Barikatı kim kaldırttı?

Kimin kaldırttığını henüz bilmiyoruz.

Ama şunu biliyoruz: O barikatı kaldıran her kimse, siyaseten önü açık olan odur. Barikatı ben kaldırmadım diye övünmek, “Ben yanlışta direndim” diye övünmektir.

Bir bayram günü, elinde çiçeği ve bayrağıyla Anıtkabir’e yürümek isteyen kitlelerin önüne barikat kuran, üzerlerine su püskürten, biber gazı sıkan “siyasi akıl”, akılsızca bir iş yaptığını fark ettiğinde çok şey kaybettiğini de fark edecektir.

Velev ki yürüyüş izinsiz olsun

Şimdi “velev ki” bölümüne gelebiliriz.

Bu olayda “velev ki” diye sıralayacağımız çok sayıda olgu olduğu besbelli.

Birincisi, yürüyüşün izinsiz olması…

Evet, hukuk devletlerinde herkes yasa ve yönetmeliklere uymakla yükümlüdür. Ama o yasa ve yönetmeliklerin de mantıklı olması, toplumdan genel kabul görmesi gerekir.

Cumhuriyetin kuruluş yıldönümü kutlaması için en anlamlı nokta 1. Meclis iken, bu noktanın mitinge yasaklanması mantıklı mıdır? Yine Cumhuriyetin kuruluş yıldönümünü kutlayan vatandaşların, Cumhuriyetin kurucusunun kabrine yürüyüp kutlamayı orada sonlandırmasını engellemek makul müdür?

Eğer siz, günün anlam ve önemine tamamen uygun olan bir programı, kendi kafanıza göre hazırladığınız bir yönetmelikle yasak ilan ederseniz, bu yasağın delinmesi de kaçınılmaz olur. Burada suç, o yasağı delen kitleler değil, anlamsız yasaklar getiren o yönetmeliktir.

Zira hukuk devletinin işleyebilmesi, kitlelerin hukuka saygı bilinci kadar hukuku oluşturanların demokrasi bilincine de bağlıdır.

Eğer sen 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nu daha esnek yapsaydın, mesela valiliklere her durumda yeni bir değerlendirme yapma yetkisi tanısaydın; Ulusal ve Resmi Bayramlar Yönetmeliği’ni hazırlarken “resmi olarak planlanan kutlama ve programlar dışında başkaca herhangi bir program uygulanamaz” diye bir hüküm koymasaydın, insanları da hukuk dışına çıkmak zorunda bırakmazdın.

Velev ki CHP kötü niyetli olsun

CHP’nin yıllardır Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını krize dönüştürmek için elinden geleni ardına koymadığı herkesin malumu. Siyaset adına hiçbir şey üretemeyen bu parti durumu böyle “simge savaşlarıyla” idare etmeye çalışıyor.

Niyetinin ne olduğunu 29 Ekim öncesinde de yazdık: Özellikle izin verilmeyen alanları adres göstererek bütün güçlerini Ankara’da toplamayı, mümkünse polisle çatışma çıkmasını ve böylelikle kendisini “Cumhuriyetçi”, hükümeti ise Cumhuriyet düşmanı ve otoriter karakterli bir iktidar olarak göstermeyi umuyor dedik. Ve uyardık: “Bu planda bir iyi niyet olmadığı kesin. Ama bir ülkeyi yönetmenin sadece iyi niyetlileri yönetmek olmadığı; asıl kötü niyetli girişimleri boşa çıkarma ustalığı gerektirdiği de kesin.”

Her şey aynen beklendiği gibi oldu. CHP ve İP istediğini elde etti. O gün o yürüyüşe katılan yüz binler, karşılarına dikilen barikatı AK Parti’nin Türkiye halkı ile Cumhuriyet rejimi arasında ördüğü barikat olarak algıladılar. O barikatı aşarak Cumhuriyet’e ve Atatürk’e yeniden kavuştuklarını hissettiler.

Başbakan ise hâlâ kurulan barikatın yürüyüşe katılan yüz binler açısından ne anlama geldiğini algılamamış olmalı ki, “O barikatı ben kaldırtmadım” diye demeçler verebiliyor, polis kuvvetlerini daha sağlam barikatlar kurmadığı için eleştiriyor.

Neyse ki rahatsız olanlar var

Benim bu tatsız olayla ilgili olarak tek tesellim, hükümetin izlediği politikanın AK Parti’nin önde gelen birçok ismi tarafından da tasvip edilmediğini görmek oldu.

Cumhuriyet resepsiyonunda fikirlerini sorma imkanı bulduğum pek çok vekil ve hatta bakan bu işe bir anlam veremediklerini ve son derece rahatsız olduklarını söylemekten çekinmediler.

Bana söylediklerini parti içinde açıkça söylemeye cesaret ettikleri gün, işte o gün, AK Parti’de yeni bir dönemin, olgunluk döneminin başlayacağını; 2023 hedeflerinin de ancak o zaman ulaşılabilir hedefler haline geleceğini düşünüyorum.

31.10.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et