Bir anayasa perspektifi

Yeni bir anayasa yapmak uzun zamandır gündemimizde. Anayasa meselesi çok konuşuldu, çok tartışıldı. Sanırım kamuoyunda biraz yılgınlık da oluştu. Ancak yeni bir anayasanın bu kadar uzamasını ve sürecin zorlu olmasını makul karşılamak gerekir. Bazılarının yaptığı gibi bunu demokrasi konusunda ehil olmayışımıza kanıt olarak görmemek gerekir.

Henüz anayasa yapılamamış olsa da sürecin kendisi muazzam bir demokratik deneyim ve olgunluk kazandırdı topluma. Şimdiye kadar halkın tartışmalara dahil olduğu, her siyasi ve kültürel gruptan görüş ve önerilerin alındığı ve her konunun kamuoyunda enine boyuna tartışıldığı böyle bir anayasa süreci yaşanmamıştı. Dolayısıyla sürecin kendisi bile demokrasi kültürüne önemli bir katkıdır.

Ayrıca, biz sadece bir anayasa yapmaya çalışmıyoruz. Son 15 yıllık dönemde bir rejim değişikliği yaşadık. Yeni anayasa ile eski rejimin izleri silinirken yeni bir rejimin kurucu felsefesi inşa ediliyor olacak. Bunun zor, zahmetli ve vakit alacak bir iş olduğunu kabul etmek lazım.

Peki, yeni anayasa nasıl bir perspektife sahip olmalıdır?

İlk olarak, mevcut anayasa üzerinden hareket edilmemelidir. Mevcut olanın üzerinden gidilirse, eskinin hem ideolojik hem teknik defolarının yeni anayasaya da sirayet etmesine yol açılabilir.

Ayrıca, yeni anayasa çalışmaları 82 Anayasası’nın giriş ve değiştirilmesi yasaklanan ilk 3 maddesini veri almamalıdır. Bu maddelerin yeni anayasa yaparken de değiştirilemez olduğunu kabul etmek, eski rejimin/anayasanın ideolojisinin ve kurucu iradesinin hala referans alındığını kabul etmek demektir.

İkinci olarak, yeni anayasa toplumdaki çeşitliliği ve çoğulluğu kabul eden bir perspektife sahip olmalıdır. Eski kurucu ideoloji toplumu, tanımlanan tek bir kimlik üzerinden yekpare bir yapı olmaya zorlayan bir anlayışa sahipti. Farklıklara izin vermeyen ve çeşitliliği baskılayan bu anti demokratik anlayıştan kurtulmak yeni anayasa ihtiyacının temel gerekçesiydi zaten.

Lakin çeşitliliği ve çoğulluğu kabul etmek farklı kimlik ve kültürleri ayrı ayrı ve ayrıca anayasada tanımlamak, belirlemek ve spesifik haklar vermek şeklinde olmamalıdır. Bunun yerine eşit özgürlük temelinde biçimlendirilen bir vatandaşlık hukuku ile çeşitliliğin ve farklılığın hayat bulmasına imkan tanıyan bir özgürlük perspektifi benimsenmelidir.

Üçüncü olarak, yeni anayasa devleti ve devlet görevlilerini kutsayan ve koruyan değil, bireyi ve toplumu merkeze alan bir perspektife sahip olmalıdır. Devletin varlık amacının, bireylerin hak ve özgürlüklerini korumak, insanların güvenliği ve özgürlüğünü sağlamak ve zengin ve özgür bir toplum için çalışmak olduğu fikri referans alınmalıdır. Bireylere ve topluma güvenmeyen ve onları dört bir koldan denetim ve gözetim altına almaya çalışan, buna karşı devlet memurlarına ve devlete  aşırı güven besleyen eski anlayış terkedilmelidir.

Dördüncü olarak, yeni anayasa vesayet kurumları lehine siyasetin ve siyasetçinin yeri ve yetkisini daraltan ve onları güvenilmez ve itibarsız gören eski anlayıştan kaçınan bir perspektife sahip olmalıdır. Çeşitli devlet kurum ve kuruluşlarında demokratik işleyişin uzantısı olan seçim mekanizmalarına mümkün olduğunca yer verilmelidir ve üye kombinasyonlarında çoğulculuğun yansımasına dikkat edilmelidir.

Son olarak, anayasayı mevcut bütün siyasi ve hukuki sorunları nihai karar bağlayacak bir belge olarak görmemek gerekir. Gelecek siyaseti bugünden angaje edecek ayrıntılı ve kapsamlı bir düzenleme yapmaya girişmeyen bir perspektif benimsenmelidir.

Anayasanın demokratik siyasetin içinde işleyeceği temel ilke, kurum ve kuralları içeren bir  tür temel “sözleşme” olduğu unutulmamalıdır.

Yeni Yüzyıl, 08.04.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/bir-anayasa-perspektifi-1928

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikPanama ve kapitalizm
Sonraki İçerikİddianame başarı oranı

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et