<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Burak Ertaştan, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/burakertastan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 Nov 2025 10:21:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>
	<item>
		<title>Liberal Düşünce Kongresi 2025</title>
		<link>https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-kongresi-2025/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 10:16:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208440</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl bu vakitler toplanan Liberal Düşünce Kongresi (LDK) sayesinde yılda bir defa da olsa görüşme, yeni simalarla tanışma imkânı buluyoruz. Bu yıl da öyle oldu. Geçtiğimiz hafta sonu LDK için Ürgüp’te, Dinler Otel’de idik. Bu yıl altı ayrı oturumda yirmiden fazla tebliğin sunulduğu LDK, entellektüel boyutu da olan bir organizasyon. Bu tebliğlerin her biri, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-kongresi-2025/">Liberal Düşünce Kongresi 2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl bu vakitler toplanan Liberal Düşünce Kongresi (LDK) sayesinde yılda bir defa da olsa görüşme, yeni simalarla tanışma imkânı buluyoruz. Bu yıl da öyle oldu. Geçtiğimiz hafta sonu LDK için Ürgüp’te, <a href="https://urgup.dinler.com/">Dinler Otel</a>’de idik.</p>
<p>Bu yıl altı ayrı oturumda yirmiden fazla tebliğin sunulduğu LDK, entellektüel boyutu da olan bir organizasyon. Bu tebliğlerin her biri, programın akışını aksatmayacak şekilde tartışmaya açılıyor, soru-cevap, itiraz ve katkılarla geliştiriliyor. Her oturumun süresi ve konusu belli olsa da, akşamın geç saatlerine kadar uzayan sohbetlerde ne konu, ne de zaman sınırı var. Bazen lobide, bazen bir kafede, bazen de Ürgüp sokaklarında uzayıp gidiyorlar.</p>
<p>Bu sohbetlerden birinde, bir arkadaşım “bu senin kaçıncı gelişin” diye sordu. Tam sayıyı bilmediğimi fark ettim. Muhtemelen iki elin parmaklarına yakın bir sayı… İlk gelişimi hatırlıyorum. Yolda, lisanslı bir karateciyle tanışmıştım. Karate ve boks gibi dövüş sporcularının kavgaya karışması halinde lisanslarının iptal edildiğini, bu yüzden -zannedilenin aksine- kavgadan uzak durduklarını, hatta çoğu zaman kendilerini korumaya bile çekindiklerini söyleyince şaşırmıştım.</p>
<p>Bu yıl, her zamankinden daha erken bir saatte otele girdiğim esnada otel sorumlusu Bekir Bey ile karşılaştık. Son bir yıldır görmediği halde adımla hitap etmesi beni hem şaşırttı hem mutlu etti. Hafızası ve inceliğiyle beni şaşırtan ikinci isim, aşçıbaşımız Mehmet Bey oldu. Geçen yıllardan sohbetimiz vardı ama bir yıldır görmediği birinin adını hatırlamasını yine de beklemiyordum. Velhasıl Dinler Otel temizliği, rahatlığı ve leziz yemekleri yanında misafirlerine hissettirdiği değerle de öne çıkan bir müessese. Orada bulunduğumuz iki gün boyunca çok rahat ettik.</p>
<p>Benim aksime, bu yıl herkes daha geç geldi sanki. Gözlerim, bu yıl göremediğim birkaç ismi arandı. Murat Yılmaz, Güldalı Coşkun ve Hamit Emrah Beriş bu yıl gelememişti. Adem Levent, Muhammed Akar, Vahap Coşkun ve Mihriban Şenses ise bu yıl aramızdaydı. Onları tekrar görmekten hassaten memnun oldum. Akar ve Coşkun’un “Kürt meselesi ve terörsüz Türkiye” ile ilgili, Adem Levent’in “sosyalist ekonomilerin yaşadığı sorunlar ve refah kaybı” üzerine tebliğini keyifle dinledik.</p>
<p>Kongrede tanışma fırsatı bulduğum isimlerden biri de, <a href="https://www.liberte.com.tr/liberteryenizm-2">liberteryenizm</a>i anlatan kitabından çokça istifade ettiğim Özlem Kırlı idi. Kırlı, “liberteryen düşünce ekolü” konulu bir tebliğ de sundu. Bu yıl tamamladıkları tezlerle adını duyduğum Rabia Nur Kartal ve Rüveyda Çelik ile de yine bu kongrede tanıştım. Her iki tez de kitaplaştırılmış durumda.</p>
<p>Liberallerin kendini tanıma ve eleştirme çabası bu yıl da devam etti. Renkli tartışmaların cereyan ettiği oturumun biri yine buna ayrılmıştı. Yeni anayasa tartışmalarının yapıldığı diğer bir oturumda “yeni ve sivil bir anayasa mı, mevcut anayasayı iyileştirmek mi” konusu ele alındı. ABD’ye göç eden Osmanlıların izleri, liberteryen feministler, Özal’ın kişiliğini şekillendiren faktörler, dış ticaret politikamız, sigorta sektöründe ölçek ekonomisini tutturma arayışları, liberalizm ve demokrasi ilişkisi ile salgınlarla mücadelede kamu otoritesinin rolü kongrede ele alınan diğer başlıklar arasındaydı.</p>
<p>Bu yılki kongrenin en güzel taraflarından biri, katılımcılardan bir kısmının ailece gelmiş olmalarıydı. Birbiriyle hemen kaynaşan çocuklar sayesinde otel lobisi çiçek bahçesine döndü. Onların neşesi hepimize sirayet etti.</p>
<p>Kongre hazırlığında emeği geçen herkese, katılımcılara, desteğini bu yıl da esirgemeyen <a href="https://www.nevsehir.edu.tr/">Nevşehir Hacı Bektaş Veli</a> ve <a href="https://kapadokya.edu.tr/">Kapadokya Üniversite</a>lerine ve nihayet <a href="https://urgup.dinler.com/">Dinler Otel</a> çalışanlarına teşekkür ediyorum.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-kongresi-2025/">Liberal Düşünce Kongresi 2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güney Suriye’de İsrail’e Fren, SDG’ye Test</title>
		<link>https://hurfikirler.com/guney-suriyede-israile-fren-sdgye-test/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 10:21:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erdoğan “İsrail’in hedefinde biz de varız” dediğinde herkes gülmüştü. Yaşananlar onu haklı çıkardı. Gazze’den sonra Lübnan’a, peşinden İran’a, Yemen’e, Suriye’ye, Tunus’a ve nihayet Katar’a saldıran İsrail, Batı Şeria’yı da ilhak edeceğini duyurdu. Sırada neresi var? 10 Eylül tarihli (Türkiye Gazetesi) yazısında “İsrail laftan değil güçten anlar” diyen Cem Küçük haklı. Ama bu gücü kim gösterecek?.. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/guney-suriyede-israile-fren-sdgye-test/">Güney Suriye’de İsrail’e Fren, SDG’ye Test</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erdoğan “İsrail’in hedefinde biz de varız” dediğinde herkes gülmüştü. Yaşananlar onu haklı çıkardı. Gazze’den sonra Lübnan’a, peşinden İran’a, Yemen’e, Suriye’ye, Tunus’a ve nihayet Katar’a saldıran İsrail, Batı Şeria’yı da ilhak edeceğini duyurdu. Sırada neresi var?</p>
<p>10 Eylül tarihli (Türkiye Gazetesi) yazısında<a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/cem-kucuk/israil-laftan-degil-gucten-anlar-650036"> “İsrail laftan değil güçten anlar”</a> diyen Cem Küçük haklı. Ama bu gücü kim gösterecek?..</p>
<p><strong>İsrail’i kimler durdur(a)maz?</strong></p>
<p>1) ABD: İsrail gerek finans piyasası ve medyadaki gücü, gerekse Evanjelikler ile kurduğu sıkı bağlar sayesinde ABD üzerinde o kadar etkili ki, bu ülkenin Orta Doğu politikasını adeta tek başına İsrail belirliyor. Bu yüzdendir ki ABD, İsrail’i durdurmaya hiç de hevesli görünmüyor.</p>
<p>2) Avrupa ülkeleri: ABD’den farklı olarak İsrail ile aralarında duygu birliği yok. Hatta tam tersi geçerli. Tarih boyunca Yahudiler Avrupa’da sevilmeyen, istenmeyen bir kavim olmuş. 1948’de İsrail kurulduktan sonra Avrupa’dan bu ülkeye zaman içinde milyonlarca Yahudi göç etmiş. Onların dönme ihtimali, Yahudileri kendilerinden uzak bir coğrafyada tutmak isteyen Avrupa’nın ciddi biçimde gözünü korkutuyor. İsrail’in Yahudiler için güvenli bir ülke olması, Avrupa için bu yüzden önemli.</p>
<p>Avrupa hükümetlerinin Gazze konusunda yeterince ses yükseltmemelerinin bir diğer sebebi, Rus tehdidi yüzünden ABD’nin güvenlik şemsiyesine muhtaç olmaları. Gazze gibi ‘talî’ bir konu yüzünden ABD ile ters düşmek istemiyorlar.</p>
<p>3) Arap ülkeleri: 1948, 1956, 1966 ve 1973 yıllarında İsrail’le yaptıkları savaşların tamamını kaybetmeleri, İsrail’i Arapların gözünde yenilmez bir güç haline getirdi. Mısır, bu savaşlar sırasında kaybettiği Sina Yarımadası’nı bile ‘İsrail aleyhine politika yürütmeme’ şartıyla 1979’da geri alabildi. Mursi’nin iktidarda kaldığı süreyi saymazsak, bu söze sonuna kadar bağlı kaldı.</p>
<p>Ayrıca İsrail, 1948’den bu yana Arap ülkeleriyle arasındaki mesafeyi her bakımdan açtı. İsrail’in yeni kurulduğu bir dönemde, arkalarında Sovyetler Birliği’nin desteği de varken defalarca deneyip yapamadıkları şeyi Arap ülkeleri bugün hiç yapamaz. ABD’den silah almayı bıraksınlar, ABD bankalarına yatırdıkları paranın bir kısmını başka ülkelere kaydırsınlar, petrol vanalarını birazcık kıssınlar, bu bile kâfi. ABD’ye göbeğinden bağlı petrol krallarının bu kadarını dahi yapabileceğini zannetmiyorum.</p>
<p>4) İsrail ve ABD’den aldığı darbelerden sonra İran zaten denklem dışı kaldı. Pakistan, Endonezya ve Malezya gibi İslam ülkeleri bölgeye çok uzak. Rusya, Ukrayna ile uğraşıyor. Çin büyük bir güç olsa da, dünya siyasetine ağırlığını koymaya başlamadı. Ayrıca insan hakları sicili öyle bozuk ki ‘birbirlerinin kirli çamaşırlarını karıştırmama’ hususunda ABD ile anlaşmaları dahi mümkün. Velhasıl Gazze’ye Çin’den de hayır gelmez.</p>
<p><strong>Türkiye daha fazla ne yapabilir?</strong></p>
<p>Bilindiği üzere İsrail son dönemde sık sık Güney Suriye topraklarına giriyor. Şam yakınlarına kadar uzanan tacizlerle bir yandan Şara hükümetini tehdit ederken diğer taraftan güneyde Dürzilerin bir kolunu, kuzeyde SDG / YPG güçlerini kullanmak suretiyle Suriye’yi istikrarsızlaştırma peşinde. Bunda büyük ölçüde muvaffak oluyor da&#8230;</p>
<p>ABD, Ürdün ve Suriye arasında geçtiğimiz günlerde imzalanan Süveyda mutabakatı, güya, Güney Suriye’ye istikrar getirmeyi hedefliyor. Lakin bu bölgeyi istikrarsızlaştıran asıl güç olan İsrail bu anlaşmaya taraf değil. Altına imza attığı anlaşmalara dahi uymazken, taraf olmadığı bir anlaşmanın İsrail’i durduracağını düşünmek iyimserlik olur.</p>
<p>Bu, resmin bir tarafı. İkinci tarafında Türkiye var.</p>
