Doğan Medyası’nın karanlık ‘oda’sı

Tamam, “masumiyet karinesi” diye bir şey var.

Suçlu olduğu adil bir mahkeme tarafından hükme bağlanıncaya kadar kimseye peşinen “suçlu” diyemeyiz.

Tamam, bu ilke Oda Tv ve Soner Yalçın için de geçerli.

Ama durun bir dakika.

Bu hukuki güvence, suçlananın mutlak masum olduğu anlamına da gelmiyor.

Bu yüzden Doğan Grubu’nun dolduruşuna gelip, anlamadan dinlemeden “yapılan basın özgürlüğüne saldırıdır” demeye niyetim yok.

***

Bir basın mensubu da suç işleyebilir.

Örneğin darbe tezgahlayanlarla beraber çalışabilir, derin bazı istihbarat birimlerinin verdiği kamuoyu oluşturma görevi doğrultusunda bilgi kirliliği yapabilir, “yıpratılacak yazarlar”  listesinde yer alan demokrat yazarları hedef gösterebilir, onları “uyaran” bazı “okuyucu yorumları”na yer verebilir, sorulunca da “canım ne tehdidi, hem biz ‘okuyucu görüşü’nden sorumlu olamayız” diyebilir, insanları etnik kökeni, inancı, cinsel yönelimi veya ana-babası nedeniyle aşağılayabilir, suçlayabilir, “hasep, nesep, soy, sop işine” girip ayrımcılık yapabilir, Yahudi veya Ermeni olmayı bizatihi bir suç, hatta “komplo” imiş gibi gösterebilir, Alevileri derin canavarın pençeleri arasında tutmaya yönelik tezgahı bozan demokrat Alevileri hedef alabilir, insanların şeref ve haysiyetlerine yönelik korkunç infazlar yapabilir…

Soner Yalçın ve Oda Tv’nin suçlu olup olmadığına mahkeme karar verecek. Hukuki bakımdan suçlu olup olmadıklarını bilmiyorum. Ama ahlaki bakımdan ben onları boğazlarına kadar suçlu görüyorum ve yaptıklarından tiksiniyorum. Bütün benliğimle tiksiniyorum, iğreniyorum.

Herhangi bir hukuk devletinde Yalçın ve Oda’sı, ayrımcılık yasağı nedeniyle bir gün bile yayın yapamazlardı; başta olup biteni anlamakta güçlük çeken ABD Büyükelçisinin ülkesi olmak üzere. Ama Türkiye’de bu tek başına bir tutuklama gerekçesi olmadığından, suçlamanın örgüt bağlantısına ilişkin kısmı önem kazanıyor. Bunun için de iddianameye bakmak gerek, peşinen basın özgürlüğü için ağıt yakmak değil!

***

Ama asıl tartışılması gereken, bu kötülüğe zemin oluşturanın, bu kötülüğü içinden çıkaranın, Türkiye’nin en büyük medya organı olması.

Eğer Aydın Doğan Medyası tıpkı Ergenekon konusunda baştan beri yaptığı gibi iğva vermeseydi, bütün hukuki süreci tutuklananların siyasi görüşlerine indirgeme iması taşıyan yayınlar yapmasaydı ve bu tutuklamaları bir trajedi gibi sunmasaydı, bu “infial” duygusu da olmayacaktı.

Ama yaptı. Örneğin, olayı “Neden sıkça Ergenekon haberi yapıyorsunuz?” türünden başlıklarla (sanki savcı sadece bunu sormuş gibi) Soner Yalçın’ın Ergenekon haberleri yüzünden tutuklandığı imasını verecek biçimde “haber”leştirdi.

Ve o ırkçı, ayrımcı fikirler “Doğan Kitap” tarafından yayınlandı.

Eğer bugün sokaktaki bazı vatandaşlar, yakın tarihte yaşadığımız onca acıya, bunca faili meçhule rağmen “acaba iddia edilen örgüt gerçek mi?” diye sorabiliyorlarsa, bu Hürriyet’in başarısıdır.

***

Bize düşen adil yargılanma hakkını ırkçı, ayrımcı ve zalimler için de savunmak.

Kurbanların hatırasıyla içim burkula burkula da olsa bunu yapabilirim.

Ama o kadar.

Kimse çıkıp, Yıldırım Türker’in muhteşem yazısında belirttiği gibi, faşist bir işadamının “muhalif bir basın emekçisi” veya “kahraman” olarak tescilini beklemesin.

Star, 22.02.2011
 

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et