<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yavuz Selvi, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/yavuzselvi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Jul 2025 15:07:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>İsrail’in Sıradaki Hedefleri, Ankara’nın Bölgedeki Rolü</title>
		<link>https://hurfikirler.com/israilin-siradaki-hedefleri-ankaranin-bolgedeki-rolu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 12:09:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208224</guid>

					<description><![CDATA[<p>7 Ekim’den bu yana İsrail’in Filistin’e sistematik olarak uyguladığı soykırımdan ziyade, İran-İsrail arasında bir savaş çıkıp çıkmayacağı daha fazla konuşulur hale geldi. Bu gündem, çoğu zaman Filistin’deki soykırımı perdelemeye olanak sağladı. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden bu yana sürekli olarak İran’ın İsrail’e ne cevap vereceğini tartışıyoruz. İran, adlarını değiştirerek Tel Aviv’e birçok kez [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/israilin-siradaki-hedefleri-ankaranin-bolgedeki-rolu/">İsrail’in Sıradaki Hedefleri, Ankara’nın Bölgedeki Rolü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>7 Ekim’den bu yana İsrail’in Filistin’e sistematik olarak uyguladığı soykırımdan ziyade, İran-İsrail arasında bir savaş çıkıp çıkmayacağı daha fazla konuşulur hale geldi. Bu gündem, çoğu zaman Filistin’deki soykırımı perdelemeye olanak sağladı. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden bu yana sürekli olarak İran’ın İsrail’e ne cevap vereceğini tartışıyoruz. İran, adlarını değiştirerek Tel Aviv’e birçok kez cevap verdiğini iddia etti. Her seferinde medyada “Büyük savaş başladı mı?”, “Üçüncü dünya savaşı mı geliyor?”, “İran nereye kadar ilerleyecek?” soruları da soruluyor. Ama her defasında bu soruların içi boş kalıyor.</p>
<p>Tahran yönetimi, İsrail’in saldırılarına ciddi bir karşılık veremediğinden, Tel Aviv her defasında bir adım ileriye gidiyor. Tahran ise her defasında daha fazla darbe alıyor ve imajını zedeliyor. Son saldırılarda da gördük ki İsrail, belki de istese İran dinî lideri Hamaney’i öldürebilirdi. İran’a bakacak olursak, yıllardan bu yana gördüğü ambargo ve uyguladığı politikaların sonucu olarak kâğıttan bir devlet olmaya doğru gidiyor. Başkentinin çok kolayca hedef alındığı, üst düzey komutanlarının aynı anda öldürülebildiği “büyük İran rejimi” yıkıma doğru gidiyor. Peki, asıl odaklanmamız gereken bu mu? Tabii ki de hayır.</p>
<p>İsrail’in bölgede Yemen, Lübnan, Suriye ve son olarak İran’ı birbirine yakın zaman diliminde hedef alması, vaad edilmiş toprak hayalini gerçekleştirmeyi hızlandırdığını bize gösteriyor. Bu da bize, bir sonraki hedefin Türkiye olabileceğini çok açık bir şekilde gösteriyor. Kimileri bunu hayal olarak görse de bu ihtimali görmeliyiz. Türkiye, bu tehdidi algılayıp bölgedeki ülkeleri iş birliğine ve dostluğa getirmeye çalışmıştır. İran ise bu dostluğu görmezden gelerek yine tarih boyunca yaptığını yaparak Türkiye’yi kendini bir rakip olarak seçmiştir. Günün sonunda Tahran yönetimi, dokunulduğu anda yıkılmayı bekleyen bir domino taşına dönüşmüştür. Türkiye, Suriye’de istikrarı sağlayarak, Irak’ta terörü büyük oranda yok ederek, Mısır’la ilişkilerini geliştirerek sıradaki tehdit olan İsrail’e karşı büyük bir ittifak kurmaya çalışıyor.</p>
<p>İsrail ve ABD, yıllar boyunca bölgedeki ülkeleri birbirine düşürerek ve bölerek bugünlerin zeminini hazırladı. Şöyle düşünelim; eğer İsrail’in yanı başında güçlü bir Suriye devleti olsa ve bu devletin her açıdan donatılmış sağlam bir hükümeti var olsa, Tel Aviv yönetimi İran’a bu kadar kolay saldırı gerçekleştirebilir miydi? Veya Netanyahu hükümeti Türkiye’yi hedef alırken rahat olabilir mi? Bu yüzden bölgede, İran’ın yaptığının aksine, bölgedeki ittifaklar güçlendirilerek Tel Aviv’e karşı sağlam durulmalıdır. Bir sonraki hamlenin bize gelebileceğini hesap ederek adımlarımızı atmalı ve dirayetli durmalıyız.</p>
<p>İran’ın mezhepsel politikası Orta Doğu’da çökmüştür. Hizbullah, Husiler derken İran, başkenti Tahran’ı bile koruyamaz hale gelmiştir. Bölgede bu gerçeği bilen ve farkına varan tek ülke de Türkiye&#8217;dir. Suriye’de Esad’ın devrilmesi ve muhaliflerin zaferi, Netanyahu ve İsrail tehdidini ötelemiştir. Yıllarca adeta İsrail’le iç içe politikalar benimsemiş Esad şu anda olsaydı, gelecekte Türkiye’yi neler beklerdi? Hepimiz tahmin edebiliyoruz. Bundan sonra bölgede atılacak adımlar, Türkiye öncülüğünde İsrail tehdidini durdurmaya yönelik olacaktır, olmalıdır.</p>
<p>15 Haziran 2025</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/israilin-siradaki-hedefleri-ankaranin-bolgedeki-rolu/">İsrail’in Sıradaki Hedefleri, Ankara’nın Bölgedeki Rolü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geç Uyanan Türk Solu</title>
		<link>https://hurfikirler.com/gec-uyanan-turk-solu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2025 09:23:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi, daha sonra ise yolsuzluk soruşturmasından gözaltına alınmasının ardından Türk siyasetinde oldukça hareketli günler yaşadık.  Daha olayın üzerinden kırk gün geçmeden ise mesele soğumaya bırakıldı. Süreç içerisinde ise Türk solunda yine geçmişten gelen benzer aksiyonları gördük. 2013 Gezi Parkı eylemleri sırasında olduğu gibi yıkım, şiddet, vandallık bu aksiyonların başında geldi. Bunun [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gec-uyanan-turk-solu/">Geç Uyanan Türk Solu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi, daha sonra ise yolsuzluk soruşturmasından gözaltına alınmasının ardından Türk siyasetinde oldukça hareketli günler yaşadık.  Daha olayın üzerinden kırk gün geçmeden ise mesele soğumaya bırakıldı. Süreç içerisinde ise Türk solunda yine geçmişten gelen benzer aksiyonları gördük. 2013 Gezi Parkı eylemleri sırasında olduğu gibi yıkım, şiddet, vandallık bu aksiyonların başında geldi. Bunun yanında demokrasi çatısı altında Türk ekonomisine zarar vermeye ulaşan eylemler dizisi ile de karşı karşıya kaldık.</p>
<p>Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Saraçhane’de toplanan grup polise saldırı, çevreye zarar verme gibi eylemlere karıştı. Bunları da demokrasi, hak, hukuk için yaptıklarını savundular. Maalesef ülkemizde belirli bir grubun kendine has demokratik çizgileri var. Öyle ki bu grubun istediği kadar ses çıkartabilirsiniz veya müdahale edebilirsiniz. Bunun içinde değilseniz demokrasiyi yok saymış oluyorsunuz. Ve linç kampanyasının da hedefinde oluyorsunuz.  Bu grubun bir diğer özelliği ise ülkede tüm yargılamaların, mağduriyetlerin kendilerini bulduğu sanmasıdır. Adeta ülkede 28 Şubat süreci yaşanmamış ve sonrasında 2011’in sonuna kadar başörtüsü sorunu devam etmemiş gibi. Bu grup tüm bu süreçleri görmezden geldiği gibi kimi zaman hukuksuzluğa da alkış tutan taraf olmuştur. Nitekim 2007 yılında Cumhurbaşkanı’nı seçtirmemek için Meclis’te oynanan oyunlara ve demokrasi dışı eylemlere Tandoğan meydanından destek verenler farklı kişiler değildi. Yine başörtüsü sorunu Meclis’te çözülmek istenince “kaos” benzetmesini yapanlar da bugünlerin sözde mağdur tarafı oldu.</p>
