Baykal’ın manevra kabiliyeti

Siyasal süreci etkileyen çok sayıda dinamiğin varlığı yüzünden siyasetin geleceğine ilişkin öngörülerde bulunmak her zaman risklidir. Türkiye siyasetinin kendine özgü yapısı bu tür tahminleri daha da riskli hale getiriyor. Türkiye siyasetinde olağan dışı etkenler her an devreye girip tahminleri altüst edebilir. Deniz Baykal’ın merkezinde yer aldığı son “skandal” bunu doğrulayan yeni bir örnek olmuştur.
Baykal’ın şimdilik sadece CHP genel başkanlığından istifa etmesiyle sonuçlanan bu olay ilk bakışta yalnızca onun kendisini (ve ailesini) ilgilendiren bir “mahremiyet” meselesi olarak görülebilir. Çoğulcu-demokratik toplumlarda siyasi liderlerin özel hayatlarında toplumun genel-geçer ahlâk anlayışıyla uyum içinde olmaları diye bir zorunluluk elbette yoktur. Ne var ki, meseleyi bundan ibaret görmek olayın “kamusal” yanını görmezlikten gelen bir yaklaşım olurdu.

Bu olayın “kamusallığı”nın bir yanı şudur: İfşa edilen kaset sahih ve oradaki görüntülerden ulaşılan olgusal sonuç doğruysa, bir siyasi parti lideri malum türdeki özel ilişki içinde olduğu partnerinin milletvekili seçilmesini sağlamıştır. Siyasi ahlâk açısından kabul edilir olmayan bu durum elbette hem “CHP kamusu”nu hem de genel kamuyu ilgilendirmektedir.

Olayın başka bir kamusal yanı daha var: Kişiler arasındaki mahrem ilişkileri kayda alıp daha sonra bunları alenileştirmek hukuk-dışıdır. Kamuyu en fazla kaygılandırması gereken de, bu tür işleri yapanların kayıt altına aldıkları ilişki ve olayları siyasetçilere şantaj yapmak üzere muhafaza etmeleridir. Onun için, bu gibi “kirli” işleri meslek haline getirmiş olan kişi veya odakları bir an önce ortaya çıkarıp onları hak ettikleri hukuki müeyyideye çarptırmak da kamu otoriteleri için bir görev olarak ortaya çıkmaktadır.

Böyle olaylar olunca, tabii herkes “işin içyüzü”nü anlamaya çalışır. Bu skandalda da öyle oldu ve olup-bitenleri açıklama iddiasıyla çeşitli senaryolar ortaya atıldı. Başlangıçta, bunun, Deniz Baykal’ın iktidar partisinin öncülüğünü yaptığı demokratik değişim sürecini engelleme “misyonu”nu başaramayacağının artık belli olmasından hayal kırıklığına uğrayan statükocu odakların işi olduğu ileri sürüldü. Buna göre, söz konusu odaklar Baykal’ı tasfiye ederek, bu misyonu daha iyi götürebilecek, yıpranmamış yeni bir lideri devreye sokmak istemişlerdir.

Bu genel çerçeve içinde düşünülebilecek başka bir açıklama bu “operasyon”un amacının yeni bir liderin yönetiminde CHP’nin BDP ile işbirliğini sağlamak olduğunu iddia ediyor. Nihayet, bunun, Türkiye siyasetinin iki temel aktörü durumundaki AKP ve CHP’yi “zayıf” bir koalisyona götürecek, uluslararası ayağı da bulunan senaryonun bir parçası olduğu da başka bir tez. Baykal ve CHP yönetimi ise bir “komplo” olduğunu düşündükleri olayı partilerini çökertme çabasının bir ürünü olarak görüyorlar.

Bunların her biri, yazarlarının Türkiye siyasetinin genel manzarası hakkındaki görüşlerinden hareketle yapılan akıl-yürütmelere dayanan kurgular olarak kendi içinde tutarlı olabilir ve pek çok kişiyi ikna da edebilirler. Ama yine de hepsi tamamen veya kısmen yanlış olabilir. Kim bilir belki de ortada küçük bir kişisel hesaplaşmadan başka bir şey yoktur.

Parti başkanlığından istifa ettiyse de, takındığı tavır bir bütün olarak düşünüldüğünde Baykal’ın bu olayda pek de iyi bir sınav verdiği söylenemez. Öyle görünüyor ki, Baykal hükümeti hedef göstermekle kendi kişisel mağduriyetini partisine yönelik bir komplo gibi takdim etmek suretiyle, meselenin yukarıda işaret ettiğim “kamusal ahlâk”a ilişkin boyutunu gözardı etmeye çalışmaktadır.

Öyle veya böyle, bu badireyi de atlatmayı başarırsa, Baykal’ın siyasi zekâsını hafife alanların yanılmış oldukları ortaya çıkacak.

Star, 13.05.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,727TakipçilerTakip Et