<p>Bilindiği üzere <a href="https://hurfikirler.com/vahap-coskun-bugun-turkiyenin-onunde-tarihi-bir-firsat-var/">Türkiye’de bir barış süreci</a> yürütülüyor. Üzerinde mutabık kalınan yol haritasına göre Irak’taki PKK güçleri silah bırakacak. Bunların bir kısmı Irak’ta kalacak, bir kısmı Türkiye’ye dönecek. Kalanı ise silahlarıyla birlikte Suriye’ye geçerek SDG / YPG’ye katılacak. Akabinde de SDG, Suriye millî ordusunun bir parçası haline gelecek. Plan bu.</p>
<p>Bu yol haritasının Irak ayağında mesafe alınırken, Suriye ayağında aksamalar yaşanıyor. Bunun sebebi, SDG güçlerinin Suriye millî ordusuna katılmayı reddetmeleri. Görünen o ki birtakım güçler Suriye Kürtlerinin aklını yine bulandırıyor: Sonradan devletleşme ihtimali bulunan bir bölge (kanton) ve müstakil bir ordu (SDG) sahibi olmak varken, daha azına niye razı olsun?</p>
<p>Bu havuç Kürtlerin önüne 2015 yılında da konmuş, fakat netice alamamışlardı. Tarihten ders çıkartılmazsa bu defa da öyle olacak.</p>
<p>Yeri gelmişken söyleyeyim. Kürtlerin Irak’ta ve/veya Suriye’de özerk bir yapılarının, hatta bağımsız bir devletlerinin olması beni kesinlikle rahatsız etmez. Lâkin böyle bir yapının yahut devletin Türkiye’ye rağmen kurulamayacağının, kurulsa da yaşayamayacağının artık anlaşılması lazım. Her ne yapılacaksa Türkiye ile konuşarak, anlaşarak ve onun desteği alınarak yapılmalı. Barzani, bu konuda iyi bir örnek.</p>
<p>Kaldı ki PKK’nın aksine SDG’den silah bırakması değil, Suriye millî ordusuna katılması isteniyor. Bu beklentinin karşılanmaması, çözüm sürecine baştan beri karşı çıkan çevrelerin ekmeğine yağ sürüyor ve Erdoğan’ın üzerindeki ‘müdahale’ baskısını artırıyor. Müdahale derken, Kürtlerin Rojova dediği bölgeyi, Aynelarab ve Münbiç civarını kastediyorlar elbette. Zira aynı çevreler bu bölgeye ve SDG’ye yapılacak bir askerî müdahalenin çözüm sürecini zora sokacağını, hatta çökerteceğini gayet iyi biliyor. Onların istediği de bu zaten.</p>
<p>Müdahale çağrısında bulunanların gözünde SDG, ABD ve İsrail’in güdümünde Türkiye düşmanı bir yapı. Elindeki silah ve milisleri günün birinde Türkiye’ye karşı kullanacaklarını düşünüyorlar. Bu yüzdendir ki SDG’nin Suriye ordusuna katılmasına bile karşılar. Onlara göre SDG ya tamamen silah bırakmalı ya da bir askerî harekâtla yok edilmeli.</p>
<p>SDG, Türk ulusalcılarının iddia ettiği gibi İsrail ve ABD’nin güdümünde bir yapı mı? Eğer öyleyse, bilhassa İsrail ile aramızda Suriye coğrafyasında çıkacak ilk ciddi ihtilafta SDG’nin Türkiye aleyhine harekete geçmesi beklenir. Bunu anlamanın bir yolu var: Güney Suriye’ye (kabaca Şam’ın güneyine ve Süveyda bölgesine) TSK unsuru yerleştirmek. Suriye hükümeti ile anlaşarak atılacak bu adımla hem İsrail bu bölgede istediği gibi at oynatamayacağını görür, hem Şam yönetimi rahatlar, hem de SDG’nin İsrail güdümünde bir yapı olup olmadığını anlamış oluruz.</p>
<p>Bu hamle birkaç bakımdan işe yarayabilir.</p>
<p>1) Önerdiğim hareket planında TSK’nın Güney Suriye’deki görevi Yeni Suriye Ordusu birliklerine eğitim vermek ve Şam’ın güvenliği için devriye faaliyeti yürütmekle sınırlı olacak, kendini savunma dışında çatışmaya girmeyecek. Şam yönetimiyle anlaşarak ve geçici olarak orada bulunulacağından işgalden veya uluslararası hukuk ihlalinden kimse söz edemez.</p>
<p>2) TSK’nın Güney Suriye’deki mevcudiyetinin İsrail’i rahatsız edeceği muhakkak. Bununla birlikte, Türkiye ile sıcak bir çatışmaya girmek istemeyeceğinden bu bölgeye yönelik taciz ve saldırılarını ciddi biçimde azaltacaktır. Bu durum, Şara yönetimini de rahatlatır.</p>
<p>3) Türkiye ile sahada karşılaşmak istemeyen İsrail, diğer silahlarını devreye sokarak mukabele etmeye çalışacaktır. Bu silahlardan ilki, uluslararası kamuoyuna ‘Türkiye’nin işgalci bir güç olarak orada bulunduğu’ propagandasını yaymak olabilir. Suriye hükümetinin onayıyla orada bulunulacağından bu iddia kolayca çürütülebilir.</p>
<p>İkinci olarak, döviz ve borsa üzerinden manipülatif hareketler başlatmayı deneyebilir. Finans piyasası, maalesef, Türkiye’nin saldırıya en açık sahası. İmamoğlu’nun tutuklanmasından CHP’nin kurultay davasında verilen ara kararlara kadar her türlü gelişme, döviz ve borsada ciddi hareketlenmelere yol açıyor. Bu tür manipülatif hareketlerle baş etmenin tek yolu, faizi bir parça yüksek tutmaktan geçiyor. Kısa vadede buna katlanacağız. Orta ve uzun vadede ise bu kırılganlığı mutlaka yenmek zorundayız.</p>
<p>4) SDG İsrail güdümünde değilse, Türkiye’nin Güney Suriye’de yürüttüğü bu faaliyetler onu rahatsız etmez, etmemeli de. Fakat iddia edildiği gibi İsrail’in güdümünde bir yapı ise Türkiye’nin bu hamlesinden sonra kuzeyde hareketlenerek Fırat Kalkanı – Barış Pınarı &#8211; Zeytindalı bölgesini veya bu bölgedeki TSK unsurlarını taciz etmeye başlayacaktır.</p>
<p>Kendisine ilişilmediği halde TSK’ya ve TSK denetimindeki bölgelere saldıran SDG’nin İsrail ile birlikte hareket eden Türkiye düşmanı bir yapı olduğu işte o vakit tescillenir ve çoktandır tartışılan Kuzey Suriye / SDG operasyonu haklılık kazanır. Umarım Barış Süreci’ne gölge düşürecek böyle bir gelişme hiç vuku bulmaz.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/guney-suriyede-israile-fren-sdgye-test/">Güney Suriye’de İsrail’e Fren, SDG’ye Test</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlığımız Kayboldu: Hükümsüzdür!..</title>
		<link>https://hurfikirler.com/insanligimiz-kayboldu-hukumsuzdur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Sep 2025 15:35:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208330</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eskiden tarihî camilerin önünde, saat kulelerinin etrafında ve büyük parklarda güvercinlere buğday atılırdı. Düzinelerce güvercin akın ederdi buğday tanelerine. Geçenlerde Eminönü’ne gittiğimde Yeni Cami önünde birkaç güvercine ancak rastladım. Besleyen olmayınca, terk etmişler o kalabalık muhiti. Zaman çok şeyi değiştiriyor… Eskiden kuduz veya hasta köpekler itlaf edilir, sonra üstüne kireç dökülerek gömülürdü. Şimdilerde o da [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/insanligimiz-kayboldu-hukumsuzdur/">İnsanlığımız Kayboldu: Hükümsüzdür!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eskiden tarihî camilerin önünde, saat kulelerinin etrafında ve büyük parklarda güvercinlere buğday atılırdı. Düzinelerce güvercin akın ederdi buğday tanelerine. Geçenlerde Eminönü’ne gittiğimde Yeni Cami önünde birkaç güvercine ancak rastladım. Besleyen olmayınca, terk etmişler o kalabalık muhiti.</p>
<p>Zaman çok şeyi değiştiriyor… Eskiden kuduz veya hasta köpekler itlaf edilir, sonra üstüne kireç dökülerek gömülürdü. Şimdilerde o da değişti. Kuduz, hastalıklı veya saldırgan köpekleri öldürmeyip barınaklarda besliyor, şehir şehir gezdiriyorlar hatta…</p>
<p>Yeni moda, kedi ve köpek beslemek. Güvercinlerin yerini onlar aldı. Her köşe başına, parklara, bahçelere, hatta apartman önlerine onlar için mama ve yiyecek kapları konuyor. Hasta yada aşısız olanlar koştura koştura veterinere götürülüyor. Sokak hayvanlarının bakımı ve ameliyatı için sosyal medya üzerinden yüzbinlerce lira para toplayanlara, maaşının yahut harçlığının önemli bir kısmını sokak hayvanlarına harcayanlara rastlıyorum. Hayvan deyince de kızıyorlar; onlar patili dostlarımızmış.</p>
<p>Ülkemizdeki sokak hayvanları ne kadar şanslı!.. Hemen hepsinin karnına Gazzelilerden daha çok yiyecek giriyor. Şiddete maruz kaldıklarında yahut başlarına bir şey geldiğinde, dünyayı ayağa kaldıracak kadar geniş ve örgütlü bir kitleleri var. Hayvanseverler ve belediyeler onları tedavi ettirmek için seferber olmuş durumda. Gazzelilerse yıllardır aşıya, doktora ve ilaca ulaşamıyor. Gazze’de hastaneler bombalanıyor, burada her sokak başında bir veteriner hizmet veriyor. Velhasıl Gazze’de yaşamak ve hayatta kalmak öyle zor ki, Türkiye’deki sokak hayvanları bile onlardan daha rahat ve güvenli bir hayat sürüyor.</p>
<p>İnci kefallerinin, beyaz balinaların, kelaynakların, pandaların, kel kartalların nesli tükenmesin diye hem memleket hem insanlık olarak elele vermiş çırpınırken Gazze’de yıllardır süren zulmü, açlığı, yokluğu görüp kahırlanmamak elde değil. Sözün bittiği yerdeyiz.</p>
<p>Neredesin ey insanlık!.. Uçan kuştan, börtü böcekten, kediden, köpekten esirgemediğin merhameti Gazze’ye de göster. Sen sahaya inmezsen bu soykırım bitmeyecek.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/insanligimiz-kayboldu-hukumsuzdur/">İnsanlığımız Kayboldu: Hükümsüzdür!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Solunun Kemalizmle İmtihanı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turk-solunun-kemalizmle-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Apr 2025 08:06:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208096</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sinop’taki tarihî cezaevinde çekilen bir dizi vardı: Parmaklıklar Ardında. Arada ben de bakardım. 2013 yılında yolum Sinop’a düşünce, müze olarak kullanılmak üzere Kültür Bakanlığı’na devredilen bu hapishaneyi ziyaret etmiştim. Dizi çekimlerinin yapıldığı alanlar dışında harap haldeydi. Eski hapishane, yeni müze girişindeki tanıtım levhasına göre, denizin dövdüğü bir yar üstüne 13. yüzyılda inşa edilen Sinop Kalesi’nin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turk-solunun-kemalizmle-imtihani/">Türk Solunun Kemalizmle İmtihanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sinop’taki tarihî cezaevinde çekilen bir dizi vardı: <em>Parmaklıklar Ardında</em>. Arada ben de bakardım. 2013 yılında yolum Sinop’a düşünce, müze olarak kullanılmak üzere Kültür Bakanlığı’na devredilen bu hapishaneyi ziyaret etmiştim. Dizi çekimlerinin yapıldığı alanlar dışında harap haldeydi.</p>
<p>Eski hapishane, yeni müze girişindeki tanıtım levhasına göre, denizin dövdüğü bir yar üstüne 13. yüzyılda inşa edilen Sinop Kalesi’nin bir bölümü 19. yüzyılın sonuna doğru hapishane olarak kullanılmaya başlanmış. Yapılan eklemelerle genişletilen bu hapishanenin sakinleri arasında <em>Kuyucaklı</em> <em>Yusuf</em>, <em>Kürk Mantolu Madonna</em> ve <em>İçimizdeki Şeytan</em> romanlarının yazarı Sabahattin Ali de varmış. Rahmetli Edip Akbayram’ın seslendirdiği ‘Aldırma Gönül’ şarkısının sözlerini de bu hapishanede yazmış: Dışarda deli dalgalar / Gelip duvarları yalar / Seni bu sesler oyalar / Aldırma gönül aldırma.</p>