<p>28 Şubat sürecinde oldukça demokrat, barışçıl eylemler yapılırken 2007’de ise vatandaş oynanan oyuna erken seçimde sandıkta tepkisini gösterdi. Şimdi ise Saraçhane’de eylemleri kontrol edemeyen, ne yapacağını bilmeyen bir topluluk vardı. Sadece sağa sola saldırarak “demokrasi, hukuk” arıyorlardı. Daha sonra ise bir de boykot adı altında Türk ekonomisine zarar vermeyi amaçlayan eyleme kalkıştılar. Normal şartlarda dünyada eylem dediğimiz aksiyonu alan genelde sol partiler olurken Türkiye’de bu durum farklılaşıyor. Türkiye’de sol, eylemi vandalizme ulaştırırken kendi dairesi dışındakileri de ötekileştiriyor. 2013 Gezi olaylarında bunun en net örneğini gördük. Sesinin fazla çıkmasını haklılık gören bir grubun yakıp yıkmasını tüm Türkiye destekliyor gibi lanse ettiler. Sonucunda ise akabindeki seçimlerde büyük bir yenilgi yaşadılar. İsrail’e karşı en büyük eylemleri dünyada sol partiler yaparken Türkiye’de CHP sessiz kaldı. Hatta başlatılan boykotlara ise tepki gösterdi. Günün sonunda ise Ekrem İmamoğlu olayından sonra Türk markalarına karşı bir boykot girişiminde bulundular.</p>
<p>Bakıldığı zaman hem eylemlerin yapılış şekillerinde hem de zamanlamasında oldukça başarısız kalındı. Tüm bunlar olurken diğer tarafta sağ- muhafazakar- milliyetçi seçmen ise konsolide oluyor. Öyle ki 28 Şubat sonrası 2002 seçimleri, 2007 hukuksuzluğu sürecinde erken seçimde gelen başarılı sonuçlar ve Gezi Parkı eylemleri sonrasında iktidarın aldığı oy oranı ortada. Sağ seçmen her zamanki gibi sessiz çoğunluğu oluşturuyor. Ve eylemlerde kullanılan dil, yapılan hareketler ile resmen sağ seçmenin bir arada tutulması için önemli bir zemin oluşturuluyor. Türk solu için “geç uyanır” tabiri kullanılıyordu&#8230; İşte muhalif kesim de bu konsolide olmayı gördüğü için fonksiyonel sandığı eylemleri bitirdi. Günün sonunda Türk solu yine geç uyandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gec-uyanan-turk-solu/">Geç Uyanan Türk Solu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhalefetin Seçim Döngüsü: Adaylık Tartışmalarından Politika Üretmeye</title>
		<link>https://hurfikirler.com/muhalefetin-secim-dongusu-adaylik-tartismalarindan-politika-uretmeye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Feb 2025 14:16:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208059</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk siyasetini dikkatli takip ederseniz farklı aktörler ve tarihlerde benzer olayları bir döngü içerisinde yaşadığını görürsünüz.  Son olarak muhalefetin erken seçim istemesi, aday belirlemeye çalışırken yine akrabalık ilişkilerinden ne kadar yakın ve uzlaşı içinde oldukları imajını vermesi adeta bize 2023 Genel Seçimleri öncesini hatırlatıyor. Seçim istemek ve aday olmak demokratik sistemlerde son derece meşru ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/muhalefetin-secim-dongusu-adaylik-tartismalarindan-politika-uretmeye/">Muhalefetin Seçim Döngüsü: Adaylık Tartışmalarından Politika Üretmeye</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk siyasetini dikkatli takip ederseniz farklı aktörler ve tarihlerde benzer olayları bir döngü içerisinde yaşadığını görürsünüz.  Son olarak muhalefetin erken seçim istemesi, aday belirlemeye çalışırken yine akrabalık ilişkilerinden ne kadar yakın ve uzlaşı içinde oldukları imajını vermesi adeta bize 2023 Genel Seçimleri öncesini hatırlatıyor. Seçim istemek ve aday olmak demokratik sistemlerde son derece meşru ve olması gerekendir.  Fakat muhalefet olarak seçim istediğinizde son seçimlere göre bir yenilenme ve umut ortaya koymanız gerekir. 2023 Genel Seçimleri’ni düşündüğümüzde açık konuşmak gerekirse AK Parti&#8217;nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın en zor seçim dönemiydi. Pandemi ile gelen ekonomik ve sosyal bozukluk iki büyük deprem ile üst seviyelere çıkmıştı. Böyle bir durumda mevcut iktidarın ömrünü devam ettirmesi oldukça zor olmalıydı. Muhalefet ise ortaya koyacağı vizyon ve program ile topluma &#8220;daha iyisini yaparım ve düzeltirim&#8221; imajını vermesi gerekiyordu. Fakat o dönemde ne oldu?</p>
<p>Muhalefet sadece seçim istedi. Bunun ötesine geçemedi. Aylarca aday tartışıldı. Genel merkezler arasında gidildi gelindi, çaylar içildi.  Tam bir uzlaşı içerisinde olduklarını göstermek için büyük bir çaba sarf edildi. Daha sonra bu uzlaşının olduğunu göstermek için Ekrem İmamoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu arasında baba- oğul ilişkisi olduğu söylendi. Tüm bunlar olurken muhalefet, siyasetin asıl merkezini sokağı ve toplumu unuttu. Toplumun ne gibi sıkıntıları var? Neler bekliyorlar? Günün sonunda seçmenin çantada keklik olmadığını ve bir program ve yönetim kabiliyeti görmek istediklerini anladılar. Bununla birlikte hep kendileri hem de seçmenleri büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Şimdi seçimlerin üzerinden fazla bir zaman geçmemesine rağmen muhalefet yeniden bir seçim isteme girişiminde bulunuyor. Bu sefer farklı olan ne? Muhalefet gerçekten yeni bir seçime hazır mı?</p>
<p>Bu sefer muhalefetin stratejisi biraz daha farklı. Özellikle herhangi bir masa kurulumu gibi sözleri, talepleri yok. İlk önce kendi partileri içinde bir aday belirleme çabasına girdiler. Bunun yanında ön seçim, adaylık kavgası derken CHP yeniden bir çıkmaz tartışmanın içerisine girdi. Bunun yanında bir de Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş arasında adaylık krizi ortaya çıktı. Kamuoyu yaklaşık iki haftadır “Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu arasında bir sorun var mı? Yoksa uzlaşı içerisindeler mi? Kulislerde neler konuşuluyor?” sorularını tartışıyor.  Özgür Özel de Kılıçdaroğlu’na benzer bir çıkış yaparak Ekrem İmamoğlu için &#8220;aramızda kardeşlik hukuku&#8221; var dedi.  Ve bu üç isim arasında bir zirve düzenlendi. 2023 Genel Seçimleri arifesinde olan tüm gelişmeleri kısa sürede yaşadık ve gördük. Hatta 2028 Genel Seçimleri’ne 3 yıl gibi bir süre varken adeta 2023 seçimlerini aratmayacak bir seçim tartışması ve atmosferine girdik. Bu durum muhalefet açısından ne kadar doğru?</p>
