Derin devlet davalarında durumumuz

Hrant Dink Davası, Malatya Davası, JİTEM Davası, Ergenekon Davası ve diğerleri…
Sanıyoruz ki, olayın vahameti, onunla ilgili davanın hukuka uygun biçimde sonuçlanması için yeterli olur. Sanıyoruz ki, yaşanan şiddetin büyüklüğü ortadayken veya katliamın toplumda uyandırdığı devasa dehşet hissi varken, o davaların akıbeti öncekiler gibi olmaz, suçlar hasıraltı edilmez, suçlular korunamaz.
Ama öyle olmuyor.
Derin bir cinayet işlendiğinde, ortaya çıkan infial duygusu veya toplumsal tepki ne kadar büyük olursa olsun, zaman içinde “görünmez bir el” devreye giriyor. İlk infial duygusunun sönmesine paralel olarak, başka bir mekanizma varlığını hissettiriyor; olayın soğu(tul)masını izleyen dönemde yargı süreci yavaşlatılıyor, dava sulandırılıyor ve sonuçta ufak tefek “ceza”larla konu kapatılıyor.
Hrant Dink’in katledilmesinin uyandırdığı devasa dehşet hissini düşünelim. Cinayetin ülkede ve dünyada uyandırdığı tepkinin yoğunluğunu düşünelim, iki yüz bin insanın yürüyüşünü düşünelim ve sonra bugün bu davanın gidişatına bir bakalım.
Gördüğümüz, bildik bir kötülüğün bütün unsurlarıyla iş başında olduğudur.
***
Ergenekon Davası, bir dönüm noktasını ifade ediyordu.
Ancak bu davanın açılması, benzeri diğer pek çok davada görülen “görünmez el”i yeniden devreye soktu.
Son olarak Gareth Jenkins’in Ergenekon’u “fantezi”ye indirgemeye hizmet eden ve bunu da olguları reddetmeden olağanüstü bir ustalıkla yapan utanç verici “rapor”u, davaya yönelik uluslararası desteği eritmeye yönelik çabaların gücü ve ciddiyeti konusunda insan hakları savunucularının yüzüne tokat gibi patladı.
Ama her şeye rağmen bugün Ergenekon davasının sonunun, Susurluk gibi olmaması bizim elimizde.
Hükümet bu davayla hangi kaygıyla ilgilenirse ilgilensin, hükümete ilişkin bakışımız ne olursa olsun, bu dava, bu ülkedeki bütün insan hakları savunucularının davasıdır.
***
Derin devletin tasfiyesi, sadece yargı organları eliyle yürütülecek hukuki bir süreçten ibaret olmayıp, aynı zamanda onu mümkün kılacak güçlü bir siyasi iradeyi de gerektirir.
Ancak derin devletle mücadele, hiçbir hükümete bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir.
Çünkü siyasetin dünyasında zeminler kaygan, tutumlar değişkendir. AK Parti Hükümeti, bugün şu veya bu nedenle bu siyasi iradeye sahip görünse de, yarın Şemdinli’deki hatalarını tekrarlamayacağının garantisi yoktur.
Bu nedenle süreç, ciddi bir sivil izleme ve denetime ihtiyaç göstermektedir. Bunun için, söz konusu davanın ve diğer davaların hukuka uygun bir biçimde yürüyüp yürümediğini denetleyecek kolektif bir sivil iradenin devreye girmesi zorunludur.
Derin devlet davaları, Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları mücadelesinde bir “karar anı”nı ifade etmektedir.
Ve bu süreçte vereceğimiz karar, çocuklarımızın nasıl bir ülkede yaşayacağını doğrudan belirleyecektir.
Not: Bu yazının daha geniş bir versiyonu İnsan Hakları İçin Diyalog dergisinin 3. sayısında yayınlanacaktır.
Star, 22.12.2009

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et