<p>Sabahattin Ali gazeteci, mütercim ve şair yanı da olan çok yönlü bir insan, tek parti rejimine muhalefeti nedeniyle çeşitli defalar hapse girmiş bir solcu. Konya, Sultanahmet ve Paşakapısı cezaevlerinde de kaydı var. Aldığı cezalar yüzünden atıldığı memuriyete dönebilmek için Atatürk’ü öven bir şiir (Benim Aşkım) yazmak zorunda kalmış veya bırakılmış.</p>
<p>Marksist-sol çizgideki <em>Tan</em> gazetesine ve matbaasına 1945 Aralığında yapılan baskından sonra, tek parti yönetimine daha sert ve açıktan muhalefet etmeye başlayan Sabahattin Ali’deki bu tavır değişikliğinin sebebi, matbaanın sahibi Serteller (Zekeriya ve Sabiha Sertel) ile aynı ideolojik çizgiyi paylaşması olabileceği gibi, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la birlikte çıkarmaya başladıkları <em>Marko Paşa</em> isimli haftalık siyasî mizah gazetesinin Tan Matbaası’nda basılması da olabilir. O dönemde hükümeti ti’ye alıp eleştiren bir gazete, dergi yahut kitap basmayı göze almak herkesin harcı değildi. Serteller ve Tan, <em>Marko Paşa</em>&#8216;nın basımını üstlenmekle büyük bir risk almışlardı.</p>
<p>Sürekli toplatıldığı ve kapatıldığı için <em>Hür Marko Paşa</em>, <em>Malum Paşa</em>, <em>Merhum Paşa</em>… gibi isimler altında yeniden çıkartılan bu gazete yüzünden Sabahattin Ali yine hapse düşer. İstanbul’da dağıtıldığı ve çıkar çıkmaz toplatıldığı halde, bugün bile çok büyük bir rakam olan yüz bin tirajına ulaşan <em>Marko Paşa</em>’nın sloganı “Ne gün fırsat bulursa o gün çıkar. Çıktıktan bir saat sonra toplatılır. Memleketimizdeki demokrasi ve basın hürriyetinin miyarıdır (göstergesidir)” idi. Tek başına bu cümle bile, o dönemin özgürlük seviyesi hakkında fikir veriyor.</p>
<p>Tek parti yönetimine eleştirileri ve komünizme meyli yüzünden sık sık hapse giren Sabahattin Ali, bir rivayete göre yurt dışına kaçmayı planladığı bir sırada Kırklareli’nde öldürüldü (1948). Cinayetin faili, müebbetle yargılandığı dâvada dört yıla mahkûm edildikten sadece birkaç hafta sonra çıkarılan bir afla salıverildi. Sabahattin Ali’ye cevrücefa çektiren tek parti yönetimi, onun katilini de affetmişti.</p>
<p>Tek partinin baskı ve zulmüne maruz kalan tek kesim solcular, tek solcu da Sabahattin Ali değildi. Mehmet Akif, Halide Edip, Refik Halit, Nihal Atsız, Necip Fazıl ve Tarık Buğra gibi sağcıların tek parti zulmünden çektiklerini başka bir yazıya bırakıp, Sabahattin Ali’nin yakın arkadaşı Aziz Nesin ile devam edelim. Esaslı bir solcu olan Nesin’e göre ‘en sadık okuru, İstanbul Basın Savcısı’ydı. Zira her yazısını büyük bir dikkatle okuduktan sonra kendisini ifadeye çağırıyor, sık sık misafir ediyordu. Yazılarının çoğunu da, nezarette veya misafir edildiği koğuşta yazıyordu. Bazen ranzada, bazen kuru yerde. Fakat nadiren evde ve yazı masasında.</p>
<p>Tek partinin hapse attığı solculardan biri de Nazım Hikmet’ti. Yakın arkadaşı Kemal Tahir’in aktardığına göre, mahpusluktan önce de sürekli takip altında imiş. Evi defaatle basılıp kitaplarına ve müsveddelerine el konulmuş.</p>
<p>Benzer bir şahitliğe, Cemal Granda’nın hatıralarında da rastlıyoruz. Mustafa Kemal’in hususî garsonu Granda’nın anlattığına göre Nazım’ın yazdığı bir oyunun afişini gören Atatürk “bu adamın faaliyetlerine hâlâ mı göz yumuluyor?” dedikten sonra piyesleri sahneden kaldırılmış. 1937’de de, Demokrat Parti ve Menderes iktidara gelene kadar, yani tam on üç yıl sürecek mahpusluk hayatı başlar. O günleri “Sevdalınız komünisttir / On yıldan beri hapistir / Yatar Bursa kalesinde” mısralarıyla anlatır. Bedri Rahmi’nin “Yiğidim, aslanım burda yatıyor” dediği günlerdir.</p>
<p>Atatürk dünyayı Nazım’a dar ederken, Atatürkçülerin Nazım’ı çok sevmesi (veya Nazım’ı sevenlerin çoğunun aynı zamanda Atatürkçü olması) size de tuhaf gelmiyor mu? Belki de asıl tuhaflık, aynı zamanda kadirşinassızlık, Nazım’ın yaptığı: Devr-i iktidarında hapse düştüğü Atatürk’ten af dileyip övgü dolu mısralar dizerken, çıkardığı afla hürriyetine kavuştuğu Menderes’ten “Milletimin en talihsiz gecesi, ana rahmine düştüğünüz gecedir” diyecek kadar nefret ediyordu.</p>
<p>Nazım, <em>Yaşamak Güzel Şey be Kardeşim</em> romanında komünistlerin tek parti döneminde çektiği sıkıntıları, sorguda gördükleri eziyet ve işkenceyi anlatır. Siyasî tutukluların Sansaryan Hanı’nda (dönemin siyasî polis şubesinde yani) gördüğü kötü muamele, Attila İlhan’ın (bir başka sosyalist) şiirlerine de konu olan vak’a-yı adiyedendir aslında. Sansaryan Hanı’nın ‘tabutluk’ tabir olunan hücrelerinden sağcılar da geçmiştir amma onların hikâyesini yazan da, anlatan da, okuyan da çok azdır.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft size-medium wp-image-208101" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/04/201701251129033819-300x194.jpg" alt="" width="300" height="194" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/04/201701251129033819-300x194.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/04/201701251129033819-150x97.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/04/201701251129033819.jpg 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Tek parti döneminde hapse atılan solcular arasında Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir de vardı, Kemal Tahir ve Orhan Kemal de. Hatta son ikisi, Nazım’la aynı hapishanede yattıkları döneme ait hatıra ve mektupları yayınlamışlardır. Kim bilir, belki de bu tür yayınların etkisiyle tek parti idaresi solcu yazar ve şairlerin birbiriyle rahatça hasbihal ettikleri bir dönem olarak görülüyor. Sanırsınız o yıllarda Türkiye çok özgürdü, solcular el üstünde tutuluyordu, cezaevleri de birer kültür ocağıydı. Hakikat, Sabahattin Ali’nin bir başka hapishane şiirinde bahsettiği gibiydi halbuki: Avluda volta vururum / Kâh düşünür otururum / Türlü hayaller görürüm / Geçmiyor günler geçmiyor.</p>
<p>Bu yazıda birkaçından bahsettiğim solcu şair ve yazarlar, romantik veya münzevi bir hayat tecrübe ederek üretkenliklerini artırmak için kendi istekleriyle cezaevine girmemiş, Kemalist tek parti idaresi tarafından oraya ‘tıkılmışlar’dı. Hal böyleyken, kendine solcu diyenler aynı zamanda nasıl Kemalist olabiliyor, tek parti dönemini asr-ı saadet özlemiyle nasıl anıyor anlamak mümkün değil. Neyse ki Mete Tunçay, Şerif Mardin, Mehmet Ali Aybar, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, İdris Küçükömer ve Halil Berktay gibi neyin ne olduğunu bilen, aklı başında solcular da var. Solun da sağın da akıllısı makbul.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>7 Nisan 2025</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turk-solunun-kemalizmle-imtihani/">Türk Solunun Kemalizmle İmtihanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmamoğlu’na soruşturma</title>
		<link>https://hurfikirler.com/imamogluna-sorusturma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 11:47:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde polis muhabirleri fazla mesai yapıyor. Neredeyse her gün bir gözaltı, ifadeye çağırma veya polis eşliğinde ifadeye götürme ve tutuklama haberi alınıyor, iddianame hazırlanıyor, dâvâ açılıyor. Bütün bunların genellikle muhalif cenahın başına gelmesinin yarattığı tedirginlikle, İstanbul Büyükşehir başta olmak üzere muhalefetin elindeki bazı ilçe belediyelerine düzenlenen operasyonlar sonrasında ‘nereye gidiyoruz’ sorusu daha yüksek sesle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/imamogluna-sorusturma/">İmamoğlu’na soruşturma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde polis muhabirleri fazla mesai yapıyor. Neredeyse her gün bir gözaltı, ifadeye çağırma veya polis eşliğinde ifadeye götürme ve tutuklama haberi alınıyor, iddianame hazırlanıyor, dâvâ açılıyor. Bütün bunların genellikle muhalif cenahın başına gelmesinin yarattığı tedirginlikle, İstanbul Büyükşehir başta olmak üzere muhalefetin elindeki bazı ilçe belediyelerine düzenlenen operasyonlar sonrasında ‘nereye gidiyoruz’ sorusu daha yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.</p>
<p>Bir adım geriye çekilip öfke ve heyecandan uzak bir değerlendirme yapmakta fayda var. İddianame henüz hazırlanmadı. Kimin neyle suçlandığını ve delilleri tam olarak bilmiyoruz. Operasyonla ilgili malûmatımızın hem sınırlı hem de açık kaynaklardan toplanıyor olması üç önemli mahzuru beraberinde getiriyor: 1) Eksik bilgiyle yapılacak bir değerlendirme, hatalı sonuca ulaştırabilir; 2) Hangi kaynaklardan beslendiğimize bağlı olarak farklı sonuçlara ulaşılabilir; 3) Bütün bilgi ve belgelere erişsek bile, bunları analiz edecek uzmanlığa sahip olmayabiliriz. Bu yüzdendir ki İmamoğlu’na açılan soruşturma başta olmak üzere, son dönemde yaşanan gelişmeleri yorumlarken ihtiyatı ve temkini elden bırakmamaya çalışmakta fayda var.</p>
<p>Siyasî hedefleri olan herkes gibi, İmamoğlu’nun geçmişi de didik didik ediliyor. Sade bir vatandaş olsa veya cumhurbaşkanlığına aday olmasa muhtemelen gündeme gelmeyecek meseleler bile İmamoğlu’nun rakipleri, muhalifleri veya siyasî hasımları tarafından kullanılma potansiyeline sahip. Beğenelim ya da beğenmeyelim, siyasetin doğası bunu gerektiriyor.</p>
<p>Peki ama İmamoğlu’nun rakipleri, muhalifleri veya siyasî hasımları kimler? Evvelâ Erdoğan, Ak Parti ve Cumhur İttifakı cenahı. Bu halkaya, bir süredir arasının açık olduğu Meral Akşener ve ekibini de ekleyebiliriz. İkincisi, bir önceki kongrede yenilgiye uğrattığı Kılıçdaroğlu ve taifesi. Üçüncü olarak, cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisinin de aday olmak istediğini açıklayan Mansur Yavaş ve ekibini sayabiliriz. Dördüncüsü, İmamoğlu’nun parti içindeki gücünü kırarak ipleri eline almak ve cumhurbaşkanlığına kendisi aday olmak isteyebilecek Özgür Özel. Ve son olarak İmamoğlu ile şu veya bu sebeple ters düşen, ondan rahatsız veya mutazarrır olan şahıs ve/veya şirketler, çıkar grupları.</p>