<p>Yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere aradan sadece birkaç sene geçmesine rağmen muhalefet tarafı, aktörlerin bir kısmını değiştirerek yine aynı senaryo üzerinden seçim tartışmasına girdi. İktidar kanadı ise seçim tartışması gibi çıkmaz bir siyasetten ziyade içeride mevcut ekonomik durumları daha iyiye götürmeye; dış politikada ise oyun kurucu ve pro-aktif politika ile sorunları çözmeye taraf oluyor. Elbette bunları ne kadar doğru yapıyor? Mevcut ekonomik durumu daha iyiye götürebiliyor mu?  Bu, seçmen tarafında zamanı gelince oylanacak bir durumdur.  Muhalefetin iddiası bu durumların her geçen gün daha kötüleştiğidir. Fakat muhalefet bunlara herhangi bir çözüm önerisi sunmuyor. Veya dünyadaki herhangi bir küresel soruna karşı herhangi bir perspektif geliştiremiyor. Sadece seçim istiyor.  Seçim isterken de kendi içindeki kavga görüntüsünü ortaya çıkarıyor. 2023 seçimlerinde de muhalefetin en büyük dezavantajı içlerindeki “kavga ve koltuk kapma yarışını” kamuoyuna yansıtmasıdır. Bunun sonucunda da en heyecanlı oldukları seçimde büyük bir yenilgi aldılar. Yine aynı bir döngünün içerisindeyiz. Bu yüzden muhalefet aday olma yarışından ziyade politika üretmeye odaklanmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/muhalefetin-secim-dongusu-adaylik-tartismalarindan-politika-uretmeye/">Muhalefetin Seçim Döngüsü: Adaylık Tartışmalarından Politika Üretmeye</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Statükoyu Değiştiren Ülke: Türkiye</title>
		<link>https://hurfikirler.com/statukoyu-degistiren-ulke-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Dec 2024 08:39:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye desteği ile Suriye sahasında muhalifler uzun yıllardır devam eden durumu değiştirdi. İçeride ise hemen komple teorileri kendini gösterdi. “Bu durum İsrail’e yarar. Türkiye böyle bir hamleyi yapamaz.” Cümleler hemen her akşam TV programlarında dillendirildi. Elbette bu bakış açısı 20 yıl önce hemen yanı başında dahi olan olaylara ses çıkaramayan Türkiye gerçeklerinde oluyordu. Fakat şimdi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/statukoyu-degistiren-ulke-turkiye/">Statükoyu Değiştiren Ülke: Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye desteği ile Suriye sahasında muhalifler uzun yıllardır devam eden durumu değiştirdi. İçeride ise hemen komple teorileri kendini gösterdi. “Bu durum İsrail’e yarar. Türkiye böyle bir hamleyi yapamaz.” Cümleler hemen her akşam TV programlarında dillendirildi. Elbette bu bakış açısı 20 yıl önce hemen yanı başında dahi olan olaylara ses çıkaramayan Türkiye gerçeklerinde oluyordu. Fakat şimdi kabullenmemiz gereken bir durum sahada tezahür ediyor. Türkiye 2017 yılında dış politikada benimsediği proaktif politikaların meyvesini alıyor. Türkiye, Libya’dan Karabağ’a kadar gelişen olaylarda ve takındığı tavır ile çıkarımıza göre mevcut durumları oluşturma değiştirme güç ve kapasitesine sahip olduğunu gösterdi. Suriye’de ise devrimin başında göstermiş olduğu görece yanlış politikalardan dönerek akılcı ve tutarlı bir politika izlemeye başladı. Bununla birlikte Türkiye zaten Suriye’de kendi güvenliğini tehdit eden bir duruma karşı müdahil olacağını söylüyordu. Nitekim bunu terör koridorunun oluşturulmak istendiği hatlara Barış Pınarı, Zeytin Dalı gibi harekatları yaparak gösterdi.</p>
<p>Bunların ardından da gelinen durumda rejime sağlanan dış desteğin azaldığı bir dönemde Türkiye yıllardır devam eden sıkışmış ve bir statüko oluşturmuş Suriye sahasını değiştirmeye muktedir oldu. Türkiye’nin desteklediği Suriye Milli Ordusu ve diğer muhalif gruplar Halep, Tel-Rıfat, Hama ve Humus’ta yürüyüşünü devam ettirirken Türkiye’de Esat’tan daha tedirgin ve endişeli bir grup oluştu. Bu grup özellikle yazımın başında belirttiğim gibi günlerdir Suriye’de olup bitenlerin ardında İsrail ve ABD ülkelerinin parmağını arıyor. Fakat rejimin özellikle havalimanı ve enerji hatları gibi yerlerden çekilirken yerlerini PKK/PYD terör örgütüne bırakması aslında sahada işbirliği içerisinde çalıştıklarını gösteriyor. Hemen bunun ardından İsrail’in stratejik silahların muhaliflere geçmemesi için silah depolarını vuracaklarını söylemeleri de yine sahada PKK/PYD, Esad Rejimi ve İsrail ortaklığını bizlere gösteriyor.</p>
<p>Burada kabullenmemiz gereken durum Türkiye’nin artık milli çıkarları doğrultusunda mevcut durumları değiştirme gücü mevcuttur. Bundan sonraki durum tartışılabilir. Ortaya yeni bir statükodan çıkması ve buradan çıkan durumu muhafaza edilmesi daha sonra ise bölünmeden bir Suriye inşa etmek en önemli meselelerden biri olacaktır. Türkiye bunu başarabilir mi? Masada ne derecede istediğini alabilir? Bütün bu konuları tartışabiliriz. Fakat mevcut durum mutlak bir Türkiye destekli muhalefetin ve diğer silahlı grupların başarısıdır. Amerika’da Trump’ın 20 Ocak’ta göreve gelmesi, Rusya’nın Ukrayna bataklığına saplanması ve İran’ın Hizbullah gücünün artık neredeyse yok olmasıyla Türkiye, çevresindeki bu güç boşluğunu doldurmaya muktedir olmuştur.</p>
<p>Türkiye bu sinyalleri yazının başında belirttiğim üzere Libya, Karabağ ve yeri geldiğinde Suriye’de mevcut operasyonları ile veriyordu. Bundan sonra bölgede Türkiye’nin gerçek ve sahici bir aktör olduğunu İran’ın gücünün yıprandığını anlamamız gerekiyor. Bu saatten sonra Türkiye’nin bölgesel gücünün nereye evrileceğini Türkiye’nin kendi politikaları hamleleri belirleyecektir. Dünyada süper güç denilen devletlerin daha çok kendi iç meseleleri ile uğraştığı veya farklı sorunlarla boğuştuğu bir dönemde Türkiye’nin gerek bölgesel gerekse küresel anlamda önemi daha da artacaktır. Türkiye yeri geldiğinde Libya’da statükoyu korurken yeri geldiğinde Suriye’de statükoyu bir haftada değiştireceğini ortaya koydu.  Bundan sonrası ise bölünmeyen, toprak bütünlüğü sağlanmış olan bir Suriye inşa etmek olacaktır. Bölünmüş bir Suriye veya PKK/PYD gibi terör örgütlerine alan açılmış yeni bir durum bu sefer Ankara’ya da farklı tehditler oluşturacaktır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/statukoyu-degistiren-ulke-turkiye/">Statükoyu Değiştiren Ülke: Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elon Musk’ın Bakanlığı X’in Tarafsızlığına Gölge Düşürür Mü?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/elon-muskin-bakanligi-xin-tarafsizligina-golge-dusurur-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Nov 2024 12:48:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İfade Hürriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207925</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medya platformlarının sayısının artması ve internetin bulunduğu her ortama girmesi yeni sorunları da beraberinde getirdi. Sosyal medya platformlarının mesajlarıyla kitleleri mobilize etmesinden bu yana hükümetler ve vatandaşlar arasında yeni çatışmalar ortaya çıktı. Özellikle bu yeni büyük ve masrafsız gücün kontrolü nasıl olmalı sorusu sıklıkla soruluyor. Kimi zaman devletler bu gücü sınırlamaya kalkarken kimi zaman [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/elon-muskin-bakanligi-xin-tarafsizligina-golge-dusurur-mu/">Elon Musk’ın Bakanlığı X’in Tarafsızlığına Gölge Düşürür Mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medya platformlarının sayısının artması ve internetin bulunduğu her ortama girmesi yeni sorunları da beraberinde getirdi. Sosyal medya platformlarının mesajlarıyla kitleleri mobilize etmesinden bu yana hükümetler ve vatandaşlar arasında yeni çatışmalar ortaya çıktı. Özellikle bu yeni büyük ve masrafsız gücün kontrolü nasıl olmalı sorusu sıklıkla soruluyor. Kimi zaman devletler bu gücü sınırlamaya kalkarken kimi zaman da kitlelerine ulaşmada bir yol olarak görüyorlar. Son olarak ABD seçimlerinde Elon Musk&#8217;ın sahibi olduğu X (twitter) platformu üzerinden Trump lehine göstermiş olduğu performans kabinede kendisine bir bakanlık koltuğu verilmesi ile taçlandırıldı.</p>
