Doların ateşi siyasî mi?

Doların değerinin yükselmesiyle ilgili tartışmalar sürüyor. İlginçtir, iktidar kanadında da muhalefet kanadında da bu yükselmeyi sırf siyasî sebeplere gönderme yaparak açıklamaya çalışanlar var. Muhalefet birçok sorun gibi bu sorunu da yalnızca Erdoğan’a bağlamış durumda. Buna göre, Erdoğan olmasa dolar yükselmez. Çünkü Erdoğan’ın iktidarda olması ülkede demokrasinin olmadığını gösteriyor. Meselâ KıIıçdaroğlu “Demokrasi olmadığı için dolar yükseliyor” diyor. İktidar kanadında ise olan bitenin tamamen siyasî olduğunu, bir üst aklın veya emperyalist finans çevrelerinin Erdoğan’ı indirmek için Türkiye’ye yönelik bir finans operasyonuyaptığını öne sürenler var.

Ekonomik hayattaki olayların, dalgalanmaların siyasetten tamamen uzak olduğunu iddia etmek gibi bir pozisyona düşmek istemem. Siyasetten azade zannettiğimiz kurumlar ve olgular bir şekilde siyasetle bağlı, bağlantılı olabilir.Bir örnek vereyim. Çin’le ilgili değerlendirmelerde bazıları Çin’in ekonomik reformlar yaptığını ama siyasette reform yapmadığını, Çin devletinin siyasîfelsefesinin hiç değişmediğini söylüyor. Bence bu eksik ve yanlış bir tespit. Mülkiyet hakkının siyasî bir boyutu da vardır. Bunun sebebi devletler dünyasında yaşamamız. Bir devlet özel mülkiyeti kabul ediyorsa dayandığı siyasî felsefe ya buna uygudur ya da bu istikamette dönüşüm geçirmektedir.

Doların yükselişi hakkında yukarda işaret ettiğimiki kanatlı pür siyasî açıklamalar yeterince doğru ve gerçekçi görünmüyor.

Muhalefetten başlayalım. Dolar demokrasiolmadığı için yükseliyorsa niçin şimdi yükseliyor? Demek ki demokrasi birkaç hafta öncesine kadar vardı, sonra aniden ortadan kayboldu. Diğer taraftan, Singapur’da ve Çin’de demokrasi yok ama döviz kurları daha istikrarlı. Bunu nasıl izah edeceğiz? Ayrıca doların yükselmesi sırf siyasî ise bunda muhtemelen muhalefetin de bir payı vardır.Türkiye’den çıkan fonlar siyasî analizlerinde ülkeyi güvenilir bulmuyorlarsa bunun iki anlamı olabilir. 1) Erdoğan yönetimine güvenmemek ve 2) muhalefeti iktidara gelebilecek veya gelse de ülke ekonomisini doğru dürüst yönetecek çapta görmemek. Öyle ya, yabancı fonlar muhalefete yeterince güvenselerdi ülkeden çıkmak yerine sadece birkaç hafta beklemeleri yeterdi.

İktidar kanadından bazılarının dövizkurlarındaki çalkalanmayı sırf komplo ileizah etmesi de yeterince sağlam bir temele sahip ve gerçekçi görünmüyor. Bunu söylerken emperyal ülkelerin siyasetçilerinin ekonomiyi bir silah olarak kullanmaktan her zaman ve her durumda uzak kaldığını iddiaetmiyorum. Böyle bir iddia gerçeğin ifadesi değil sahibinin hayattan kopukluğunun işareti olabilir. Özellikle dünyanın büyük güçlerinin hoşlanmadıkları davranışlar gerçekleştiren ülkelere karşı ekonomik silahlar kullanmaya çabaladıkları malum. Ekonomik ambargoları bunun bir örneği olarak verebiliriz. Ekonomik ambargolar kimi durumlarda açık kimi durumlarda gizlice uygulanabilir.