<p>İmamoğlu’na yönelik her hamleyi hükümetten bilenler, İmamoğlu’nun yükselişinden rahatsızlık duyan diğer beş grubu hesaba katmıyor. Erdoğan’ın ‘bu operasyonla ilgili bilgi ve belge akışının CHP içinden geldiği’ne dair sözleri bu minvalde görülmeli. Gelen her ihbarı doğru kabul etmek ne kadar yanlışsa, peşinen reddetmek ve işleme koymamak da o kadar yanlış olur. Tahkikat aşamasında yapılması gereken şey, somut bilgi veya belgeye dayanan her ihbarı işleme koymak. İmamoğlu’nun dert yandığı gizli tanıklık müessesesi, bir sonraki aşama olan muhakemeyi ilgilendiriyor.</p>
<p>Gizli tanıklık, Ergenekon dâvalarının görüldüğü dönemde FETÖ’cüler tarafından icat edilen hukuk dışı bir uygulama olmakla birlikte, mevzuattaki yerini koruyor. Mevzuat ne derse desin, kim olduğu bilinmeyen veya açıklanmayan insanların ifadeleriyle kimse suçlanamaz, mahkûm edilemez. Esas olan, sanıkla tanığın yüzleştirilmesidir. Lâkin bu, dâvâ (muhakeme) aşamasına geçildiğinde mümkün ve ancak o aşamada dile getirilebilecek bir argüman. Kimliği belli olmayan veya açıklanmayan kişilerin ihbar ve beyanları dikkate alınarak pekâlâ tahkikat açılabilir veya genişletilebilir. Yani İmamoğlu, hakkındaki ithamları bu argümana sığınarak savuşturamaz. Kaldı ki kendisine yöneltilen suçlamaların tek dayanağının gizli tanık ifadeleri olmadığı anlaşılıyor.</p>
<p>Seçime üç buçuk yıl gibi uzun bir süre varken İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı ilan edilmesi ve bu adaylığın -daha önce hiç olmadığı üzere- CHP delegelerine tescil ettirilmesi dikkate şâyan bir başka husus. Daha önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin adayı seçim tarihinden iki-üç ay önce açıklanmışken bu defa sergilenen aceleciliğe bir anlam yüklemeli mi?</p>
<p>Bana kalırsa İmamoğlu, yaklaşan fırtınadan haberdardı. Soruşturmanın kendisine uzanma ihtimalini bertaraf etmek, bunu engelleyemediği takdirde ‘Erdoğan’ın yolsuzluk bahanesiyle kendisini bertaraf etmek istediği’ argümanını daha yüksek perdeden ve inandırıcı biçimde dile getirebilmek için belediye başkanlığından daha güçlü bir zırha ihtiyaç duyuyordu. Bir sonraki seçimde CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilanı, ona -hukuken olmasa bile- kamuoyu nezdinde bu zırhı sağlayabilirdi. Böylece adlî bir hadise, siyasî bir meseleye dönüşerek (veya dönüştürülerek) Erdoğan’ın en büyük rakibini (İmamoğlu’nu) siyaseten boğmak için yolsuzluk isnadında bulunduğu bir resim konulacaktı önümüze. Şu an yaşananlar, bu resmin bir parçası.</p>
<p>Bu soruşturmayı başlatmak için İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığının ilan edileceği hafta mı beklendi sorusunu yöneltenlerin, 2028’de yapılacak bir seçim için neden şimdiden seferberlik ilan edilip aday belirlendiği sorusunu da yöneltmesi gerekmez mi?</p>
<p><strong><em>Cem Uzan ve Genç Parti Tecrübesi</em></strong></p>
<p>İmamoğlu cephesindeki gelişmeler, Cem Uzan’ı ve Genç Parti’yi hatırlatıyor. Temmuz ayında kurduğu Genç Parti ile 3 Kasım 2002 tarihine katılma talebi kabul edilmeyen Uzan, YSK engelini aşmak için rahmetli Hasan Celal Güzel’in Yeniden Doğuş Partisi’ni (YDP) delege oyunlarıyla ele geçirdikten sonra Genç Parti’yle birleştirerek seçime girme hakkını hülle yoluyla elde etmişti. YDP’yi kaybeden Güzel “Ne safmışım. Koca partiyi elimden aldı da ruhum duymadı” diyebilmişti sadece.</p>
<p>Kasım 2002 seçiminde %7 civarında oy alan Uzan, barajı aşıp meclise giremese de mücadeleyi sürdürdü. Ailesine ait İmar Bankası’na ‘malî vaziyetinin bozulduğu’ gerekçesiyle 2003 Temmuz’unda el konuldu ve mevduatın tamamına TMSF güvencesi verildi. Bilançoda gösterilen mevduatın üç-dört katı kadar (kayıt dışı) mevduat tespit edildi. Kayıt dışı olduğu için karşılık ayrılmayan mevduat sahiplerinin tümüne bütçeden ödeme yapıldı. Bütçeye binen yükü karşılamak için de Uzan Grubunun şirketlerine el konuldu ve nitelikli dolandırıcılıktan dâvâ açıldı.</p>
<p>O günlerde Cem Uzan, bu dâvâyı ve el koyma işlemini “kendisini yok etme girişimi” olarak lanse ediyordu. Meydan meydan dolaşarak Erdoğan’ı şikâyet ettiği halde, halktan teveccüh görmedi ve 2007 seçiminde oy oranı %3’e düştü. Şirketlerin iadesi için açtığı dâvâyı kaybettiği gibi, tahkimden (uluslararası hakemden) de sonuç alamadı. Ceza dâvâsının da aleyhine sonuçlanacağını anlayınca (47 yıl ceza aldı), 2009 yılında Fransa’ya iltica etti. Halen orada yaşıyor.</p>
<p>Cem Uzan ve Genç Parti tecrübesi, siyasetin bir zırh gibi kullanılmaya çalışıldığı kötü bir emsal olarak tarihteki yerini aldı.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/imamogluna-sorusturma/">İmamoğlu’na soruşturma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Liberal Düşünceyle Tanışmam</title>
		<link>https://hurfikirler.com/liberal-dusunceyle-tanismam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Dec 2024 08:20:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz Pazar, Liberal Düşünce Topluluğu’nun (LDT) kuruluş yıldönümü münasebetiyle toplandık. Şiddetli yağmura ve soğuk havaya aldırmadan gelenler Alim Yılmaz, Ömer Çaha, Bekir Berat Özipek ve Atilla Yayla’yla eski günleri yad eden bir sohbetin tadını çıkardı. Gelemeyenler, internetten izleyebilir. LDT fiilen 26 Aralık 1992’de kurulmuş. Hükmî şahsiyet kazanması ise 1 Nisan 1994. O tarihlerde ben, başrolünü [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunceyle-tanismam/">Liberal Düşünceyle Tanışmam</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz Pazar, Liberal Düşünce Topluluğu’nun (LDT) kuruluş yıldönümü münasebetiyle toplandık. Şiddetli yağmura ve soğuk havaya aldırmadan gelenler Alim Yılmaz, Ömer Çaha, Bekir Berat Özipek ve Atilla Yayla’yla eski günleri yad eden bir sohbetin tadını çıkardı. Gelemeyenler, <a href="https://www.youtube.com/live/0K-d9xAa2Mc?si=ZzU5HN-N6TQDCZk-">internetten</a> izleyebilir.<br />
<a href="https://www.liberte.com.tr/fikir-hareketleri-ve-liberal-dusunce-toplulugu"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-207977 size-medium" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/24Fikir-Hareketleri-On-Kapak-kopya-205x300.jpg" alt="" width="205" height="300" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/24Fikir-Hareketleri-On-Kapak-kopya-205x300.jpg 205w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/24Fikir-Hareketleri-On-Kapak-kopya-701x1024.jpg 701w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/24Fikir-Hareketleri-On-Kapak-kopya-768x1122.jpg 768w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/24Fikir-Hareketleri-On-Kapak-kopya-1052x1536.jpg 1052w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/24Fikir-Hareketleri-On-Kapak-kopya-1402x2048.jpg 1402w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/24Fikir-Hareketleri-On-Kapak-kopya-150x219.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/24Fikir-Hareketleri-On-Kapak-kopya-300x438.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/24Fikir-Hareketleri-On-Kapak-kopya-696x1017.jpg 696w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/24Fikir-Hareketleri-On-Kapak-kopya-1068x1560.jpg 1068w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/24Fikir-Hareketleri-On-Kapak-kopya.jpg 1537w" sizes="(max-width: 205px) 100vw, 205px" /></a></p>
<p style="font-weight: 400;">LDT fiilen 26 Aralık 1992’de kurulmuş. Hükmî şahsiyet kazanması ise 1 Nisan 1994. O tarihlerde ben, başrolünü Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın oynadığı ‘Hastane’ dizisini izlemekten müthiş keyif alan bir öğrenciydim.</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://www.libertedownload.com.tr/LD/arsiv/02/14-atilla-yayla-atvnin-hastanesi-ne-anlatiyor.pdf">‘Hastane’ dizisinde</a> parayı çok seven, para için her türlü dümeni çeviren hasta bakıcı Hakkı karakterini tarif için ‘liboş’ kelimesi kullanılırdı. Bu tür yayınların da etkisiyle bizim nesil, liberal veya liberalizm kavramlarıyla tanışmadan çok önce “liboş” kelimesini duydu, öğrendi.</p>
<p style="font-weight: 400;">O zamanlar liboş kelimesi “paraya tapan, kolayca satın alınabilen, çıkarından başka hiçbir şeye değer vermeyen insan” anlamında liberalleri tarif ve tahkir için kullanılıyordu. Sonraki yıllarda okuduğum Marquez’in <em>Yüzyıllık Yalnızlık</em> romanında da kötü insanlar hep liberal partide toplanmıştı. Liberaller kötü ve seciyesiz insanlar olmalıydı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Liboş kelimesinde tebarüz eden küçümsenme ve aşağılanma hâli, uzun yıllar liberallerin üstüne yapıştı kaldı. Pazar günü Berat Özipek hocanın da işaret ettiği üzere, bu yanlışın tashihine ve liberal kelimesinin otantik (doğru) anlamıyla kullanılmaya başlamasına en büyük katkıyı, yaptığı yayın ve faaliyetlerle LDT verdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Batılı hayat tarzına sahip, toplumuna yabancı, seküler tipler vardı bir de. Liboş denilen bu tiplerin hem en etkilisi hem de en meşhuru Ertuğrul Özkök’tü. Liboş veya liberal deyince Özkök, Mehmet Altan ve Serdar Turgut gibi isimlerin akla geldiği 90’lı yıllar ve 2000’lerde, ana gövdesini muhafazakârların oluşturduğu bir toplumun liberallerden ve liberalizmden ifrit olması için yeterince sebep mevcuttu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Teyz’oğlunun, ondan çok benim kullandığım küçük bir kütüphanesi vardı. Mihri Belli, Emin Çölaşan, Duygu Asena, Oral Çalışlar gibi isimlerin kitaplarını ilk defa orada görmüştüm. O kütüphaneden okuduğum kitaplardan biri de, Ahmet Emin Yalman’ın hatıralarıydı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Adını ilk kez duyduğum bu gazeteci, tek parti döneminden Demokrat Parti’nin kuruluşuna ve bir darbeyle devrilişine kadar uzanan dönemde yakinen şahit olduğu hadiseleri anlattığı hatıralarında, Dünya Liberaller Kongresi’ne birkaç kez katıldığından iftiharla bahsediyordu. Liberalizmden ve liberallerden iyi bir şey gibi bahsedildiğine ilk defa bu hatıralarda şahit oluyordum. Galiba lisedeydim.</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://www.liberte.com.tr/ahmet-emin-yalman"><img decoding="async" class="alignright wp-image-207978 size-medium" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/onkapak-205x300.jpg" alt="" width="205" height="300" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/onkapak-205x300.jpg 205w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/onkapak-701x1024.jpg 701w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/onkapak-768x1122.jpg 768w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/onkapak-1051x1536.jpg 1051w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/onkapak-1402x2048.jpg 1402w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/onkapak-150x219.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/onkapak-300x438.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/onkapak-696x1017.jpg 696w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/onkapak-1068x1560.jpg 1068w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/onkapak.jpg 1536w" sizes="(max-width: 205px) 100vw, 205px" /></a></p>