<p>Biden yönetiminde Musk&#8217;ın sancılı günler geçirmesinin ardından şimdi de hükümette yer alması tartışmaları da beraberinde getirdi. Son olarak da Elon Musk&#8217;ın bakan olmasının ardından <em>The Guardian</em> tepki olarak artık X platformundan paylaşım yapmayacağını duyurdu. Gerekçe olarak ise, &#8220;X&#8217;in zehirli bir medya platformu&#8221; olduğu ve &#8220;sahibi Elon Musk&#8217;ın nüfuzunu kullanarak siyasi söylemi şekillendirebildiği&#8221; söylendi. Diğer taraftan Alman futbol ekibi Werder Bremen de X platformunun “ifade özgürlüğü” adı altında nefret söylemlerinin yayılmasını gerekçe göstererek artık buradan paylaşım yapmayacaklarını duyurdu. Şimdi ise sorgulanan konu tam olarak da bu. Hükümet üyesi bir kişinin elinde olan bu sosyal medya platformu tarafsızlığını koruyabilecek mi?</p>
<p>Facebook, Instagram, Tiktok ve X platformları şimdilerde oldukça tartışma konusu haline geldi. Etkileyebildikleri kişiler, kurumlar, topluluklar ve hükümet yetkilileri dikkate alındığında bu platformların faaliyetleri klasik anlamda olmasa da adeta bir lobicilik faaliyetini andırıyor. Durum böyle olunca sosyal medyanın sınırı, kapasitesi tartışılır hale geldi. Bu tartışmalar çerçevesinde hükümetlerin sosyal medya platformlarına getirdikleri düzenlemeler de ardı ardına geldi. Kimi zaman bu düzenlemeler veya kısıtlamalar da tartışılır durumda. Özellikle ABD&#8217;nin Tiktok yasağı, Almanya&#8217;nın &#8220;Sosyal Ağlarda Yasaların Uygulanmasının İlerletilmesi Kanunu&#8221;, Çin&#8217;in Batılı sosyal medya platformlarına yasak getirmesi ve Türkiye&#8217;nin sosyal medya platformlarını düzenleyici olarak getirdiği kanunlar ve kararlar&#8230; Bütün bu saydıklarımızın ortak özelliği ise &#8220;sosyal medyaya kısıtlama&#8221; getiriyor olmaları. Durum böyle olunca “kısıtlama” diye tabir edilen durumun yasallığını da tartışmak gerekiyor. Birincisi &#8220;her türlü paylaşım yapılabilir mi?&#8221; ikincisi “yapılan paylaşımların denetim mekanizması nasıl olmalı?&#8221; Son olarak ise &#8220;bu platformların tarafsızlığı nasıl işletilecek?&#8221;</p>
<p>İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi&#8217;nin 12. maddesinde yer alan &#8220;Hiç kimsenin özel yaşamına, ailesine, evine ya da yazışmasına keyfi olarak karışılamaz, onuruna ve adına saldırılamaz. Herkesin, bu gibi müdahale ya da saldırılara karşı yasa tarafından korunma hakkı vardır&#8221; söylemi kesin olarak keyfî bir müdahaleyi sınırlarken insan onuruna, hayatına herhangi bir saldırının yapılamayacağını da ifade ediyor. Yine Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi&#8217;nin 8. maddesinde yer alan &#8220;Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir&#8221; ifadeleri de bunu pekiştiriyor.</p>
<p>Tam da bu noktada Musk&#8217;ın hükümette yer almasından sonra Trump aleyhine yapılan bir paylaşımı nefret söylemi kriterlerine göre değerlendirilmesi ne kadar objektif olacaktır? Örneğin bu minvalde bir paylaşımın Trump iktidarına zarar verdiği için mi kaldıracak ya da gerçekten nefret söylemi veya manipülasyon içerdiği için mi kaldırılacaktır?  Sadece bir paylaşımın kaldırılmasından ziyade burada yapılan paylaşımların Trump iktidarını pekiştirmesi de sağlanabilir. Seçim döneminde Dijital Nefretle Mücadele Merkezi&#8217;nin (CCDH) &#8220;X Content Moderation Failure How Twitter/X continues to host posts we reported for extreme hate speech&#8221; başlıklı analizinde X&#8217;in nefret söylemi politikasını ihlâl edip etmediği değerlendirildi. X platformunda rapor edilen 300 paylaşımın % 86&#8217;sının aktif olduğu gözlemlendi. Ayrıca bu nefret söylemi içeren paylaşımların ise tam olarak 2 milyar kez görüntülendiği de raporda belirtildi.</p>
<p>Böyle bir durumda X ne kadar bağımsız olacak? Dijital İnovasyon Girişimi&#8217;nde kıdemli bir araştırmacı ve Avrupa Politika Analizi Merkezi&#8217;nde Bandwidth&#8217;in editörü olan Bill Echikson da Musk için yaptığı analizde, Elon Musk’ın X platformunu satın almasının ardından manipülasyon içeren paylaşımlar üzerinde denetimi azalttığını ve böylece seçimlere etki ettiğini vurguluyor.</p>
<p>Bir diğer çetrefilli olan konu ise Avrupa Birliği yürütme organının X hakkında 2023 yılında başlatmış olduğu soruşturmanın geleceğidir. AB Komisyonu sözcüsü her ne kadar “ABD&#8217;deki seçim, Avrupa Birliği&#8217;nde Dijital Hizmetler Yasası&#8217;na uyulmasını sağlamaya yönelik uygulama çalışmalarımızı etkilemeyecektir” ve “Elon Musk’ın platformunun kuralları ihlâl etmesi halinde kişisel olarak sorumlu tutulacaktır” açıklamasında bulunsa da Trump’ın hükümetindeki bir kişiye bu cezayı vermesi gerçekten kişisel mi yoksa siyasal bir cezalandırma mı olacaktır?</p>
<p>Sonuç olarak nereden bakarsak bakalım Elon Musk’ın hem bir sosyal medya platformu sahibi olması hem de hükümette yer alması önümüzdeki dönemde tartışmaları daha da arttıracaktır. Bu tartışmaların da bağımsız sosyal medya, algı, manipülasyon çerçevesinde olması bekleniyor. Bunların tartışıldığı yerde sosyal medya günün sonunda ya sınırlarını daha fazla genişletecek ya da hükümetler tarafından sınırlandırılacaktır. Atılacak adımlar şüphesiz sosyal medya platformlarının üzerindeki tartışmaları kaldırmayacaktır. Tüm bunlar önümüzdeki günlerde, seçim süreçlerinde sosyal medya platformlarının hayatımızdaki yerini ve bağımsızlığını daha fazla tartışmaya açacaktır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/elon-muskin-bakanligi-xin-tarafsizligina-golge-dusurur-mu/">Elon Musk’ın Bakanlığı X’in Tarafsızlığına Gölge Düşürür Mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortadoğu’da Sarsılmayan Dostluk: İran-İsrail</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ortadoguda-sarsilmayan-dostluk-iran-israil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2024 12:07:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207571</guid>

					<description><![CDATA[<p>En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim unutmadan, unutturmadan. İsrail Filistin’i vurmaya devam ediyor. İsrail Gazze’de soykırımına devam ediyor. Üstelik bunu İran’dan sözde tehdit algısı varken de devam ettiriyor. Cumartesi gecesi herkes pür dikkat İran’ın İsrail’e karşı başlattığı adına kimilerin savaş, kimilerin tiyatro, İran’ın ise “gerçek vaat” dediği ve sonunda Tel Aviv yönetimine gözdağı vermeyi amaçladığı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ortadoguda-sarsilmayan-dostluk-iran-israil/">Ortadoğu’da Sarsılmayan Dostluk: İran-İsrail</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim unutmadan, unutturmadan. İsrail Filistin’i vurmaya devam ediyor. İsrail Gazze’de soykırımına devam ediyor. Üstelik bunu İran’dan sözde tehdit algısı varken de devam ettiriyor.</p>
