken bir klişe olarak Nazizm ve Faşizm ideolojilerin tasfiye edildiği tekrarlanır. Peki, gerçekte bu ideolojiler tasfiye edilebilmiş midir?

Faşizm ve Nazizm her ne kadar 20. yüzyıl ideolojisi olsalar da Fransız İhtilali’nin bir kazığı olarak hala hayatımızı etkilemeye devam ediyor. Savaşların, bozgunların, ekonomik darboğaz ve buhranların çocuğu olan bu tip ideolojiler insanlığın damarlarında gezen bir mikrop gibi hep en zayıf anı beklemektedir. Bu nedenle bugün ABD’de Trump’ın kazanmasına çok da şaşmamak gerekiyor.

Bugün açıklanan gizli arşivler sayesinde, Nazilerin ari ırk yaratma fikrinin Avrupa topraklarında daha uzun yıllar kol gezdiğini biliyoruz. Avrupa’daki pek çok devletin uzun yıllar engelli bireyler ile sağlıklı bireylerin evliliklerini engellediğini, engelleyemediği takdirde ise bu çiftleri tedavi bahanesi ile kısırlaştırdığını; hastanelerde doğan engelli bebeklerin ölüme terkedildiğini, Romanlar ve istenmeyen azınlıkların nüfusunu kontrol altına alabilmek ve artmalarını engellemek için aşı yapıyoruz bahanesi ile kısırlaştırmaya çalışıldığını arşivler ifşa etmekte. Bazen genetik biliminin bu ideolojinin yeni bir aşaması olup olmadığını düşünmeden edemiyorum.

Bizim arşivlerimizde bu tür konularda sağlıklı bilgi bulmak çok güç. Bunun için geçmişte neler olduğunu tam olarak bilmemiz maalesef mümkün değil, oldu ya da olmadı deme gibi kesin bir durumumuz yok.

Yine de biliyoruz ki; devletimizin vatandaşlarını fişleme konusunda çok kötü bir sicili var. Bugün hemen her alanda iş ve işlem yaparken kullandığımız TC kimlik numaralarımız bile başlı başına bir fişleme. Bundan bir önceki İçişleri Bakanımız bu konuda kendisine yöneltilen bir soru üzerine TC kimlik numaralarımızın şifrelendiğini açıkladı ama burası Türkiye olduğu için çok da fazla gürültü çıkmadı.

İnsan merak ediyor; devlet vatandaşlarını neden şifreler ki?

Yıllar önce bir üniversitemizde asistanlık sınavına girmiş ve kazanmıştım ama ilginç bir şekilde kâğıtlarım imzalanmıyordu. Hocalardan birisinin odasına gittiğimde aramızda ilginç bir konuşma geçti. Hoca soyumdan girip mezhebimden çıkmış, üstüne de siyasi duruşum hakkında bazı çıkarımlarda bulunup “böyle bir kişinin kâğıdını ben imzalamam arkadaş” diyerek kapıyı göstermişti? Rahmetli büyüğümüz Emrehan Küey hocamıza durumu ilettiğim de gülerek “Oğlum, sen daha gelmeden, senin kim olduğun gitmiş adamlara” demişti.

Bu yüzden “Bizim milliyetçiliğimiz Batı’ya benzemez biz ırkçı değiliz!” tespitleri bana hiçbir zaman inandırıcı gelmemiştir. Milliyetçiliğin en güzel tanımı bile bir noktadan sonra ister istemez ayrımcılığa gider. Yola iyi niyetle çıkılsa da Türk milliyetçiliğinin kucaklayıcılıktan nasıl kafatasçılığa evrildiğine tarihimiz şahittir. Ancak bizde belge ile konuşmak değil de hamaset esas olduğu için bir türlü kendimizle yüzleşemeyiz. Halk yüzleşmeyebilir ama entelektüellerin dahi yüzleşmemesi kabul edilebilir değil…

Açılım sürecini ve “Akil Adamlar” komisyonlarını hatırlayın; Kürt sorununda geçmişte yaşanan korkunç detaylar ortaya çıktıkça nasıl da insanlarımız dumura uğramış ve olan biteni idrak etmekte zorlanmıştı. Peki, olan biteni öğrenmek çözüm için yeterli mi? Olmadığını zaten yaşayarak öğreniyoruz.

Faşizm ve Nazizm dünyanın her yerinde küllerinden yeniden doğarken bizde de benzer durumların yaşanmasının getireceği sonuçları iyi düşünmek ve tahlil etmek gerekiyor. Her şeyi başkanlık tartışmalarının gölgesinde bırakırken bu nedenle dikkatli olmakta fayda var. Ak Parti’yi ve Erdoğan’ı kayıtsız şartsız destekleyenlerin bu konularda da iktidara ufuk açıcı destekleri gerekiyor. Ak Parti’nin zaman zaman Ak Parti’yi dahi eleştirebilecek ve farklı değerlendirmeler yapacak entelektüellere ihtiyacı var. Elbette ki bu entelektüelleri cesaretlendirecek bir iklimin olması da şart.

Karar, 07.12.2016

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et