<p style="font-weight: 400;">Liberalizmden sitayişle bahsettiğini duyduğum ikinci isim, üniversitede kamu maliyesi dersimize giren Coşkun Can Aktan’dı. Locke ve Hume’un adını ilk kez Coşkun Hoca’dan duydum. Ne anlama geldiğini bilmediğim ‘sınırlı devlet’ diye bir şeyi savunur, Lord Acton’ın “güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır!” sözünü sık sık tekrarlardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Birkaç kez odasına gittim, beni hep hoş karşıladı fakat sürekli meşguldü. Göz teması kurmazdı. Belki aklına gelmediğinden, belki bende ışık görmediğinden, belki o dönem liberalizmle ilgili Türkçe kaynak eksikliğinden herhangi bir kitap tavsiyesinde de bulunmadı. O günleri, liberalizme teğet geçtiğim dönem olarak hatırlıyorum. Hayatıma en az bir on yıl kadar daha bir ‘demokrat’ olarak devam edecektim. O yıllarda kendimi öyle tanımlıyordum çünkü.</p>
<p style="font-weight: 400;">O dönem pek revaçta olan e-gruplarda tartışmalara katılıyor, üzerinden kaç yıl geçtiği halde 28 Şubat’ın bütün kesafetiyle hüküm sürdüğü bir iklimde kaleme aldığım bildiri ve yazıları gazetelere, gazetecilere, dergilere, siyasetçi, parti ve derneklere e-posta ile gönderiyordum. Bunların bir kısmını arşivlemişim. Dönüp baktığımda, LDT ile ilk temasımı bu sırada kurduğumu fark ettim. AB ile ilgili yazılarımdan birini sitelerinde yayınlamışlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kendini liberal olarak tanımlayan Gülay Göktürk’ün <em>Yeni Yüzyıl</em>, <em>Sabah</em>, Ilıcakların <em>Tercüman</em>’ı ve <em>Bugün</em> gazetelerindeki yazılarını uzunca bir süredir takip ediyordum. Hayranı olduğum bu yazarla sonraki dönemde LDT vasıtasıyla tanışacak ve çok sevecektim.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Tercüman</em> gazetesi vasıtasıyla keşfettiğim bir diğer isim Mustafa Erdoğan’dı. Sonradan öğrendiğime göre LDT’nin kurucuları arasında imiş. LDT camiasından, gıyaben de olsa, tanıdığım ilk kişi olan Mustafa hocayla her ikimiz de farklı şehirlerden İstanbul’a taşındıktan sonra birkaç defa aynı mekânı paylaştık. Kısa bir sohbet ve hal hatırdan ileriye geçemedik.</p>
<p style="font-weight: 400;">İstanbul’a geldikten sonra, kendini 3H olarak adlandıran bir gruba tesadüf etmiştim. Nasıl ve nereden haberdar olduğumu hatırlamadığım bu grubun, sanırım, sadece iki toplantısına katıldım. Kerem Tibuk’un Akaretler’deki yazıhanesindeki son toplantıda, Taksim tarafında bir yerde Atilla Yayla’nın Hürriyet Mektebi adı altında vereceği bir seminerden bahsetti ve muhakkak katılmamı önerdiler. Atilla Yayla ismini ilk defa o gün, orada duymuştum. Buna çok şaşırdılar. Dediklerine göre çok önemli biriymiş. O kadar önemli olsa ben de duyardım diye geçirmiştim içimden. Yine de tavsiyelerini tutup seminere katıldım ve çok memnun kaldım.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-207979" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-Ertastan-221x300.jpg" alt="" width="221" height="300" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-Ertastan-221x300.jpg 221w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-Ertastan-150x204.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-Ertastan-300x408.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-Ertastan-696x946.jpg 696w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-Ertastan.jpg 736w" sizes="auto, (max-width: 221px) 100vw, 221px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-207980" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-LDT-diyarbakirda-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-LDT-diyarbakirda-300x225.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-LDT-diyarbakirda-1024x768.jpg 1024w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-LDT-diyarbakirda-768x576.jpg 768w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-LDT-diyarbakirda-1536x1152.jpg 1536w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-LDT-diyarbakirda-150x113.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-LDT-diyarbakirda-696x522.jpg 696w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-LDT-diyarbakirda-1068x801.jpg 1068w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2024/12/Burak-LDT-diyarbakirda.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p style="font-weight: 400;">Atilla hocayı ilk defa bu seminerde tanıdım. Çıkışta üç-beş kişilik bir grup halinde Gümüşsuyu’na doğru yürürken bana nerede oturduğum, ne iş yaptığım, nereden mezun olduğum gibi şeyler sordu. Bunun dışında iki şey kalmış aklımda: 1) Benim telefonum sende var mı? Yok. Kaydet o zaman, mesaj at ki ben de seni kaydedeyim. 2) Şemsiyen var mı? Yok. Benimkini al, hava yağacak sanki. Siz ne yapacaksınız? Benim evim yakın. Nasıl geri vereceğim peki? Bir dahaki görüşmemizde getirirsin. Sende de kalabilir, dert etme.</p>
<p style="font-weight: 400;">İlk defa gördüğü birine telefon numarasını ve şemsiyesini veren bu zat, Marquez’in romanlarındaki liberallere hiç mi hiç benzemiyordu. O güne kadar tanıdığım profesörlerin kahir ekseriyeti gibi burnu havada bir tip de değildi. Şaşırmıştım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Atilla hoca ile münasebetimiz biraz yavaş, fakat istikrarlı bir şekilde gelişti. Haftalık seminerler başlayınca daha düzenli görüşmeye başladık. LDT çevresindeki çoğu kişiyi bu seminerlerde ve Atilla hoca vasıtasıyla tanıdım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Pazar günkü paneli yöneten Alim Hoca’yla LDT’nin Fındıklı’daki ofisinde tanıştım meselâ. Dostane tavırları ve güven veren kişiliğiyle, felsefecilerle ilgili önyargılarımı zaman içinde yıktı. Bilgi ve tecrübesine güvendiğim, yanında en rahat ettiğim hocalardan biri olarak, geçen süre zarfında desteğini hiç esirgemedi benden. Alim hocanın gönlümdeki yeri bir başkadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ömer Çaha’yla, ağırlıklı olarak LDT çevresinin katıldığı bir doğa yürüyüşünde karşılaştık diye hatırlıyorum. Edebiyatçı ve seyyah yönü de olan Ömer hocanın akademisyenliği mi, sanatkâr yönü mü daha kuvvetli diye hep düşünmüş, işin içinden çıkamamışımdır. Nezaketi, olgunluğu ve kaleminin kıvraklığıyla benzemeyi en çok istediğim insanların başında gelir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Berat Özipek’le Gaziosmapaşa Üniversitesi’ndeki odasında tanıştık. O sırada <em>Star</em> gazetesinde yazıyordu yahut yeni bırakmıştı. Üniversite santrali üzerinden arayarak Tokat’ta olduğumu ve kendisiyle tanışmak istediğimi söylediğimde ertesi gün öğleden sonraya randevu verdi. Odası kolilerle doluydu. Gaziosmanpaşa’daki son günüymüş meğer. Sıkı bir liberalle, iyi bir akademisyenle tanıştığımı düşünmüştüm o gün. Zamanla anladım ki dünyanın (en azından benim küçük dünyamın) en âdil, en vicdanlı insanlarından biriyle de tanışmışım.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong><em>Sonsöz yerine</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu yazının ilk kısmında liberal fikirlerle nasıl tanıştığımı ve yolumun LDT ile nasıl kesiştiğini anlattım. Daha kısa tutmaya çalıştığım ikinci kısımda ise pazar günkü söyleşinin konuşmacılarıyla nerede, nasıl tanıştığımdan bahsettim. Tanıdığım, sevdiğim ve bahse değer bulduğum liberaller, şüphesiz, bu isimlerden ibaret değil. Fakat çizgiyi bir yerden çekmek gerekiyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tanımaktan memnun olduklarım yanında, memnun olmadığım, bir türlü sevemediğim liberaller de var. Yani liberal olmak, başlı başına bir değer değil. Önemli olan iyi insan (Atilla hocanın tabiriyle “mayası sağlam”) olmak. Bu memleketin kendisini yetiştirmiş, mayası sağlam liberallere ve hangi görüşten olursa olsun iyi insanlara ihtiyacı var.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunceyle-tanismam/">Liberal Düşünceyle Tanışmam</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD’de ve Türkiye’de Seçimler</title>
		<link>https://hurfikirler.com/abdde-ve-turkiyede-secimler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Nov 2024 06:45:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümet Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207884</guid>