<p>Cumartesi gecesi herkes pür dikkat İran’ın İsrail’e karşı başlattığı adına kimilerin savaş, kimilerin tiyatro, İran’ın ise “gerçek vaat” dediği ve sonunda Tel Aviv yönetimine gözdağı vermeyi amaçladığı operasyona dikkat kesildi. “Savaş başladı” çığlıkları hemen arkasına geldi. Gerçekten işin gerçeği böyle miydi? Bu hamle İran tarafından neden yapıldı?</p>
<p>Uluslararası ilişkilerde olayları yorumlamak için gerek anlam bütünlüğü gerekse zaman ve olay örgüsü büyük önem arz ediyor. İran saldırıyı ne zaman yaptı? ABD Başkanı Biden olmak üzere kongre üyelerinden çok ciddi şekilde son bir haftadır Netanyahu hükümetine “ateşkes” çağrıları yapılıyordu. Öyle ki Washington Netanyahu hükümetini tartışmaya dahi açtı. 7 Ekim olaylarının başlangıcından bu yana ABD ve Batı’nın İsrail’le sarsılmaz dostluğu ilk defa sarsılmaya başlamıştı. Özellikle ABD seçimlerinin yakın gelecekte olmasıyla birlikte Biden, Müslüman seçmenlerinden alacağı tepkiyi azaltmak için böyle bir yola başvurmuştu.</p>
<p>Fakat tam bu noktada alışılmış bir durum ile karşı karşıya kaldık. İsrail Suriye’de İran konsolosluğunu vurarak bölgede gerilimin fitilini ateşledi. İran ise ardı ardına tehdit mesajlarını yayımlamasının ardından bölge barut fıçısına döndü. İşte tam bu noktada bölgedeki İsrail desteğine olan meşruiyeti İran’ın varlığından alan ABD, herhangi bir olası saldırıda Tel Aviv’e sarsılmaz desteğini iletti. Saldırı gerçekleştikten sonra ise bir anda İsrail katliamları unutularak Washington yönetimi ve Batı dünyası tekrardan İsrail’in arkasında saf tuttu. Peki bu durum hangi sonucu ortaya çıkardı?</p>
<p>İran, İsrail’i doğrudan hedef alması ile övünse de günün sonunda birkaç saatlik bir gündem oluşturmanın ötesine geçememiştir. İran’ın ayrıca askerî başarısızlığı da bir kez daha gözler önüne serilmiştir. İsrail’in Filistin’e yönelik soykırımının ardından kendisine bağlı güçler tarafından da hiçbir zaman İsrail’e gerekli zararı verememiştir. İran her zaman olduğu gibi tehditleri ve söylemleri ile ABD-İsrail ilişkisine meşruiyet sağlamaya devam etmiştir.</p>
<p>Günün sonunda İran-İsrail sarsılmaz dostluğu güçlenerek devam etmiştir. Bunun yanı sıra İsrail de istediğini almış Filistin’e yaptıklarını unutturarak bizleri çok kısır bir tartışma olan İran-İsrail olası savaş senaryosunu tartışmaya itmiştir. Filistin’in Gazze şeridi yerle bir olurken Tahran yönetiminin içi boş açıklamalarını takip etmek, tartışmak bizleri hiçbir yere vardırmayacaktır. Bir daha yazalım. Bizler bunları tartışırken İsrail Filistin’i vuruyor. İsrail Filistin’de soykırım yapıyor.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ortadoguda-sarsilmayan-dostluk-iran-israil/">Ortadoğu’da Sarsılmayan Dostluk: İran-İsrail</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>31 Mart Seçimleri: Eleştiri Yapabilmek</title>
		<link>https://hurfikirler.com/31-mart-secimleri-elestiri-yapabilmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Apr 2024 09:44:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207544</guid>

					<description><![CDATA[<p>31 Mart Mahalli İdareler Seçimi bitti ve iktidar 22 yıl sonra ilk seçim yenilgisini aldı. Ak Parti 2019 yılında bir çok büyükşehiri kaybetmesine rağmen Türkiye genelinde oy oranı olarak birinci sırada yerini korumuştu. Fakat bu seçimde öyle olmadı. Bu sonuçlar gerek kazanan taraf için gerekse kaybeden taraf içinde elbette büyük bir sürpriz oldu. Yapılan araştırmalarda [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/31-mart-secimleri-elestiri-yapabilmek/">31 Mart Seçimleri: Eleştiri Yapabilmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>31 Mart Mahalli İdareler Seçimi bitti ve iktidar 22 yıl sonra ilk seçim yenilgisini aldı. Ak Parti 2019 yılında bir çok büyükşehiri kaybetmesine rağmen Türkiye genelinde oy oranı olarak birinci sırada yerini korumuştu. Fakat bu seçimde öyle olmadı. Bu sonuçlar gerek kazanan taraf için gerekse kaybeden taraf içinde elbette büyük bir sürpriz oldu.</p>
<p>Yapılan araştırmalarda büyükşehirleri tekrardan muhalefetin kazanacağı gözüküyordu. Ancak Türkiye genelinde AK Parti’nin bu kadar büyük bir kan kaybı yaşayacağı ön görülmüyordu. “Biz bunu öngörmüştük” diyen kimi gazetecilerin seçim öncesinde hiç de böyle yorumlar yapmadığına hepimiz şahit olduk. Belki de iktidar kanadına en büyük darbeyi veya yanlış yönlendirmeyi de yine bu kesim yaptı. Çünkü sahada bir gerçeklik vardı. Pandemi ile birlikte gelen büyük bir ekonomik yıkım henüz düzeltilememişti. Dünyadaki savaş alanları ile bozulan tedarik sistemi ve Türkiye’deki depremle de bu ekonomik sıkıntılar katlanarak devam etmiştir.</p>
<p>Bunun sonucunda halk yerel seçimlerde ekonomik krizin faturasını kesmiştir. Bu olağan ve demokrasilerde olması gereken bir durumdur. Çünkü 2019’dan bu yana vatandaş bir ekonomik kriz ile karşı karşıya ve bunun refleksini, tepkisini hiçbir noktada veremedi. 2023 seçimlerinin dinamiği ‘güvenlik’ temasında geçtiğinden vatandaş daha farklı bir sonucu önümüze getirdi. Bir yıl sonra ortaya çıkan bu tablo aslında 3-4 yılın birikimi olarak okunabilir. Bu bakımdan iyidir çünkü; muhalefetin sandıkta kazanabildiğini ve demokratik çerçevede bunun olduğunu görmesi Türkiye’nin demokrasisini daha da kökleştirecek ve toplumun her katmanı tarafından bu değerlerin sahiplenmesine sebebiyet verecektir.</p>
<p>Diğer taraftan iktidar açısından elbette bu sonuçlar derinlemesine incelenmelidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan balkon konuşmasında bu soruna dikkat çekti. Ve partide sadece kendisinin seçmenin mesajını aldığı, algıladığı balkon konuşmasındaki cümlelerinden ortaya çıktı.  Bu konuşma ve sonuçlar da bizlere parti içerisinde önemli değişikliklerin olacağının haberini verdi. AK Parti’de son yıllarda birçok defa ‘mental yorgunluk’ adı altında değişim süreçleri yaşanmıştır. Elbet AK Parti’yi ayakta tutan dinamiğin bu değişim olduğunu da biliyoruz. Fakat AK Parti’de son yıllarda bu değişim sadece isimlerin değişmesi bazında kalmıştır. AK Parti’de mentalite, düşünce ve bakış açısı değişimi olamamıştır. Fakat AK Parti bunu daha önceki tecrübelerinden de başarabilecek ölçekte bir parti olduğunu zaman zaman kanıtlamıştır. Şimdi önümüzdeki süreçte AK Parti’nin Erdoğan liderliğinde nasıl bir değişim geçireceğini izleyeceğiz. AK Parti eğer günümüz şartlarına uygun dil ve üslup olarak bir bakış açısı ile seçmene ulaşabilen ve partinin kurucu değerlerine de sahip çıkan kişilerden bir kadro oluşturur ise Erdoğan’ın balkon konuşmasında dediği gibi bu parti için &#8216;bir bitiş değil dönüm noktası’ olur.</p>