Türkiye’nin de bu tür tavırlarla karşılaşması mümkün. Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra böyle oldu. Ancak,doların Türk lirası karşısında değer kazanmasının sadece dünyaya egemen siyasî ve/veya finansal güçlerin marifeti olduğunu iddia etmek gerçekten öyle olduğunu kanıtlamaya yetmez. Bu istikamettekonuşan iktisatçıların biraz daha ciddî davranıp veriye dayalı konuşması lâzım.Örneğin Türkiye’den hangi fonların hiç gerek yokken, üstelik kâr imkânlarını göz ardı ederek, siyasî talimatlarla veya amaçlarlaülkemizden çıktıklarını açıklamaları daha inandırıcı olmalarını sağlardı.

Döviz kurlarının çalkalanmasındaglobal siyaset yapan büyük ülkelerin bir ölçüde etkisi olmuş olabilir. Ama bütün olan bitenbiten sadece bu faktörle açıklanamaz.Sorunun büyük parçasısiyasî tutum ve pozisyonların sermayenin daima aradığı güven ortamına zarar vermesi ihtimâlinden doğabilir. Önceki günkaleme aldığı bir yazıda,Ankara kulislerini iyi bilen Mehmet Acet Londra gezisinde muhatap olduğu finans çevrelerinin Erdoğan’ın bazı sözlerinden rahatsızlık duyduğunu ve taraflar arasında bir tür restleşme yaşandığını söylüyordu (https://www.yenisafak.com/yazarlar/mehmetacet/doviz-piyasalari-neden-dalgalaniyor-2045776). Bu elbette siyasî boyutu da olan bir olay ama benim analizlerimi yalanlamıyor, doğruluyor.

Sermaye en akışkan ekonomik faktördür. Serbestçe hareket etmek ister. Nerede kâr imkânı görürse oraya gider.  Aynı zamanda çok ürkektir. Girişi gibi çıkışının da özgür olmasını bekler. Kendisini emniyette hissetmediği durumlarda hemen kaçmaya çalışır. Meselâ bir ülkede iç savaş boyutuna ulaşan yaygın iç çatışmaların veya geleceğiiyice belirsizleştiren derin siyasî krizlerin olması sermayeyi oradan ayrılmaya teşvik eder.

Erdoğan’ın son zamanlarda sarf ettiği bazı sözler maalesef dünyadaki seyyar sermaye fonları açısından Türkiye piyasalarına ilişkin bir güvensizliğin doğmasına katkı yapacak şekilde anlaşılmaya çok elverişli. Örneğin faize yönelik söylemi uluslararası sermaye çevreleri tarafından hemen potansiyel tehlike olarak algılanabilir. Zira faiz veya adı başka bir şey olsa bile faize benzer (örneğin katılım payı gibi)tasarruf sahibini ödüllendiren bir enstrüman olmadan sağlıklı ve güçlü bir finans sistemi kurulamaz. Keza, Erdoğan’ın para politikasının belirlenmesine gelecekte daha fazla müdahil olacağı yolundaki açıklamaları da benzer bir algı yaratmaya müsait.

‘Paranın dini imanı yoktur’sözü çoğu zaman eleştirilir ama harika bir gerçeğe işaret eder. Bu sayede para (dile, dine, ırka vs. dayanan) tüm ayrımcılıkları aşar. Paranın işleyişinin -yani finans sektörünün- evrensel kuralları vardır. Bu kurallar dine, kültüre, ülkeye göredeğişmez. Bu yüzden hem iktidar hem de muhalefet kanadından siyasetçilerin ekonomik hayatı müdahaleci siyasî söylemlerle boğmaması ve sınırlı devlet ilkesine uyarak ekonomik hayatın akışına çok müdahil olmaya istekli davranmaması sadece finans sektörü değil tüm ekonomi açısından Türkiye’nin yararınadır.

Yeni Yüzyıl, 26.05.2018

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et