					<description><![CDATA[<p>İki turlu seçimle iki dereceli seçim sık sık birbirine karıştırılır. Siyaset bilimi okuyan yahut çalışanlar ile yılların siyasetçileri ve üst düzey bürokratlar da düşerler, bu hataya. Aradaki farkı anlamak için Fransa ve ABD örneklerini gözden geçirmekte fayda var. Fransa’nın da içinde yer aldığı kimi ülkeler her seçim çevresini tek milletvekilinden oluşan bölgelere ayırmış. Literatürde bu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/abdde-ve-turkiyede-secimler/">ABD’de ve Türkiye’de Seçimler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İki turlu seçimle iki dereceli seçim sık sık birbirine karıştırılır. Siyaset bilimi okuyan yahut çalışanlar ile yılların siyasetçileri ve üst düzey bürokratlar da düşerler, bu hataya. Aradaki farkı anlamak için Fransa ve ABD örneklerini gözden geçirmekte fayda var.</p>
<p>Fransa’nın da içinde yer aldığı kimi ülkeler her seçim çevresini tek milletvekilinden oluşan bölgelere ayırmış. Literatürde bu uygulamaya ‘dar bölge’ deniyor. Fransa’da vekil seçilebilmek için o bölgedeki geçerli oyların salt çoğunluğunu (yarısının bir fazlasını) almak gerekirken, aynı sistemi benimseyen Büyük Britanya’da en yüksek oyu almak yetiyor. Bu yüzden Büyük Britanya’da milletvekili seçimleri tek turlu. Dar bölge sistemi ise Fransa’da olduğu gibi genellikle iki turlu uygulanıyor.</p>
<p>İlk turda salt çoğunluğu sağlayan çıkmazsa en çok oy alan iki adayın yeniden yarışması esasına dayanan dar bölge sisteminin Fransa’daki uygulaması biraz farklı. Şöyle ki herhangi bir seçim bölgesinde salt çoğunluğa ulaşan aday olmazsa %12,5 ve üstünde oy alan bütün adaylar ikinci tura katılabiliyor. Stratejik ittifakların devreye girdiği bu turda seçmenler hazzetmedikleri bir adayın seçilmesini önlemek için, gönüllerinde yatan aday yerine başka bir ismi destekleyebiliyor. Marjinal parti ve adayların önüne geçeyim derken seçmenin ilk (hakiki) tercihini çarpıtan bu durum, iki turlu seçimlerin en büyük handikapı.</p>
<p>Uzağa gitmeye gerek yok. Ülkemizdeki cumhurbaşkanlığı seçimi de iki turlu olarak yapılıyor. 2023 yılı Mayıs ayında yapılan seçimlerin ilk turunda sonuç çıkmaması üzerine ikinci bir tur yapılmış ve şu anki cumhurbaşkanımız bu ikinci turda seçilmişti. Tek turda da seçilse, ikinci tura da kalsa milletvekilini veya cumhurbaşkanını doğrudan halkın seçmesi halinde ‘tek dereceli seçim’ söz konusu. İki dereceli seçimlerde ise durum farklı.</p>
<p>İki dereceli sistemlerde ‘müntehib-i evvel’ adı verilen ilk seçmenler (oy verme hakkına sahip vatandaşlar), ‘seçiciler heyeti’ olarak görev yapan ‘müntehib-i sâni’leri seçiyor. Müntehib-i sâni adı verilen ikinci seçmenler ise milletvekillerini seçiyor. 1876’da Birinci Meşrutiyetin ilanından 1946’ya kadar geçen sürede milletvekilleri bu şekilde seçildi. 2014 yılına kadar cumhurbaşkanları da ikinci seçmen görevi yapan TBMM üyeleri tarafından yine bu şekilde seçildi. İşin ilginç ya da tuhaf tarafı, halen ABD başkanları da bu şekilde seçiliyor.</p>
<p>ABD Başkanını çoğumuzun sandığı gibi Amerikan halkı seçmiyor. ABD seçmeni, Başkanı seçecek ‘seçiciler kurulu’nu (electoral college) seçiyor. Daha doğrusu her eyaletten seçimle gelen delegelerden müteşekkil ABD Temsilciler Meclisi, bir seçici kurul gibi hareket ederek ABD Başkanını belirliyor.</p>
<p>Rakibinden daha az delege çıkaran ve Temsilciler Meclisi’nde geride kalan aday, sandıktan kendisine daha çok oy çıkmış bile olsa Başkanlık yarışını kaybediyor. 2000 yılında Al Gore’un, 2020 yılında Hillary Clinton’un başına gelen buydu. Daha çok oy aldıkları halde başkan seçilemediler. Benzer bir durumu 7 Haziran 2015 ve 14 Mayıs 2023 seçimlerinde biz de yaşadık. 2015’te HDP bir buçuk milyon daha az oy aldığı halde MHP ile aynı sayıda vekil çıkarmıştı hatırlarsanız. 2023’te ise YSP, daha az oy aldığı MHP’den onbir, İYİ Parti’den onsekiz vekil daha fazla çıkardı.</p>
<p>Demokrasi teorisiyle çelişir görünse de oyunun kurallarının en başından belli oluşu ve hangi aday lehine sonuç üreteceğinin önceden bilinemeyişi, seçimin sonucuyla ilgili bir meşruiyet tartışması çıkmasını önlüyor. Buna mukabil ABD başkanının seçilme şeklinin değiştirilmesi talebi, bilhassa sol çevrelerce sık sık dile getiriliyor. Ne var ki ABD’nin federal yapısı, yani muhtemel bir anayasa değişikliğinin üye devletlerin (eyaletlerin) her birinde tek tek onaylanması zarureti bu değişikliğin önündeki en büyük engel.</p>
<p>ABD seçim sisteminin bir diğer özelliği, çoğunluğa dayalı olması. Birkaç eyalet dışında geçerli olan bu kurala göre, en çok oyu alan parti o eyaletin bütün delegelerini elde ediyor. Aradaki fark bir tek oy bile olsa durum değişmiyor.</p>
<p>İki büyük partiden oluşan siyasî yelpazesiyle ABD’de bile tartışmaya yaratan bu kural, 1961 yılına kadar bizde de geçerliydi. Herhangi bir ilde en çok oyu alan parti, o ilin bütün vekillerini toplardı. Büyük partiye avantaj sağlayan bu kural, 1946 seçiminde CHP lehine işledi. Sonraki seçimlerde ise parsayı Demokrat Parti topladı. 27 Mayıs darbesinden sonra çoğunluk sisteminden vazgeçilip nispî temsile geçildi. 1961 yılından bu yana bütün seçimler nispî temsil esasına göre yapılıyor.</p>
<p>ABD’de tamamen idarenin uhdesindeki iş ve işlemlerin Türkiye’de bir yargı kurumu olan YSK gözetiminde yerine getirilmesi, seçim güvenliği bakımından Türkiye’ye net bir üstünlük sağlıyor. Seçimler ABD’deki gibi zamana yayılmayıp aynı gün içinde bitiyor. Bunun yanısıra, mektupla oy veya elektronik oy gibi seçim güvenliğini zedeleyen unsurlara yer verilmemesi de artı hanemize yazılacaklar arasında.</p>
<p>Daha evvel de belirttiğim gibi Türkiye, seçim güvenliği konusunda örnek alınacak bir ülke. ABD’nin bu konuda bizden öğrenmesi gereken çok şey var. Hal böyleyken YSK Başkanının uluslararası gözlemci olarak gittiği ABD’de seçimlerin nasıl yapıldığını inceleyip, elektronik oy müessesesi gibi örnek alınabilecek yanlarının Türkiye’de uygulanabilme kabiliyetini araştırdığını söylemesi tam bir talihsizlik olmuş.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/secimler-elektronik-ortama-tasinmamali/">Elektronik oy kullanımıyla ilgili kaygılarımı daha evvel dile getirdiğimden</a> tekrar etmeyeceğim. Bizimki gibi yüksek derecede politize olmuş toplumlarda tartışma yaratacak ve seçime gölge düşürecek hiçbir uygulamaya geçit verilmemeli. Elektronik oy da bunlardan birisi, hatta en önemlisi.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/abdde-ve-turkiyede-secimler/">ABD’de ve Türkiye’de Seçimler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Liberal Düşünce Kongresi 2024</title>
		<link>https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-kongresi-2024/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Nov 2024 08:50:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207863</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kasım ayının ilk hafta sonu Ürgüp Dinler Otel’de yapılması mutad hale gelen Liberal Düşünce Kongrelerine katılmak için Cuma günü öğleden sonra yola çıkarım genellikle. Amaç, buluşma yerine erkenden avdet ederek dostlarla sohbete daha fazla vakit ayırmak… Uçağın inişe geçtiğinin duyurulmasıyla birlikte telefon görüşmesi yapmaya başlayan zatla girdiğim münakaşayı saymazsak, bu yıl hava karardıktan sonra çıktığım [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-kongresi-2024/">Liberal Düşünce Kongresi 2024</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kasım ayının ilk hafta sonu Ürgüp Dinler Otel’de yapılması mutad hale gelen Liberal Düşünce Kongrelerine katılmak için Cuma günü öğleden sonra yola çıkarım genellikle. Amaç, buluşma yerine erkenden avdet ederek dostlarla sohbete daha fazla vakit ayırmak…</p>
<p>Uçağın inişe geçtiğinin duyurulmasıyla birlikte telefon görüşmesi yapmaya başlayan zatla girdiğim münakaşayı saymazsak, bu yıl hava karardıktan sonra çıktığım yolculuk sorunsuz geçti. Ürgüp’e götürecek servis, havalimanının önünde beni bekliyordu. Neredeyse her ayrıntının düşünüldüğü, mükemmele yakın bir organizasyonla karşı karşıyaydık yine.</p>
<p>Yaklaşık bir saat süren Kayseri-Ürgüp yolu sonunda ulaştığım Dinler Otel’de aynı samimiyet ve güleryüzle karşılandım. Giriş işlemlerini tamamladıktan sonra, lobide sohbet eden bir halka gözüme ilişti. Kıymetli iktisat tarihçimiz, <em>Hür Fikirler</em> yazarı <a href="https://hurfikirler.com/author/cihangunes/">Cihan Güneş</a>’in de yer aldığı bir gruptu bu. Yaklaşıp selam verdim. Kısa bir hasbihalden sonra eşyalarımı bırakmak için izin istedim.</p>
<p>Katılımcıların bir kısmı çoktan odalarına çekilmiş, bir kısmı dolaşmaya çıkmıştı. Ortalık pek sakin derken, geçen yılki kongreyi anlattığım yazıda orada bulunmayışından dert yandığım <a href="https://hurfikirler.com/author/mehmetaliilkaya/">Mehmet Ali İlkaya</a> ile karşılaştık. Ertesi gün, eğitim sisteminde bireyin ve bireyselliğin önemini anlatan bir sunum yapacaktı bize.</p>
<p>Aynı yazıda bahsettiğim bir diğer isim olan Bengül Güngörmez de bu yıl aramızdaydı. Fotoğraflardan tanıdığım dört yaşındaki tatlı kızını da getirmişti üstelik. Tıpkı Kürşat Çetinkoz gibi. Kürşat’ı ve katılımcı listesine adını bizzat yazıp imza atan sekiz yaşındaki kızını orada görmekten ayrı bir mutluluk duydum. Bu, onun ilk kongresiydi.</p>
<p>Liberal Düşünce Kongrelerine katılanlar içinde hem fikren hem kalben birbirine bağlı olanlar var. Birbiri için sevinip üzülenler, özleyenler&#8230; Çok sık görüşemesek de koca bir ailenin parçasıyız sanki. Bu tür organizasyonlar, büyük bir ailenin farklı uğraş ve coğrafyalara dağılmış parçalarını kısa süreliğine de olsa bir araya getiren bir şölen havasında geçiyor.</p>
<p>Uzun süredir görmediğim <a href="https://hurfikirler.com/author/senolkaluc/">Şenol Kaluç</a>’la bu kongrede buluştuk meselâ. 11. Uluslararası İslam ve Özgürlük Konferansı’nda tanıştığım Afganistanlı genç akademisyen ve kadın hakları savunucusu Manizha Ramizy ile onbeş gün sonra bu kongrede tekrar görüştük. Buna mukabil, Hayrettin Özler ve Bekir Berat Özipek hocalarımız ile son çıkan kitabı “Ayrancı’da Bir Apartman”ı imzalatmak için yolunu gözlediğim Harun Kaban&#8217;ı bu yıl göremedim. Keza, Muhammed Akar da gözlerimin aradığı isimler arasındaydı.</p>