<p>Diğer yandan AK Parti cenahının sandığa gitmediğini ve günün sonunda CHP’nin bir başarısı olmadığı ve AK Parti’nin başarısız olduğu argümanını duyuyoruz. Siyasette bir tarafın başarısızlığı diğer tarafın başarısını getirdiği gibi bir tarafın başarısı da diğer tarafın başarısızlığını getirir. Kendi seçmenini sandığa götürememesi AK Parti kadrolarının bir suçu olduğu gibi 2023 Mayıs seçimleri sonrasında ağır yenilgiden sonra kendi seçmenini sandığa gitme konusunda ikna etmeyi başaran CHP kadrolarında bir başarı mutlaka vardır. Bu gerçekleri görmeden veya halı altına süpürerek görmezden gelindiği sürece 2024 Mahalli İdareler Seçimi gibi sürpriz sonuçlarla karşılaşmamız hiç şüphesiz kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p>Türk siyasetine baktığımız zaman siyasî iktidarların zayıfladığı ekonominin bozulduğu dönemlerde çok fazla parti ortaya çıkarak belirli oy potansiyeline ulaşır. AK Parti’nin yönetimde ülkenin ekonomik olarak zayıflaması da Türkiye’de bu sonucu meydana getirmiştir. Gerek 2023 seçimleri gerekse gerçekleştirdiğimiz 2024 seçimlerinde bunu gördük. Yeniden Refah Partisi tam da bu noktada çıkarak AK Parti’den önemli bir oy koparmayı başarabilmiştir. Fakat seçimlerde şunu da atlamamak gerekiyor. Yerel seçimlerde vatandaşlar 2019’da olduğu gibi uyarı verir. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu uyarıları çok iyi anlayan yılların siyasetçisi olarak balkon konuşmasında tam olarak bu konuya değindi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir sonraki seçimlere kadar ekonomiyi düzelteceklerini ısrarla vurguladı.</p>
<p>Genel seçimler Türkiye’de ‘güvenlik’ ekseninde gittiğinden vatandaşın tercihleri daha farklı olabiliyor.  Yerel seçimlerde ise vatandaş  mutfak, geçim derdi, yaşam standartları üzerinden yorumlayarak farklı partilere oy verebiliyor; oyunu değiştiriyor. Bu noktadan sonra AK Parti’nin değişimini ve adımlarını gözlemleyerek önümüzdeki dönemin ipuçlarını da alacağız.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/31-mart-secimleri-elestiri-yapabilmek/">31 Mart Seçimleri: Eleştiri Yapabilmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>31 Mart Seçimleri Sonrasında Türkiye’yi Neler Bekliyor?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/31-mart-secimleri-sonrasinda-turkiyeyi-neler-bekliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Mar 2024 09:34:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207439</guid>

					<description><![CDATA[<p>31 Mart seçimlerine sayılı günler kaldı. Her ne kadar son virajda seçim atmosferi ve heyecanı yüksek olsa da süreç boyunca mahallî idareler seçimi istenilen heyecanı oluşturamadı. Elbette muhalefetin Mayıs genel seçimlerinde aldığı ağır yenilgi ve kendi seçmeninde oluşturduğu heyecansızlık ve umutsuzluk bunda oldukça önemli bir rol oynadı. Öte yandan 2023 seçimlerinde muhalefet bozulan ekonomi ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/31-mart-secimleri-sonrasinda-turkiyeyi-neler-bekliyor/">31 Mart Seçimleri Sonrasında Türkiye’yi Neler Bekliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>31 Mart seçimlerine sayılı günler kaldı. Her ne kadar son virajda seçim atmosferi ve heyecanı yüksek olsa da süreç boyunca mahallî idareler seçimi istenilen heyecanı oluşturamadı. Elbette muhalefetin Mayıs genel seçimlerinde aldığı ağır yenilgi ve kendi seçmeninde oluşturduğu heyecansızlık ve umutsuzluk bunda oldukça önemli bir rol oynadı.</p>
<p>Öte yandan 2023 seçimlerinde muhalefet bozulan ekonomi ve yaratılan algı ile iktidarın değişeceğini ve kazanacaklarına oldukça emindi. Bu olmayınca muhalefet seçmeni büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Tabiî kurulan geniş bir ittifak ve alınan yenilgi sonucunda 2024 Mahalli İdareler Seçimi’ne giderken muhalefet seçmeninin bir kısmı sandığa gitmeyeceğini belirtmişti.</p>
<p>İktidar tarafında ise ekonomik sıkıntıların baş gösterdiği bir dönem olması sebebiyle seçmeninde bir heyecansızlık var. Öte yandan yerel seçimler ‘’İstanbul seçimlerine’’ indirgenince genelde çok önemli bir etki ve heyecan oluşturmadı. Hâlbuki yurt genelinde Edirne, Bursa, Eskişehir, Ordu, Antalya gibi şehirlerin farklı partilere geçeceği konuşuluyor. Fakat iktidar ve muhalefetin İstanbul üzerinden bir seçim okuması yapması neticesinde bu bölgeler yeterince konuşulamadı.</p>
<p>Nereden bakarsak bakalım şu bir gerçek ki önümüzde yorgun partiler ve sandığa gitmekten yorulmuş bir Türk milleti duruyor. Durum böyle olunca seçimlerden çok seçimler sonrasında bizleri neler beklediği daha çok konuşulur oldu. Özellikle Recep Tayyip Erdoğan’ın üçüncü dönem adaylık durumu veya yeni bir anayasa yapmanın gerekliliği ve CHP içerisinde “eş başkanlık”tartışmalarının tam da bu dönemde yükselmesi söylememizi destekliyor.</p>
<p>Öte yandan ekonomi cephesinde ise Temmuz sonrası beklenilen düzelmenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği vatandaşın daha çok gündeminde yer alıyor.</p>
<p>Şüphesiz seçim sonrasında yeni anayasa konuşacağımız konuların ilk başında geliyor. Özellikle yaz aylarından sonra bu konunun ete kemiğe bürünmesi bekleniyor. Türkiye 2002’den bu yana sivilleşme yönünde çok önemli adımlar atıyor. Sivilleşmenin en önemli ayaklarından biri olarak 82 darbe anayasasından ülkemizin kurtarılması gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da sivil bir demokrasinin tam tesisi için yeni bir anayasa yapımına hız vereceği bekleniyor. Türkiye her ne kadar vesayeti geride bırakmış olsa da kullandığımız anayasa ve sistemin kurucuları darbeci olduğu için siyasi bir istikrarsızlıkta tekrar bu yapıların ortaya çıkmayacağı kesin değildir.</p>
<p>Bu yüzden seçim sonrasında iktidar önce Meclis’te gerekli çoğunluğu sağlamaya çalışacak. Bu olmadığı takdirde referandum için zorlayacak ve halkın önüne sivil bir anayasa oylaması ile gelecektir.</p>
<p>Cumhurbaşkanı’nın üçüncü dönem adaylığı konusu ise yakın zamanda tartışacağımız konular arasında yer almayacaktır. Türkiye’de 2019 seçimlerinde muhalefetin önemli büyük şehirleri almasından sonra bir erken seçime gidilecek algısı yaratıldı. Özellikle bu kültür Türkiye’nin geçmişinden gelen kalıplaşmış bir olgudur. Fakat iktidar genel ve yerel seçimleri birbirinden ayırdığını erken seçime gitmeyerek göstermiştir.</p>
<p>Öte yandan Sayın Erdoğan 2002’den bu yana seçimleri çoğunlukla vaktinde yaparak siyasi istikrarın olduğunu vurgulamış ve bunu her zaman önemsemiş bir lider olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden Türkiye’nin yakın bir zamanda bir genel seçime gitmesi de zor gözüküyor.</p>
<p>Muhalefet kanadında ise yerel seçimler sonrasında her ne kadar çok önemli değişiklikler beklenmese de CHP içerisinde liderlik çekişmesinin olacağı öngörülüyor. CHP içerisindeki muhalefetin birleşerek Kılıçdaroğlu’nu devirmesinden sonra parti içerisinde istenilen değişimin gerçekleşmediği dillendiriliyor. Çünkü eski liderin ekiplerini tasfiye edip yeni liderin kadrolarını yerleştirerek bir değişimin olmayacağı, yerel seçimlerde adaylık belirleme sürecinde gözüktü.</p>
