Bin Ladin’in Psikolojik Arkeolojisi

Bütün dünyada terörist olarak sunulan el-Kaide lideri Üsame bin Ladin Pakistan’ın başkenti İslamabad yakınlarındaki Abbotabad isimli yerde bir villada öldürüldü.Şu anda dünyanın en büyük süper gücü olan Amerika tek bir adamın öldürülmesini kendisi açısından küresel bir zafer olarak deklare etti.Bir süper gücün tek bir adamı öldürmekle büyük bir zafer kazanmış olma psikolojisine girmesi sağlıklı bir durum değildir. Amerika, şu anda Ladin’i öldürmüş olabilir, ama süper güç Amerika’nın Ladin’in öldürülmesi sonrası dünyaya yansıttığı ruh hali hastalıklıdır. Amerika ve Ladin, dünyanın zihinsel sağlığını bozarken aynı zamanda birbirlerinin de ruh sağlığını bozmuş gözükmektedirler.

Ladin’in öldürülmesinden sonra bazı insanların sevinçten çılgına döndüğünü gördük. Bu durum Ladin’in düşmanlarının bolluğuna ancak dostlarının ise azlığına işaret etmektedir. Ancak terörizmle özdeşleştirilen Ladin’e olan sempatisini ve hayranlığını açıkça ifade etmekten kaçınan küresel bir hayranlar kitlesi olduğunu unutmamak lazımdır. Açık düşmanlara ve gizli hayranlara sahip Ladin hakkında çok şey yazılıp söylendi, ancak onun insani kişiliği yani psikolojik yapısı hakkında çok az şey yazıldı. Biz asla Ladin’in kim olduğunu bilemeyeceğiz. Ancak şu anda onun psikolojik arkeolojisi konusunda birtakım spekülasyonlarda ve yorumlarda bulunabiliriz.
Şimdiye kadar psikolojik açıdan psikopat, şizofrenik ve sosyopat gibi terimlerle Ladin patolojik bir portre olarak sunuldu. Hatta onu Hitler’le mukayese eden Batılılar oldu.Herkeste patolojik yanlar olduğu Ladin’de bazı patolojik özellikler olabilir. Ancak patoloji onun bütün kişiliği değildir. Ladin olgusunu anlamak için Ladin’i sokaktaki sıradan adamdan farklı düşünmemek lazımdır.

Ladin 12 yaşında babasını bir uçak kazasında kaybetti ve babasından ailesine milyar dolarlık miras kaldı.Kardeşleri Suud kraliyet ailesine yakın kişiler olmasına rağmen Ladin’in hem aile içinde hem de kraliyet ailesiyle olan ilişkisinin çok sıcak olmadığı görülmektedir. Ladin’den genellikle şiddetle doğmuş biri olarak söz edilmektedir. Ancak çocukluk ve gençlik döneminde Ladin’in sıradan ve şiddetle hiçbir ilişkisi olmayan basit bir hayatının olduğu görülmektedir. 1979 Kabe Baskınına Ladin katılmadığı gibi hiçbir şekilde destek de olmamıştır. Ladin’in hayatında dönüm noktası olan olay Afganistan’ın 1979 yılında Sovyetler tarafından  işgal edilmesidir. Yakınları Ladin’den genellikle yumuşak, sessiz, utangaç ve mütevazi biri diye söz etmektedirler. Ancak Afgan direnişine sağladığı destekle ilk önce yıldız haline getirilmiş, Sovyet işgalinin bitmesinden sonraki süreç içerisinde de lidere dönüşmüştür. Ladin, büyük ölçüde medyatik bir kurgudur. Gerçek olan Ladin ile medyanın kurguladığı Ladin’i birbirinden ayırmak zordur. Bu iki kurgunun birbirine karışması Ladin’i çözülmez bir bilmeceye dönüştürmektedir.

İslam Ladin’in hayatında gerçekten çok önemli yer tutmaktadır. Çok dindar bir aileye mensup olan Ladin’in hayatı boyunca dindarlık birincil kişisel özelliği olarak öne çıkmaktadır. İslam için bir şeyler yapmaya duyduğu arzu, Ladin’i bütün zenginliğini bu uğurda harcamasına neden olurken aynı zamanda bu arzu onu şiddetin bu uğurda yapılmasının meşru olduğu fikrine götürmüştür. İslam uğrunda yapılan her şeyin meşru olduğu düşüncesi Ladin’in dindarlığını militanize ve radikalize etmiştir.
Ladin’in babası  çok zengin olduğu kadar çevresinde de saygınlığı ve dindarlığıyla bilinen bir kişidir. Babasının sürekli olarak ulema meclisleri kurduğu ve tanınan alimlerle oturup kalktığı bilinmektedir. Ladin’in hayatında da hep din alimleri önemli yer tutmuştur. Ladin, Arabistan’da, Afganistan’da, Pakistan’da ve Sudan’da yaşadığı dönemlerde hep alim olarak bilinen çevrelerle yakın ilişkiler kurmuştur. Kendi düşüncesinin ve hareket tarzının meşruluğunu hep alimlerden almıştır. Değişik zamanlarda alimlerden alınan fetvalar, el-Kaide’nin eylem biçiminin ve Ladin’in  gücünün belirlenmesinde önemli olmuştur. Ladin, ulema dediğimiz din adamları grubunun bir kişinin hayatı üzerinde derin bir nüfuza sahip olacağını göstermesi açısından ilginç bir örnektir.