<p>Kongrenin müdavimlerinden Yusuf Tekin, Milli Eğitim Bakanı olarak bu yıl da aramızdaydı. Okul, öğretmen ve derslik sayısı bakımından kat edilen mesafeyi, yabancı okulların ve öğrencilerin durumunu, bilhassa sığınmacılar hakkında tedavüle sokulan yalan yanlış bilgilerle Bakanlığı yıpratmaya dönük kötü niyetli faaliyetleri anlattı. Bakan Yardımcımız Ömer Faruk Yelkenci yeni maarif modelinin amaçlarından bahseden bir sunum yaptı. Nevşehir Valisi Ali Fidan ile, Nevşehir ve Kapadokya Üniversitesi Rektörleri Semih Aktekin ve Hasan Ali Karasar hocalarımız da kısa birer konuşmayla bizi selamladı. İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali de, sanıyorum bu yıl ilk defa kongreye katılanlar arasındaydı.</p>
<p>Başka kimler yoktu ki… İki gün süren kongrede millî eğitim politikamızdan iktisat politikamıza, Filistin’de uygulanan devlet terörü ve soykırımdan liberal fikirlerin dünyadaki son dönem serencamına, sosyal medyada ifade özgürlüğünden Tanzimat öncesi dönemde piyasaya devlet müdahalesine kadar pekçok konuyu tartıştık. Bu tartışma ve fikir alışverişleri çoğu zaman panel sonrasına da taştı.</p>
<p>Liberallerin birbirini kıyasıya eleştirdiği ve sosyalizme meyletmekle itham ettiği üçüncü oturum, bu yılki kongrenin en ilginç oturumuydu bana göre. Liberalizmle dün tanışanların, bu fikriyat için yıllardan beri kalem oynatan insanlarla hiçbir kıdem ve hiyerarşi farkı gözetmeksizin, kırmadan, kırılmadan, korakor bir tartışmaya girebildiği kaç platform, kaç müessese var ki ülkemizde? LDT’nin, liberallerin ve liberalizmin farkı bu olsa gerek.</p>
<p>Kongrenin en yakıcı oturumu, Filistin’le ilgiliydi. Bir yılı aşkın süredir devam eden bu katliamı biri Çorum’da, diğeri İstanbul’da düzenledikleri eylemlerle protesto eden Metin Uçar ve Fatma Erdebir, Filistin’in ve Gazze’nin haklı dâvâsını ve bu yolda yapılabilecekleri şahsî tecrübelerinden yola çıkarak anlattı. Bu zulmün tez zamanda son bulması hepimizin dileği.</p>
<p>Ailece gidilen pikniklerde bile birşeyler unutulur ya da aksar. Yüzlerce kişinin katıldığı bu tür bir organizasyonu hiçbir aksiliğe veya karışıklığa mahal vermeden tamamlayabilmek gerçekten büyük bir başarı. Küçücük sorunlara bile el atıp ânında çözmeye çalışan tertip komitesi ile Dinler Otel’in çalışanlarına, kongrenin toplanmasında payı ve emeği olan, kongreye katılan herkese buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Seneye görüşmek üzere.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-kongresi-2024/">Liberal Düşünce Kongresi 2024</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahçeli’nin Feraseti</title>
		<link>https://hurfikirler.com/bahcelinin-feraseti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Oct 2024 12:07:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207813</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu ülkeye FETÖ mü daha çok zarar verdi, PKK mı? Benim bu soruya cevabım, hiç şüphesiz FETÖ şeklinde&#8230; PKK bu ülkeyi bölmeye çalıştı, FETÖ sinsice ele geçirmeye&#8230; PKK emellerini gerçekleştirmek için silah kullandı. FETÖ insanların haysiyetine göz dikti. Ruhunu teslim alamadığı insanları yalanla, iftirayla, tehditle, şantajla dize getirmeyi denedi. Netice alamadığı hallerde silah kullanmaktan çekinmedi. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bahcelinin-feraseti/">Bahçeli’nin Feraseti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ülkeye FETÖ mü daha çok zarar verdi, PKK mı? Benim bu soruya cevabım, hiç şüphesiz FETÖ şeklinde&#8230;</p>
<p>PKK bu ülkeyi bölmeye çalıştı, FETÖ sinsice ele geçirmeye&#8230; PKK emellerini gerçekleştirmek için silah kullandı. FETÖ insanların haysiyetine göz dikti. Ruhunu teslim alamadığı insanları yalanla, iftirayla, tehditle, şantajla dize getirmeyi denedi. Netice alamadığı hallerde silah kullanmaktan çekinmedi. Hanefi Avcı, Nedim Şener, Türkân Saylan, Necip Hablemitoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu ve Hırant Dink gibi nice isim FETÖ’nün ya gadrine uğradı veya kumpasına kurban gitti.</p>
<p>PKK’ya katılanlar ne yaptığını, neye hizmet ettiğini az-çok biliyordu. FETÖ içinde yer alanlar ise -en tepedekileri saymazsak- neye hizmet ettiğinin farkında bile değildi -ta ki 15 Temmuz’a kadar. Bu tarihten sonra FETÖ’ye hâlâ sempati duyanları, irtibatını kesmeyenleri iyi niyetli bulmuyorum.</p>
<p>Hain emellerini gerçekleştirmek için dini peçe olarak kullanan FETÖ sayesinde, öteden beri dindarlara önyargıyla bakan kesimin eline büyük bir koz geçti. O günden beri, cemaatlerin ne kadar tehlikeli olduğunun veya olabileceğinin delili olarak 15 Temmuz’u işaret ediyorlar. Onlara kalırsa her dindar riyakâr, her cemaat tehlikeli. Bu yüzden bütün dindarlara (hele hele oy isteyenlerine) ihtiyatla yaklaşılmasını istiyor, bütün cemaat ve tarikatların yasaklanmasını savunuyorlar.</p>
<p>Yanılıyorlar elbette… 15 Temmuz bir cemaatin değil, cemaat kisvesi altında örgütlenen bir suç ve terör şebekesinin işiydi. PKK’nın eylemlerinden nasıl ki bütün Kürtler mesul tutulamazsa, DHKP-C’nin eylemlerini bütün solculara teşmil etmek nasıl yanlışsa, FETÖ’nün vebalini dindarların ve tarikatların üstüne yıkmak da öyle yanlış.</p>
<p>Buna mukabil, altı çizilmesi gereken bir husus var: FETÖ’nün bir millî güvenlik meselesi olduğunu Ak Parti değil de CHP ilan etse ve FETÖ’yle dört koldan mücadeleyi CHP başlatsa/yürütse “CHP dindarları ezmek mi istiyor” sorusu zihinleri bulandırmaya devam ederdi. CHP’nin bu konuda sicili öylesine bozuk ki, CHP iktidarda iken yapılmış olsa 15 Temmuz’un arkasında Gülenistlerin olduğuna dindarları zor ikna ederdi. 15 Temmuz’un muhafazakâr bir hükümeti hedef alması, FETÖ’yle mücadelenin toplumsal desteğini de ahlakî meşruiyetini de artırdı.</p>
<p>Aynı ölçü, MHP lideri Bahçeli’nin geçen hafta Öcalan’a yaptığı “silah bıraktığını açıklayacaksan, gel Meclis’te konuş” mealindeki çağrısına da tatbik edilebilir bence. Bu çağrıyı Bahçeli’den başka kim yapsa ya ciddiye alınmaz yahut bölücülük ve teröre destek vermekle suçlanırdı. Devlet Bahçeli söz konusu olunca, kimsenin aklına bu ihtimaller gelmedi.</p>
<p>PKK ve Öcalan’la başlatılacak bir diyalog sürecine en büyük tepkinin ülkücü ve milliyetçi cenahtan geleceği hesaba katılacak olursa, hem Bahçeli’nin fedakârlığının boyutu hem de Bahçeli’nin bu çağrısının önemi daha iyi anlaşılır. Dahası, silah bırakma şartıyla müzakerelere başlanabileceğinin Bahçeli tarafından ifadesi, FETÖ’yle mücadeleyi muhafazakâr bir partinin yürütmesine benzer bir etki yaratarak muhtemel bir diyalog sürecine gelecek itirazları hafifletebilir de.</p>
<p>İyi Parti ve Dervişoğlu’ndan yükselen itirazı saymazsak, Bahçeli’nin çağrısı genel olarak müspet karşılandı. 2009-2015 yıllarını kapsayan ‘çözüm süreci’ni baltalamak için elinden geleni ardına koymayan CHP, bu defa diyalogdan yana tavır alarak çözümün adresini TBMM olarak gösterdi. Devletle kaynaşmış iki partinin (CHP ve MHP’nin) Ak Parti’yle aynı noktada buluşması ‘acaba bu defa durum farklı mı’ dedirtiyor insana. Durum farklıysa, sonuç da farklı olabilir.</p>
<p>Çözüm süreci olarak adlandırılan bir önceki tecrübede Ak Parti tek başına inisiyatif aldığından, sürecin başarıya ulaşması yahut çökmesi bütünüyle Erdoğan’ın hanesine yazılacaktı. Bu yüzden, Cumhuriyet tarihinin bu en önemli projesinin başarıya ulaşmaması için çok şey yapıldı.</p>
<p>Süreç devam ederken şehirlere silah ve bomba yığarak terörü yeniden başlatacağı günlerin hesabını yaptığı sonradan ortaya çıkan PKK, 22 Temmuz 2015’te Ceylanpınar’da yeniden silaha sarılarak çözüm sürecini fiilen çökertti. Kürt siyasal hareketinin o dönemki amiral gemisi olan HDP’nin PKK’yı durdurmaya gücü yetmezdi belki, fakat kınayabilir, şiddete son verilmesi çağrısında bulunabilirdi. Yapmadı.</p>
<p>Çözüm sürecinin akamete uğradığı günlerde, terörü ve şiddeti pazarlık gücünü artıran bir seçenek olarak masada tutmaya çalışan PKK/KCK’nın mı; hak ve hürriyet talebini demokratik yollarla hayata geçirmek isteyen, çoğunluğu Kürtlerden müteşekkil insanların mı temsilcisi olduğuna karar vermesi gereken HDP’nin yerinde bugün DEM Parti var.</p>
<p>Halihazırda DEM Parti’nin temsil ettiği Kürt siyasal hareketi ile PKK/KCK çizgisi öteden beri iç-içe geçmiş durumda. Bu ilişkide DEM’in öne çıkması, PKK/KCK’nın ise geriye çekilip kendini lağvetmesi gerekiyor. Acaba öyle olacak mı? PKK’nın ne düşündüğünden bağımsız olarak, DEM Parti bunu istiyor mu?</p>
<p>DEM’e düşen bir başka şey, Kandil’in söz ve eylemlerini mütemadiyen tasdik eden bir pozisyondan Kürt meselesinde asıl söz sahibinin kendisi olduğunu gösterir bir pozisyona doğru ilerlemek ve bu pozisyonunu başta Kandil olmak üzere bütün paydaşlarına kabul ettirmek… Bu esnada PKK/KCK’yı dağdan inip ‘temelli’ olarak silah bırakmaya, Kürtler ve bölge adına her ne talep ediliyorsa bunu elde etmenin hem en makul, hem de tek meşru yolunun demokratik siyasete sarılmak olduğuna ikna etmeli. DEM buna hazır mı?</p>
<p>Bu beklentilere vaktiyle HDP cevap verememişti. Bakalım DEM Parti verebilecek mi? Samimiyetlerine inanıp ciddiye alabilmemiz için bu soruların cevap bulması lâzım. Sanırım biraz zamana ihtiyaçları var.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bahcelinin-feraseti/">Bahçeli’nin Feraseti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Davutoğlu</title>
		<link>https://hurfikirler.com/davutoglu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Oct 2024 14:02:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207798</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ak Parti’den kopan kırgınların toplandığı Gelecek ve DEVA Partileri hakkında birşeyler yazmayı ne zamandır düşünüyordum. Abdulkadir Pekel’in Davutoğlu hakkındaki yazısı, çoktandır ertelediğim bu yazı için hoş bir vesile teşkil etti. Hemen belirteyim ki Davutoğlu ve partisiyle ilgili beklentilerim Pekel’inki kadar yüksek değil. Hiçbir zaman da olmadı. Lâkin saygın, ciddi, dürüst ve çalışkan kişiliğini hep teslim [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/davutoglu/">Davutoğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ak Parti’den kopan kırgınların toplandığı Gelecek ve DEVA Partileri hakkında birşeyler yazmayı ne zamandır düşünüyordum. <a href="https://hurfikirler.com/davutoglunun-siyasete-onurlu-vedasi/">Abdulkadir Pekel’in Davutoğlu hakkındaki yazısı</a>, çoktandır ertelediğim bu yazı için hoş bir vesile teşkil etti.</p>