<p>Öte yandan Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu arasında bir liderlik savaşının da gizliden gizliye yürütüldüğünü izliyoruz. İmamoğlu’nun özellikle İstanbul kampanyasında bireysel hareket etmesi ve kampanya sürecinde kullandığı sloganlardan fotoğraflara kadar sadece kendisine yer vermesi Özgür Özel’e bir mesaj olarak algılandı. İmamoğlu’nun tekrar İstanbul’u alması ve gücünü perçinlemesi Özgür Özel’in ise genel başkanlığa tam olarak adapte olamamasından dolayı CHP Genel Başkanlığı için yeni bir yarışın habercisi olabilir. Çünkü İmamoğlu 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken Partisi’nin başında olan bir Cumhurbaşkanı adayı olmak isteyecektir.</p>
<p>Ekrem İmamoğlu İstanbul seçimlerini 2019 yılında Altılı Masa diye tabir ettiğimiz Millet İttifakı çatısında kazanmıştı. Şimdi bu ittifak dağılmış ve CHP, sadece DEM Partisi’nin örtülü ittifakı ile seçime girecektir. İmamoğlu’nun böyle bir durumda galip çıkması halinde, 2028 için en güçlü adaylar arasında yer alacaktır.</p>
<p>Elbette DEM Partisi’nin buradaki desteğini de unutmamak gerekiyor. Yerelde yaptığınız örtülü ittifaklar daha kolay olurken Ekrem İmamoğlu bundan sonraki süreçte DEM Partisi’ni bir kambur olarak sırtında mı taşıyacak yoksa açıktan bir şekilde ittifak yaparak mı yoluna devam edeceği de önemli soru işaretlerinden olacaktır. Çünkü burada atılacak bir adım ya Türk halkını memnun etmeyecek ya da DEM Partisi’ni memnun etmeyecektir. Ekrem İmamoğlu’nun bu süreci de yönetmesi gerekiyor.</p>
<p>İktidar açısından kaybedilecek bir İstanbul elbette moral bozukluğuna yol açacaktır. Türkiye genelinde ise kaybedilecek şehirler olur veya sayıları artarsa kadrolarda önemli değişiklikler görebiliriz. Çünkü Erdoğan AK Parti’yi 20 yılı aşkın süredir bu şekilde dinamik ve ayakta tutmayı başarıyor.</p>
<p>Türkiye önce atlattığı genel seçimler şimdi ise atlatacağı yerel seçimler sonrasında her ne kadar sakin bir dört yıl beklese de gerek dış politika (Suriye ve Irak meselesi) ve gerekse partilerin atacağı adımlar ile oldukça hareketli günlere sahne olacaktır. Bizler de bu süreci yakından takip edip aktarmaya devam edeceğiz.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/31-mart-secimleri-sonrasinda-turkiyeyi-neler-bekliyor/">31 Mart Seçimleri Sonrasında Türkiye’yi Neler Bekliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Güç Odakları: Türkiye-Azerbaycan</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yeni-guc-odaklari-turkiye-azerbaycan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Feb 2024 10:21:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207203</guid>

					<description><![CDATA[<p>Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini tamamlandı. Mevcut Cumhurbaşkanı İlham Aliyev yeniden seçildi. Belki bu sonuç çoğumuza göre sürpriz olmadı ve malûmun ilânı oldu. Fakat seçimi önemli ve tarihî kılan tabiî ki seçim sonuçları olmadı. Azerbaycan tam 30 yıl sonra toprak bütünlüğü içerisinde ilk defa bir seçim gerçekleştirdi. Ermenistan işgalinden kurtulan Karabağ bölgesinde ilk sandıklar kuruldu ve 22.000 [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yeni-guc-odaklari-turkiye-azerbaycan/">Yeni Güç Odakları: Türkiye-Azerbaycan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini tamamlandı. Mevcut Cumhurbaşkanı İlham Aliyev yeniden seçildi. Belki bu sonuç çoğumuza göre sürpriz olmadı ve malûmun ilânı oldu. Fakat seçimi önemli ve tarihî kılan tabiî ki seçim sonuçları olmadı.</p>
<p>Azerbaycan tam 30 yıl sonra toprak bütünlüğü içerisinde ilk defa bir seçim gerçekleştirdi. Ermenistan işgalinden kurtulan Karabağ bölgesinde ilk sandıklar kuruldu ve 22.000 seçmen oyunu kullandı. Böylece Azerbaycan seçimle de birlikte kendi topraklarını işgalden kurtardığını ve entegrasyonunu tamamladığını dünyaya ilan etmiş oldu. İlham Aliyev‘in de oyunu işgalden kurtarılan Hankendi’de kullanması gerek Ermenistan’a gerekse dünyaya bir mesaj olarak yorumlandı.</p>
<p>Azerbaycan’ın topraklarını Türkiye’nin de desteği ile kurtarmasından sonra artık dünya siyasetinde daha aktif rol oynayacağı düşünülüyor. Hatta bu 2020’deki 2. Karabağ Savaşı’ndan sonra daha görünür hale geldi. Örnek olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Azerbaycan’ın tanıyacağı haberlerini gösterebiliriz.</p>
<p>Azerbaycan’ı önemli kılan elbette birkaç husus var. Bunların başında ise enerji kaynakları gelirken, ikinci olarak jeopolitik konumu Azerbaycan’ı önemli kılıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan sonra Azerbaycan’ın elinde bulunan enerji kaynakları Batı’nın oldukça dikkatini çekti. Bu durum Batı’nın İlham Aliyev ile sıcak ilişkiler geliştirmesine sebebiyet verdi.</p>
<p>Ayrıca Azerbaycan’ın orta koridor diye tabir ettiğimiz kuşak-yol güzergahının üstünde bulunması da ülkeyi önemli kılıyor. Azerbaycan’ın hem dünya ticaretinin geçtiği yolların üstünde bulunması hem de dünyada azalan enerji kaynaklarına karşı zengin enerji varlıklarının bulunması Bakü’yü vazgeçilmez hale getiriyor.</p>
<p>Bunun yanında Zengezur Koridoru’nun oluşturulması da Türk devletlerini birbirine bağlanması açısından kritik bir hamle olarak görülüyor. İlham Aliyev de Türk Devletleri Teşkilatı’nı ve Türkiye’yi dış politikasında ilk sıraya koyuyor. Tüm bunları topladığımız zaman İlham Aliyev’in enerji kaynakları üzerinden jeopolitik konumunu güçlendirerek bağımsız bir dış politika hedeflediğini anlayabiliyoruz.</p>
<p>İşte tam bu noktada Karabağ’ın Ermeni işgalinden kurtarılmasının İlham Aliyev‘in hedefleri doğrultusunda Azerbaycan’ın bağımsız dış politikasının oluşmasına katkıda bulunduğunu söylemek gerekir. Özellikle Azerbaycan ve Türkiye’nin dış politikada ortak hareket etmesi bir ve beraber görüntü vermesi ayrı bir caydırıcı güç olarak karşımıza çıkıyor. Azerbaycan ordusunun Türk ordusuna benzer bir şekilde yapılandırılması ise adeta iki ülke arasında imzalanan Şuşa Beyannamesi’nin tecellisi oluyor. Bundan sonra da Türkiye ve Azerbaycan ilişkileri Türk devletleri Teşkilatı ile başta olmak üzere daha farklı konumlara taşınabilir.</p>
<p>Türkiye ve Azerbaycan’ın işbirliği, hareket kabiliyeti, dış politika oluşturulmasındaki birlik, dışarıya da güçlü bir imaj çizerek etkin ve yetkili bir güç odağı olarak karşımıza çıkıyor. Artık NATO, AB gibi büyük örgütlerden ziyade devletler kendilerine mikro ölçekte müttefikler arıyor.</p>