Ladin’in hayatında iki ismin çok önemli etkiye sahip olduğu görülmektedir. Bunlar Abdullah Azzam ve Muhammed Kutub’tur. Abdullah Azzam, Ladin’in  militan ve radikal bir teşkilatlanmaya gitmesinin esin kaynağı olurken Muhammed Kutub’da Ladin’in dünya algısının mimarıdır diyebiliriz.Modern dünyayı modern cahiliye biçiminde topyekun İslam karşıtı olarak değerlendiren Muhammed Kutub’un Ladin’in düşünsel dünyası üzerindeki etkisi büyüktür. Abdullah Azzam’da el-Kaide’nin din uğruna küresel bir silahlı mücadele yürütmesi gerektiği konusunda Ladin üzerinde etkili olmuştur. Ladin, Abdullah Azzam ve Muhammed Kutub’un birleşiminden ortaya çıkan bir kişiliktir diyebiliriz.

Ladin’in hayat hikayesi radikal kopuşların hikayesidir. Her şeyden önce doğup büyüdüğü topraklar olan Suudi Arabistan’dan ve ailesinden kopmuştur. Afganistan’da Rus işgalinin bitmesinden sonra bazı gelgitlerden sonra Sudan’a yerleşmiştir. Ladin hep gittiği yerlerden kopmuştur. Ladin için gerçek anlamda Müslüman olmak için Batı dünyasından ve Amerika değerlerinden radikal bir şekilde kopmak gerekmektedir. Batı’dan ve Amerika’dan kopmayı dini bir gereklilik olarak değerlendiren Ladin’in zihin dünyasında Amerika ve Arap dünyası, Batı ve İslam şeklinde birbiriyle uzlaşmaz keskin kategoriler hep var olmuştur.
Ortadoğu halklarının bilinçaltında Amerika’nın tepeden bakmasına, gururuna ve kibrine büyük öfke duyulmaktadır. Amerika’nın Arapları ve Müslümanları küçümsediği, hor gördüğü ve ezdiği Arap bilincindeki temel psikolojik kabullerden biridir. Ladin’in Amerika karşıtlığının temelinde Amerika’nın Arapların ve Müslümanların onurlarıyla oynadığı şeklindeki düşünce vardır. Ladin’in hikayesinde insanların, toplumların ve inananların onurlarıyla oynamanın, onları küçümsemenin ve hor görmenin ne kadar yıkıcı sonuçlara yol açtığını görüyoruz. Amerika, Ladin’i öldürmeyi büyük bir zafer olarak sunmak yerine diğer insanların onurlarıyla oynamamayı öğrenme şeklinde kendisine bir ders çıkarmalıdır.

Şiddet daha çok bir örgüt veya devletle özdeşleştirilmektedir. Devlet terörizminden veya  terör örgütlerinden söz edilmesi normaldir. Ancak Ladin’in şahsında şiddet kişiselleştirilen bir olguya dönüşmüş bulunmaktadır. Şiddetin özelleştirilmesi ve kişiselleştirilmesi trendinin öncüsünün Ladin olduğunu söyleyebiliriz.
Ladin, hayatını Suudi, Amerika ve Batı karşıtlığı üzerine kurmuş bir figürdür. İslam uğruna mücadele etme şeklinde bir idealle hayatını anlamlandırmaya çalışmıştır. Ancak İslam’a hizmet etmek için şiddet ve militanlığın dışında barışçıl, yapıcı ve yaratıcı yollar bulma konusunda başarısız olmuştur. Ladin, terör ve Müslüman sıfatlarının bir araya geldiği kişilik olarak en çok İslam’a zarar vermiştir. İslam’a hizmet adına servetinden, ailesinden ve ülkesinden vazgeçen Ladin’in en çok İslam’a zarar vermesi Ladin’in trajedisidir.

04.05.2011

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,715TakipçilerTakip Et