<p>Hemen belirteyim ki Davutoğlu ve partisiyle ilgili beklentilerim Pekel’inki kadar yüksek değil. Hiçbir zaman da olmadı. Lâkin saygın, ciddi, dürüst ve çalışkan kişiliğini hep teslim ettim. Mamafih, bu durum Davutoğlu’nu tenkide mani değil. Bu yazıda bir zamanlar CHP’lilerin, sonrasında Ak Partililerin yaptığı gibi ifrada düşmemeye çalışacak, somut örnekler üzerinden ilerleyecek ve olabildiğince tarafsız kalacağım.</p>
<p>Davutoğlu’nun en çok eleştirildiği konuların başında, Başbakan olduğu dönemde Şehir Üniversitesi’ne tahsis ettiği arazi ve imkânlar geliyor. Bu meselede onu töhmet altında bırakmak isteyenlerin iyi niyetli olmadığını düşünüyorum. Vaktiyle Koç Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi gibi diğer vakıf üniversitelerine de benzer tahsisat yapıldı. Şehir Üniversitesi’nin talihsizliği, Erdoğan’la siyasî kavga hâlindeki Davutoğlu’na yakın olmaktı sadece. Filler tepinirken olan çimenlere oldu ve Şehir Üniversitesi kapatıldı. Bu yanlıştan dönülmeli, Şehir Üniversitesi’nin tüzel kişiliği ve geçici olarak kullanımına tahsis edilen memalik iade edilmeli.</p>
<p>Bir başka eleştiri konusu, Davutoğlu’nun Başbakan olduğu dönemde AB ile yaptığı ‘düzensiz göçmenlerin iadesi’ antlaşması idi. Reisin ve reisçilerin şiddetle karşı çıktığı bu antlaşmaya göre Türkiye’den AB ülkelerine yasadışı yollarla girdiği tespit edilen göçmenlerin tamamı Türkiye’ye iade edilecek, buna mukabil Türkiye kendi belirleyeceği aynı sayıdaki göçmeni AB ülkelerine gönderecekti. Ayrıca Türkiye’ye malî yardımda bulunulacak, Türk vatandaşlarının AB ülkelerinde serbest dolaşımı için müzakereler başlayacaktı.</p>
<p>Davutoğlu’nun ‘diplomatik bir başarı’ olarak gördüğü ve gösterdiği bu antlaşma, özü itibariyle doğruydu bana göre. Ne var ki gıdım gıdım ve gecikmeli olarak gönderilen malî yardım dışındaki hükümleri uygulanmadı. Serbest dolaşım başta olmak üzere diğer hükümleri AB tarafından açıkça ihlâl edildiği halde, bu ihlâl hiçbir sonuç doğurmadı. Zira antlaşmanın ihlâli halinde bir müeyyide öngörülmemişti. Antlaşma fevkalâde idi, fakat sadece kâğıt üstünde!..</p>
<p>Danışmanlık, Bakanlık ve Başbakanlık yaptığı dönem boyunca dış politikanın tayininde müessir olduğuna göre, Erdoğan’a yöneltilen oklardan bir kısmının Davutoğlu’na yönelmesi beklenir. Âdil olan bu. Hal böyleyken, doğru tercih ve kazanımların tamamı Davutoğlu’na, kayıp ve yanlışlar Erdoğan’a yazılıyor. Bunun en tipik örneği, Suriye politikasına yönelik eleştirilerde karşımıza çıkıyor. Hükümeti ‘Suriye batağına girmek’le itham eden muhalifler bu politikanın banisi Davutoğlu’na tek laf etmedikleri gibi, 2023 Mayıs seçimlerini kazansalardı onu Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve muhtemelen yeniden Dışişleri Bakanı yapacaklardı.</p>
<p>İster Erdoğan’a, ister Davutoğlu’na mal’edelim, hükümetin Suriye politikası ahlâkî bir zemine oturuyordu ve doğruydu. Ne var ki bu politikayı sahaya aktaracak siyasî ve ekonomik güce sahip değildi. Bu açığın, ABD ile işbirliği yapılarak kapatılması planlanmıştı. O dönem ABD ile Türkiye’nin bu konuda anlaştığına dair çok şey yazılıp çizildi. Lâkin Afganistan ve Irak’tan asker çekerek o yılki Nobel Barış ödülüne bir adım daha yaklaşmayı planladığı bir dönemde Suriye’de yeni bir cephe açmak istemeyen Obama son anda çark edince, Türkiye sahada yalnız kaldı.</p>
<p>Dediğim gibi, Ak Parti’nin Suriye politikası yanlış değildi. Lâkin bu politikayı hayata geçirebilmek için ABD’nin desteğine ihtiyaç duyduğunu unutarak (ve Obama’nın kaypaklık yapacağını hesaba katmayarak) siyasî ve ekonomik kapasitesinin ötesinde bir işe girişti. Mamafih, Obama sözünde dursa veya ABD’nin elindeki güç ve imkân Türkiye’de olsaydı, Suriye’deki zulüm çoktan bitmişti.</p>
<p>Dış politik çizgisine hâkim olan aşırı özgüven ve emperyal lisanla Davutoğlu, Erdoğan’a göre daha radikal bir isim, hatta bir nevi neo-Osmanlıcı. Lâkin aynı özgüven ve kararlılığı, Başbakan olduğu dönemde Süleyman Şah türbesini korumakta gösteremedi. IŞİD saldırısına uğramasını engellemek için Halep civarındaki bu türbenin (anakaramızın dışındaki tek vatan toprağının yani) sınır hattına yakın bir yere taşınması emrini bizzat verdiğini, operasyonun gerçekleştiği sabah gururla açıklamıştı!&#8230; Halbuki büyük (emperyal) devletler, kaç kilometre ötede olursa olsun vatan toprağını korur, gelecek her saldırıya ânında mukabele edeceğini duyurur ve dahi eder. 1982 yılında İngiltere, taa Arjantin kıyılarındaki Falkland Adaları için bunu yapmıştı. Biz de böyle yapmalı ve Suriye içindeki bu vatan toprağına dokunana dünyayı dar edeceğimizi duyurmalıydık.</p>
<p>Dünyada IŞİD karşıtı bir kamuoyu zaten vardı. Daha önemlisi, uluslararası hukuk da bizden yanaydı. Türbeyi taşımasak, asker değişimi ve lojistik destek vermek üzere sınırımızla Halep arasındaki sahada muntazaman devriye atarak IŞİD ile birlikte PKK/YPG güçlerini de bu bölgeden uzak tutabilecektik. Bugün bunun için Suriye ve Rusya’yla anlaşmak zorundayız. Halep’te ne işiniz var derlerse, şu an verecek cevabımız yok. Ama o gün vardı.</p>
<p>Halep’le Türkiye’yi uluslararası hukuk çerçevesinde birbirine bağlayan hayatî bir koridorun kontrolü, <em>Stratejik Derinlik</em> peşinde koşan Davutoğlu’nun emriyle yapılan bir operasyonla elimizden çıktı. Davutoğlu’nun en büyük hatalarından birisi olan Şah Fırat operasyonu asla yapılmamalı, o bölgedeki Türk varlığı her türlü çatışma riski göze alınarak korunmalıydı. Bu tür koridorların tesisinin ve elde tutulmasının zorluğu, Zengezur koridoru için on yıllardır mücadele verdiği halde istediği sonuca hâlâ tam olarak ulaşamayan Azerbaycan’ın hâline bakarak daha iyi anlaşılabilir. Ne yapıp edilmeli, Süleyman Şah türbesi eski yerine taşınarak Halep’le aramızdaki koridoru yeniden faal hâle getirilmeli.</p>
<p>22 Kasım 2015 tarihinde, hava sahamızı ihlal ettiği gerekçesiyle Rus savaş uçağı düşürülmüştü, hatırlarsanız. Dönemin Başbakanı Davutoğlu, uçağın düşürülme emrini de bizzat kendisinin verdiğini açıklamıştı. Ağızından düşürmediği bu “bizzat”, “emir” ve “talimat” vurguları, Erdoğan’la arasının açılacağı dönemin işaret fişekleriydi, bir bakıma.</p>
<p>Sonradan yaşanan gelişmeler, Rus uçağının iki ülke arasında kavga (hatta belki savaş) çıkararak Ak Parti’yi zora sokmak isteyen çevreler tarafından hükümetin bilgisi ve izni dışında düşürüldüğüne dair şüpheler uyandırdı. 15 Temmuz sonrasında FETÖ üyeliğinden tutuklananlar arasında Rus uçağını düşüren pilotun da bulunması vaziyete açıklık getirdi: Vur emrini FETÖ vermişti.</p>
<p>At izinin it izine karıştığı, FETÖ’nün devletin her kademesine sızdığı bir dönemde yanlış istihbaratla beslenerek yanıltılması pekâlâ mümkün olan Davutoğlu’nu da, bu meselede onu destekleyen Erdoğan’ı da suçlamıyorum. Ancak bu aceleci açıklamalar yüzünden Rusya ile harbe bile girebilirdik. Neyse ki Putin bu meselede daha aklıselim ile davrandı.</p>
<p>Ak Parti’yi popülizm girdabına sürükleyen ilk hamleler de Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde geldi. Kılıçdaroğlu’nun bol keseden vaatlerine kayıtsız kaldığı Haziran 2015 seçiminde Meclis çoğunluğunu kaybeden Davutoğlu, hükümetin kurulamaması üzerine aynı yılın Kasım ayında yapılan ikinci seçim öncesinde popülizm rüzgârına teslim oldu ve asgari ücret üzerinden vites yükseltmeye başladı.</p>
<p>Popülizm mikrobu Ak Parti’nin bünyesine Davutoğlu döneminde girdi. O güne kadar popülizme bulaşmayan Ak Parti, yasak elmanın tadını almıştı bir kere. Davutoğlu’nun 2015’te yuvarladığı ilk kartopu zamanla büyüdü ve 2023 seçimleri öncesi çığ olup başımıza düştü. Vebalini birkaç nesil boyunca ödeyeceğimiz EYT, Ak Parti’nin ve Erdoğan’ın en popülist hamlesi olarak tarihe geçti.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan gündelik işleri kendi adına yürütecek, saygın ve güvenilir bir çalışma arkadaşı arıyordu. Bu ismin Davutoğlu olabileceğini düşündü. Cumhurbaşkanına saygıda kusur etmeyen, hatta onunla istişareye açık bir isim olan Davutoğlu ise işleri kendi nâmına ve kendi bildiğince yürütmek, yani hakiki bir Başbakan olmak istiyordu. Bu, aynı ipte iki cambazın oynamaya çalışması demekti.</p>
<p>Davutoğlu talebinde haklıydı. Lâkin Erdoğan, şu an çok azımızın havsalasının aldığı kadar tarihî bir şahsiyet. Halen yaşıyor ve aktif siyaset yürütüyor olması, bu hakikati tespitten çoğumuzu alıkoyuyor. Atatürk hayatta iken İnönü’nün, Ecevit’in, Baykal’ın, Kılıçdaroğlu’nun yahut Özel’in onun önüne geçmesi, ona rağmen Başbakanlık yapması ne kadar mümkünse, Davutoğlu’nun Erdoğan’a rağmen veya onu atlayarak Başbakanlık yapması da o kadar mümkündü. Davutoğlu bu hakikati görmedi veya değiştirebileceğini zannetti.</p>
<p>Peki Davutoğlu bundan sonra ne yapmalı?&#8230;</p>
<p>Bana göre yapabileceği en iyi ilk şey, bilgi ve birikimini gelecek kuşaklara aktaracağı bir enstitü kurup başına geçmek. İkincisi ise hatıralarını yazmak. Bu ikisi, siyasetçilerimizde ender görülen hassalar.</p>
<p>Peki Erdoğan ne yapmalı?&#8230;</p>
<p>Bilindiği üzere Erdoğan’ın siyasetteki son düzlüğü bu. Önümüzdeki ay toplayacağı olağan kongrede tarihî bir çağrıda bulunarak çeşitli sebeplerle Ak Parti’den kopan yol arkadaşlarını yeniden partiye davet etmeli. Davutoğlu, siyasî hayatını eski Başbakan ve partinin muteber isimlerinden biri sıfatıyla Ak Parti’de noktalamalı.</p>
<p>Erdoğan sonrası dönem mi? Onu o zaman düşünür…</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/davutoglu/">Davutoğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
