Etyen Mahçupyan – Yumuşak Kemalizm

Hükümetin üç generali açığa almasına muhalefet partileri karşı çıktılar. Oysa ortada açık bir yetki gasbı vardı…

Çünkü bu üç generalin atamalarını mümkün kılacak mekanizma sadece YAŞ kararına değil, sivil otoritenin kararnamesine de muhtaç ve bu kararname çıkmış değil. Meseleyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’ne götürmek de gerçekte hukuken boş bir çabaydı, çünkü bu mahkemeye ancak ‘yürütmenin durdurulması’ bağlamında müracaat edilebilirdi. Ne var ki ortada kararname olmadığı için başlamış ve durdurulacak bir ‘yürütme’ de yok… Dolayısıyla cuma günkü yazısında Mustafa Şentop’un isabetle kaydettiği üzere, mahkemeye “yapılmayan işlemin yapılmasını sağlamak üzere” gidilmiş ve böylece yargıdan kendisini yürütmenin yerine koyması istenmişti. Ne var ki mahkeme bu talebi kabul edecek kadar müdanasızca davranabildi ve üstelik gerekçe olarak da YAŞ kararını, yani askerî otoritenin kendi tasarrufunu öne sürdü…

Bu olay basit olarak şunu söylüyor: Askerî kurumsal yapı kendisini hükümetten ve parlamentodan, yani toplumdan bağımsız olarak kurgulamış ve özerk hale getirmiş durumda. Kısacası asker Türkiye’de ‘devlet içinde devlet’ durumunda ve bu veri alındığında darbe yapmak da kolaylıkla ‘rutin’ bir kurmay faaliyetine dönüşebiliyor. Askerî kurumun söz konusu imtiyaz alanını korumak istemesinin açık bir rasyoneli var. Ama o rasyonelin sınırları askerî kurumun kapısında bitmiyor… Nitekim örneğin CHP’nin grup başkan vekili hükümetin tasarrufunu ‘intikam’ ve ‘sivil darbe’ olarak adlandırdı. Bunun en ‘yumuşak’ yorumu, CHP’nin şu anki askerî vesayete dayanan rejimi doğal ve istenilir bir durum olarak algıladığıdır.

Dolayısıyla bu partinin demokrasiyle ve toplumsal taleplerle işinin olmadığını anlıyoruz. CHP’nin bugüne kadarki misyonu, askerlere sağlanan imtiyazlar sayesinde güdükleşmiş olan siyasal alanı, laik kesimin sosyal ve ekonomik imtiyazları doğrultusunda parsellemekten ibaret kaldı. Bu basit bir alışkanlık değil… Çünkü toplumsallaştı, toplumun kendisinden ve değişiminden ürken bir cemaat üretti ve nihayette de bu cemaati altı boş bir Kemalizm jargonu üzerinden kimlikleştirdi. O nedenle şimdi kısa zamanda hayata geçmesi ‘gereken’ projenin önünde büyük bir engel var. CHP’nin önümüzdeki seçimde oyunu radikal bir biçimde artırması gerekiyor ama bunu sağlamak için partinin aynı anda farklı yönlerde ve birbiriyle uyumsuz adımlar atması lazım. Bu adımlardan bir bölümü ‘yeni CHP’ imajının inandırıcı olması ile ilgili. Bu sayede ‘yumuşak Kemalist’, yani görünüşte liberal ve sosyalist olan laik kimlik sahiplerinin oyunun alınabileceği tasarlanıyor. Ancak aynı anda da söz konusu ‘yeni CHP’nin işin özünde eskisinden farklı olmadığını, hatta büyüyen tehlikeler karşısında daha da ortodoks ve katı olacağını seçmene iletebilmek gerekiyor, çünkü asıl taban burada…

Öncelikle vurgulamak gerek ki bunun yapılabilmesi için muğlak bir siyasi ortama ihtiyaç var. Yani kritik demokratik eşiklerin yaşanmadığı, magazinel siyasi atışmaların hakim olduğu bir ortama… Böylece CHP de kendi muğlaklığını yaratabilir ve nabza göre şerbet verilebilir. Ancak son açığa alma işleminde olduğu üzere, hükümet reform niteliği taşıyan hamleler yaptığında CHP de paralize oluyor. Grup başkan vekili çaresizce kendisini darbeci konumuna oturturken, CHP’yi iktidara taşıma projesine destek veren medyada açığa alma işlemini yorumlayan tek bir köşe yazısı bile göremiyorsunuz. AKP’nin her reformist adımı CHP’yi siyasetin dışına itiyor… Öte yandan AKP’yi denetleme imkânınız da yok. Bu durumda CHP’nin acilen yeni bir strateji geliştirmesi lazım. Ecevit figürü bu gereksinimin anlaşıldığını ortaya koymakta. Çünkü CHP’yi ayakta tutacak olan melez ve muğlak söylem, ancak sol popülizmin içinden kotarılabilir. Ecevit gibi demokratlıkla ilgisi olmayan, popülist birinin CHP’nin en ‘demokrat’ halini temsil etmesi epeyce öğreticidir. Bugün de ‘yumuşak Kemalistlerin’ desteğiyle gelinebilecek nokta bu… Ama bunun için devletçilik, laiklik ve milliyetçilik tanımlarında da temkinli yumuşatmalara gerek var. Dahası bu yeni pozisyonların somut sorun alanlarıyla ilişkisinin kurulması ve bütün bu çabanın seçmene dinamizm getirecek bir hareketlenme yaratması lazım. Nihayet savunulacak pozisyonların da AKP’nin gerisinde kalmaması, ya da AKP’yi gayrimeşru göstermesi şart.

Zor bir proje… Ama önümüzdeki altı ayın temel gündemi bu.

Zaman, 01.12.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et