CHP Kılıçdaroğlu’yla yükselişe geçebilir mi?

Deniz Baykal’ın malum skandal yüzünden CHP genel başkanlığından istifa etmek zorunda kalmasıyla başlayan gelişmeler Kemal Kılıçdaroğlu’nun partinin yeni genel başkanı olacağını gösteriyor. Ama mesele Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığındaki bir CHP’nin ciddi bir yükselişe geçip geçemeyeceğidir. Tabii, “yükseliş” derken kastım partinin seçmen tabanının hatırı sayılır nispette genişlemesidir, yoksa medya desteğinin artması değil.
Her şeyden önce, siyasi kariyerinde göze çarpan bir başarısı olmayan yüzü eskimiş bir “lider”in gidip yerine daha genç ve yıpranmamış birinin gelmesinin genel bir iyimserlik havası doğurması beklenebilir. Onun için, Kılıçdaroğlu’nun Baykal’ın yerini alması CHP için bir avantaj oluşturabilir. “Oluşturabilir” diyorum, çünkü bu ilk olumlu etkinin parti lehine kalıcı bir etken haline gelmesi başka bazı şartlara bağlıdır.

Bir kere, genel başkan olmakla “lider” olmak aynı şey değildir. Kılıçdaroğlu’nun bürokratik kariyeri onun iyi bir siyasi lider olacağını garanti etmediği gibi, kendisinin pek uzun olmayan siyasi kariyerinde de böyle bir garanti için karine oluşturacak olaylar da yok. Aksine, Kılıçdaroğlu inisiyatif alma, önderlik etme ve siyaset oluşturma yeteneklerine sahip bir siyasetçiden çok, zaten belirlenmiş siyasetlere malzeme toplamakta ehil bir teknisyen imajı vermiştir. Meselâ, “”Dersim Katliamı” konusundaki çıkışının arkasını getiremediği gibi, tam aksine, partisinin tavır koyması üzerine bu konuda hemen geri adım atmıştı.

Ayrıca, şimdiye kadar Kılıçdaroğlu’nun kapsayıcı bir gelecek vizyonuna sahip olduğunun da herhangi bir işaretine rastlamadık. Belediye Başkanlığı seçiminde partisinin İstanbul’daki oylarını artırmış olması önemli olmakla beraber, kendisinin kısmen “halkçı” bir izlenim vermiş olması dışında, bunun bir vizyon göstergesi olmadığı açıktır.

Kılıçdaroğlu’nun lehine işleyebilecek bir faktör, onun Baykal’a göre daha “halka yakın” bir profil çizmesidir. Partinin önceliklerini hayat tarzı ve lâiklik ekseninden “sosyal” meselelere ağırlık veren, işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk odaklı bir eksene kaydırarak bu imajını daha da güçlendirebilir. Ne var ki, bu da Kılıçdaroğlu yönetimindeki bir CHP’nin geleceğine çok fazla katkı yapmayabilir, çünkü onun kendisi de yola Baykal’ın ekibiyle çıkıyor ve partide ciddi bir kadro değişikliği yapıp yapmayacağı da belli değildir. Bu ekibi zamanla tasfiye etmeye kalkışması halinde ise, partinin parçalanması daha kuvvetli bir ihtimal haline gelebilir.

Bu yönde etki edebilecek başka bir etken de, Kılıçdaroğlu’nun tam da “halka yakın” durmaya çalışmasının partinin lâik-seçkinci tabanını partiden uzaklaştırması ve medya desteğini azaltması ihtimalidir. Bu arada, kendisi zamanla CHP’nin Kürt meselesindeki katı tutumunu yumuşatma yolunu da seçebilir ki bu ayrışmayı daha da hızlandırabilir. Çünkü, Baykal ve “şürekası”nın da katkıları sonucunda, bugünkü CHP’yi karakterize eden, tam da topluma Devletten hareketle bakan “lâikçi-milliyetçi” söyleme sıkı sıkıya bağlılıktır.

Onun için Kılıçdaroğlu şöyle bir paradoksa karşı karşıyadır: O bir yandan partiyi halka yaklaştırmak ve dolayısıyla yükselişe geçirmek için bu devletçi söylemi yumuşatmak zorundadır, ama öbür yandan böyle bir “eksen kayması”nın benimsenmesi partinin geleneksel tabanının hatırı sayılır bir kısmını partiden kopmaya götürebilir.

Genel başkan seçilmesi halinde Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye kendi damgasını vuracak bir değişim projesini devreye sokma dirayetini göstermesi bana kuvvetli bir ihtimal gibi görünmüyor. Bu durumda Kılıçdaroğlu “mevcutla yetinme”yi tercih edecektir (veya buna mahkumdur). O zaman da geriye sadece yolsuzluklardan yakınma “politikası” kalır ki sırf bununla CHP’nin “kalkış”a geçeceğini beklemek hayalcilik olur.

Star, 20.05.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et