<p>Örneğin Amerika-Hindistan, Rusya-Çin ve Avrupa Birliği içerisinde bazı ülkelerin yakınlaşmasını gösterebiliriz. Burada şunu anlıyoruz; NATO, Avrupa Birliği, Şanghay İşbirliği Örgütü’nden ziyade devletler daha mikro yapılarda güç odağı oluşturmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Bu işbirliklerinde Türkiye-Azerbaycan ilişkileri daha farklı bir konuma sahiptir.  Çünkü Türkiye-Azerbaycan ilişkileri gerek tarihsel gerekse köken olarak, aynı milletin hareket kabiliyeti olarak ortaya çıkıyor. Diğer devletlerde ise daha çok çıkar çatışması, günlük politikalar veya kısa süreli uzlaşmalar olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle bu güç odaklarının oluşması, şu anda mümkün olsa da uzun vadede ülkelerin birbirine güvensizliği, uluslararası ilişkilerde artan anarşizmin giderek güçlenmesi, yaygın savaş ortamı bu güç odaklarını dağıtabilir. Fakat Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine geldiğimizde en zorlu günde bile birbirine destek verecek ortak politika oluşturabilecek dışarıya karşı hareket edebilecek iki ülke karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yeni-guc-odaklari-turkiye-azerbaycan/">Yeni Güç Odakları: Türkiye-Azerbaycan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyice &#8220;DEM&#8217;lenen&#8221; CHP Genel Başkanlığı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/iyice-demlenen-chp-genel-baskanligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Dec 2023 08:53:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207142</guid>

					<description><![CDATA[<p>2019 yerel seçimlerinden bu yana CHP-HDP birlikteliği CHP&#8217;yi değiştirmeye devam ediyor. Meclis&#8217;te tezkerelere &#8216;hayır&#8217; oyu kullanan CHP&#8217;den teröre karşı yayımlanan bildiriye imza atmayan CHP&#8217;ye ve son olarak da &#8216;eş başkanlık&#8217; tartışmaları gölgesindeki CHP&#8217;yi neler bekliyor? 12 şehit haberimizden sonra Meclis&#8217;te teröre karşı bildiri yayımlanırken, CHP bildiriye imza atmadı. Peki, bunun arkasında ne var? Kimilerini şaşkına [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iyice-demlenen-chp-genel-baskanligi/">İyice &#8220;DEM&#8217;lenen&#8221; CHP Genel Başkanlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2019 yerel seçimlerinden bu yana CHP-HDP birlikteliği CHP&#8217;yi değiştirmeye devam ediyor. Meclis&#8217;te tezkerelere &#8216;hayır&#8217; oyu kullanan CHP&#8217;den teröre karşı yayımlanan bildiriye imza atmayan CHP&#8217;ye ve son olarak da &#8216;eş başkanlık&#8217; tartışmaları gölgesindeki CHP&#8217;yi neler bekliyor?</p>
<p>12 şehit haberimizden sonra Meclis&#8217;te teröre karşı bildiri yayımlanırken, CHP bildiriye imza atmadı. Peki, bunun arkasında ne var? Kimilerini şaşkına çeviren kimilerinin de beklediği bir gelişme olan bu hareketin arkasında ne var.</p>
<p>Sürekli olarak devletin kurucu partisi olmakla övünen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;ndan bu yana terör örgütü ile arasına mesafe koyamayan HDP, DEM, YSP ve türevleri ile girdiği ilişkiler ile yönünü kaybetmiş durumda. Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun 2019 yerel seçiminde kimilerine göre üstü örtülü kimilerine göre de açık bir şekilde HDP ile ittifak yapmasından bu yana hem söylem olarak hem de fiiliyatta CHP&#8217;nin HDP çizgisine kaymasına yol açtı. Bu belki isteyerek belki de istemeyerek oldu. Fakat şu bir gerçek ki CHP&#8217;de, bu değişikliğin üstüne giderek daha hızlı HDP çizgisine yaklaşmayı umdu.</p>
<p><strong>2019 se</strong><strong>ç</strong><strong>imlerinden 2023&#8217;e&#8230;</strong></p>
<p>2019 seçimlerinde muhalefetin yakaladığı başarının ardından ittifak bileşenleri bu birlikteliği 2023 seçimlerine taşımaya çoktan karar vermişti. Kılıçdaroğlu ve ekibi ise Türkiye gerçeklerinden uzak olarak yerel seçim dinamikleri ile genel seçimi, konjoktörü, zamanın ruhunu dikkate almamayı tercih etti. Seçim zamanında HDP ve YSP&#8217;ye verilen sözler iyiden iyiye CHP&#8217;nin eli kolunu bağlamıştı.</p>
<p>Nitekim, HDP milletvekili Sırrı Sakık, Millet İttifakı&#8217;nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun, Öcalan ve diğer terör tutuklu ve hükümlülerinin genel afla çıkacağı sözünü kamuoyuna açıklaması gerektiğini söyledi. Yeşil ve Sol Parti&#8217;den (YSP) Diyarbakır milletvekili seçilen Cengiz Çandar’ın Kılıçdaroğlu’nun HDP’ye vaatler verdiğini söyleyerek, &#8220;İyi niyetli bir şekilde cumhurbaşkanı adayı Kürtlerin de oy vereceği; seçilmesini isteyeceği Kılıçdaroğlu ile HDP eş başkanları Pervin Buldan ile Sancar bir mutabakat ortaya koydular&#8221; ifadesi bu açıklamalardan sadece bazıları.</p>
<p><strong>İmamoğlu-</strong><strong>Ö</strong><strong>zel işbirliği</strong></p>
<p>CHP genel seçimde yerel seçimde olduğu gibi adaylarının HDP oylarıyla kazanacağına epey inanmıştı. Son yıllarda sadece HDP ve türevlerine odaklanarak milletin değer ve yargılarını ikinci plana attılar. Öyle ki HDP şimdiki adıyla DEM Partisi ile bu yakınlık CHP Genel Başkanlığı&#8217;na kadar sirayet etti. HDP, DEM, YSP gibi partilerde alışık olduğumuz eş genel başkanlık statüsü şu günlerde CHP&#8217;de de uygulanmaya başladı. CHP içerisinde değişimcileri oluşturan ekip, &#8216;kazanalım da sonrasına bakarız&#8217; düşüncesi ile hareket edince, aday olarak Özgür Özel ortaya çıktı. Delegeleri ikna etmek, desteği sağlamak ise İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu&#8217;na kaldı.</p>
<p>Kurultay sonunda Kılıçdaroğlu kaybedince, zafer naralarının ardından sıra İmamoğlu-Özel kavgasına geldi. Belki bu uyuşmazlığı veya İmamoğlu&#8217;nun bir &#8216;eş genel başkan&#8217; gibi davranmasını çok daha sonra görebilirdik, fakat önümüzde bir seçim olduğundan bu daha hızlı bir şekilde ortaya çıktı. İmamoğlu bir yandan seçimi Özgür Özel&#8217;e kazandıran kişi olarak yerel seçimde kendi adaylarını öne sürerken, Özgür Özel de genel başkan olarak İmamoğlu&#8217;nu frenlemeye çalışıyor. Tam bir güç mücadelesine dönen bu olaylar sonrasında CHP Genel Başkanlığı koltuğunda kim var, yetki kimde sorularını da beraberinde getiriyor.</p>
<p><strong>CHP&#8217;de &#8216;Eş başkan&#8217; tartışmaları</strong></p>
<p>İşte tam da bu sırada DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları, Özgür Özel için &#8216;eş başkan diyesim geldi&#8217; ifadeleri ile CHP&#8217;nin durumunu özetliyor. İşte tüm bunlardan sonra 12 şehidimiz haberine karşılık Meclis&#8217;te teröre karşı ortak bildiri yayımlanırken CHP, bu bildiriye imza atmamayı tercih ediyor. Elbette burada bu bildiriyi destekleyen CHP&#8217;lileri ayırıyoruz.</p>
<p>Sonuç olarak CHP, yine bir seçim kazanmanın yolunu DEM Partisi&#8217;nden geçtiğini düşünerek ittifak ortaklarını &#8216;incitmemek&#8217; adına yaptığı bu hamle ile Türkiye&#8217;nin gerçeklerini görmediğini ve görmek istemediğini de ortaya koyuyor. CHP&#8217;de &#8216;eş başkanlık&#8217; tartışmaları sürerken “Genel Başkanlık” koltuğu etkisiz ve yetkisiz hale gelmeye devam ediyor. İmamoğlu-Özel arasında artarak devam etmesi beklenen bu kavga ve &#8220;DEM&#8217;lenen ittifaklar&#8221; CHP&#8217;nin kurumsal yapısına zarar vererek önümüzdeki yerel seçimlerde yeni bir hüsranın da habercisi olabilir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iyice-demlenen-chp-genel-baskanligi/">İyice &#8220;DEM&#8217;lenen&#8221; CHP Genel Başkanlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
