Eğitim ve Siyaset

Son yapılan PISA sonuçlarının açıklanmasından sonra yeniden eğitim sistemimizi tartışmaya başladık.  Malumumuz, sınav sonucu maalesef yeterli değil. Tartışma iki eksen üzerinde ilerliyor, birinci eksen; ‘eğitim sistemindeki aşırı oynaklığın zayıf performansa neden olduğu’ iddiası yer alıyor. İkinci eksende ise ‘eğitimin siyasallaştığı, siyasî müdahalenin arttığı bunun da zayıf performansa neden olduğu’ savunuluyor. Her iki yaklaşım tarzı da kamuoyunda geniş kabul görmektedir. Ben eğitim siyaset ilişkisini yorumlamaya çalışacağım.

Eğitim ve siyaset aynı familyadan gelen iki kardeş gibidir. Modern ulus-devletlerin inşasında eğitim kadar kritik bir kurum ve okul kadar mabetleştirilmiş bir yapı yoktur. O nedenle, eğitim siyasetin, siyaset kurumu da eğitimin bir parçasıdır. Her ikisi arasındaki ilişki iç içe geçmiş karmakarışık bir yapıyı andırmaktadır. Türkiye’de eğitim ile siyaset daima birbiriyle ilişkili olmuştur. 1923’ten itibaren eğitim devlet ideolojisinin ve siyasetinin başat kurumu olarak konumlandırılmıştır. Bir tornadan çıkan öğretmenler ise, devlet resmî ideolojisinin havarileri konumundadır. Son yıllardaki eğitimdeki kimi değişimler ise siyasetin eğitimin özüne ilişkin müdahalesizliğinin bir sonucu olarak dış kabuktaki değişimlerdir. Yani, öz aynı özdür, değişim ve dönüşüm olmamıştır. Bunun pek çok nedeni bulunmaktadır ve ayrı tartışma konularıdır.  Buradan “eğitimi siyasetten uzak tutalım” önermesi/önerisi/ vaadini yakından inceleyelim.

“Siyaset kurumunu eğitimden uzak tutalım” önerisi de nihayetinde siyasal bir tercihtir ve politik bir adımdır. CHP’nin sık sık savunduğu/önerdiği/ vaat ettiği gibi “eğitimi pedagoglara bırakalım” önerisini açalım. Bu ‘eğitimi teknik bir iş listesi olarak gören, resmî ideoloji ile barışık, bundan memnun uzmanlara işi bırakalım’ demektir. Tabiî ki bu uzmanlar CHP’nin ideal ve amaçlarına sıkı sıkıya bağlı olacaktır. Dolayısıyla bürokratik vesayet sistemi eğitim kurumunu dizayn etmeye devam edecektir. Bu öneri/önermeyi savunanlar, siyasetin ne olduğunu tam olarak bilmemekte ve siyaset kurumunu değersiz önemsiz göstermektedirler. Oysa, her tercih aslında bir siyasettir. Eğitim uzmanları kendi dünya görüşü, ideolojisi ve felsefesini eğitim sistemine zerk edeceklerdir. Bu kaçınılmazdır, sadece kimin yaptığı değişir, benim tercihim, yönetme hakkı ve meşruiyeti olan hükümetin ve siyasetinin eğitim sisteminde belirleyici olmasıdır. Demokratik olan budur. Hükümetin adım ve kararlarında halka danışması, uzmanlardan teknik destek alması elbet mümkün tercihen en iyi yoldur. Bu sistemin kalitesini arttırır. Ancak son tahlilde hükümetin yani siyasetin belirleyici olması demokrasinin bir gereğidir.

Eğitimdeki sorunlar yönetimsel, finansman, program, okulların durumu, öğrenci ve velilerin performansları ve öğretmenlerin misyonu ile ilgilidir. Tüm bu başlıklarda siyaset kurumunun söz söyleme, karar verme uygulama hakkı bulunmaktadır. Eğitim ve siyaseti birbirinden ayırmak ise boş bir inanıştır, kandırmacadır. Bunun yerine, eğitim sistemine gerçek anlamda siyasetin egemen olması daha yararlı sonuçlar doğuracaktır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et